Dünyanın ekonomi-politik sıklet merkezinin Atlantik'ten Asya- Pasifik'e doğru hareket ettiği, Türkiye'nin küresel sistemin gerçek manada merkezine yerleştiği bir konjonktürde, son 25 yıldır pek çok mecrada kaleme aldığımız yazılarımızda, görsel ve işitsel medyada dile getirdiğimiz ifadelerimizde, esas Türkiye'yi, Canım Vatanımızı Güney Doğu Asya'dan, Afrika'dan, Latin Amerika'dan dinlememiz gerektiğini, Ülkemizin söz konusu coğrafyalarda yükselen ehemmiyetine, Türkiye'ye yüklenen anlama kulak vermemiz gerektiğini ifade ederdim. Malezya Başbakanı Enver İbrahim'in Sayın Cumhurbaşkanımız ve ülkemiz için ifadelerinden, ülkemiz, bölgemiz ve dünya için 'Milli Şuur'la geleceği inşa etmedeki paha biçilmez rollerini güçlü bir şekilde vurgulamalarından duyduğumuz gururu ifade etmeye kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Türkiye'nin modern tarihi boyunca olmadığı şekilde öz güvenli bir ülke olarak, geçmiş beklentilerin prangalarından artık kurtulmuş bir ülke olarak, bir küresel güç haline dönüşmüş olması, artık özgürleşme ve geleceğe anlamlı bir şekilde yürüme imkanı kazanmış Türk halkıyla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Başbakan Enver İbrahim, Sayın Cumhurbaşkanımızın da sınırların ötesine geçen, etkisi hissedilen bir lider olduğunu; tüm dünyada sevilen, takdir görülen bir lider olarak kendileriyle birlikte olmaktan gururlandıklarını belirtti. Malezya ve Endonezya, bugün ve gelecek adına, aynı hassasiyetler, İslam Dünyası'nın yüceltilmesi adına aynı hedefler doğrultusunda gönül birlikteliğimiz olan ülkeler. Bu nedenle, dünya ekonomisi ve küresel ticarette sürdürülebilir işbirliği adına birlikte pek çok proje yürüteceğimiz, birlikte strateji oluşturacağımız ülkeler.
Küresel ekonomi-politik sistem son 80 yılın en büyük depremini yaşarken, küresel ekonomi-politik sistemin sıklet merkezi doğuya doğru hareketini sürdürürken, Cumhurbaşkanımız Erdoğan son dönemde giderek artan dayatmaları, imtiyazlarını kaybetmek istemeyenlerin çırpınışları olarak değerlendirdiklerini ifade ederken, haklı olanın güçlü değil, gücü elinde bulunduranın her zaman haklı çıktığı bu adaletsiz düzene itirazımızı her zeminde açıkça dile getirdiklerini vurgulamakta. Türkiye olarak, her şeyden önce nüfusu yaklaşık 2 milyarı aşan İslam Aleminin temsil edilmediği bir yapının kendisi adil olmadığı için adalet de dağıtamaz olduğuna inandıklarını ifade eden Cumhurbaşkanımız, dünya nüfusunun dörtte birinin dışlandığı bir yapının güvenlik dağıtması, küresel istikrar ve barışa hizmet etmesinin elbette beklenemeyeceğine işaret ediyor.
'Dünya beşten büyüktür' şiarıyla, ekonomiden diplomasiye, ticaretten güvenliğe sorunların çözümü için yeni bir anlayışa, yeni bir küresel düzene ihtiyacı olduğunu her daim vurgulayan Cumhurbaşkanımız Erdoğan, tüm kıtalarda büyük bir çağrıya, büyük bir farkındalığa imza atarak, herkesi kucaklayan, adil, paylaşımcı, farklılıkları zenginlik olarak gören ve güven esasına dayalı bir sistemin inşasının tercihten öte bir zorunluluk olduğu yönündeki uyanışa da liderlik etmekte. Cumhurbaşkanımız, çatışmaların değil barışın, korkunun değil güvenin, terör ve şiddetin değil huzurun, yokluğun değil refahın egemen olduğu bir dünyanın inşa edilebilirliğine evvelemirde önce yükselen ekonomilerin, yani bizim inanmamız gerektiğini hatırlatıyor. 'Daha adil bir dünya mümkün' derken, mevcut sistemden çıkar sağlayan 'imtiyazlılar kulübü' bunu istemese de ekonomik, ticari, sosyal ve uluslararası temsil bakımından daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna işaret ediyor. Türkiye 'Milli Şuur', 'Milli Egemenlik' ve Bağımsızlık düsturu ile kendi 'yüzyılı'nı inşa ederken, artık yeni coğrafyalarda ortak hikayeler yazma zamanı.