22 yıldır bu lafı kaç kez ettim, bilmem..
Ama Sevgili Boğaziçi Üniversitem, sezon boyu her çarşamba harikalar yaratmaya devam ediyor..
Bu hafta "Üç Çalgıcıdan Kıvılcımlar"dı konserin başlığı..
Üç çalgıcı, dünya çapındaki çelistimiz Çağ Erçağ, uluslarası ünlü orkestra şefi ve piyanistimiz İbrahim Yazıcı ve ülkemizden çok Amerika'da tanınan kemancımız İbrahim Türkili..
Üçlü, konsere Mendelssohn'un Piyanolu Triosu ile başladı. Sonra ikişer solo seslendirdiler.
İkinci yarının tümünü de Brahms'ın piyanolu triosuna ayırdılar..
Bana sorarsanız, ezeli eleştirimi yapıyorum.
Albert Long Hall, bir Klasik Müzik Salonu değil.. Genç Üniversitelileri Klasik Müziğe aşina yapma, sevdirme, kazanma yeri.
O zaman mümkün olduğunca Light Klasik Müzik ve popüler parçalar çalacaksın.
Gözleriyle gördüler. O gece salonda pek çok bölüm arasında bile alkışlayan vardı. Züppeler kızarlar, sanki biz anamızın karnında öğrendik ne zaman alkışlayacağımızı..
Ben sevinirim.. "Bak, salonda yeniler var.. Geleceğin klasik severleri..
Yaşasın.." Ben bu seyirci için öyle Brahmslar seçerdim ki mesela, o salonu yıkardım.
Kim yıktı salonu peki?.
Çağ Erçağ kardeşim, can kardeşim..
İki solosunda, önce Kuğu'yu çaldı.
Camille Saint- Saens'in, gelmiş geçmiş en büyük çello virtüözü Pablo Casals'a ithaf ettiği söylenen Kuğu, bu sazın en ünlü eseridir ve bu üne de layık bir efsanedir.
Casals'ı YouTube'den çok dinledim.
Sonra Çağ'dan dinledim.. İnanın Casals düzeyinde çalıyor Çağ da..
Dünyanın dört bir yanından davet alması bu yüzden.
O ana kadar çoğu kibarlık alkışları duyulmuşken, Kuğu'da yıkıldı salon, "Bravo" çığlıklarıyla..
Ardından kendi bestesi Karadeniz'i seslendirdi.
İçinde minik bir de horon olan, Karadeniz.. Bitince ne oldu tahmin edersiniz!.