YÜCEL ACER

Başkan Trump, Uluslararası Hukuk Ve Geleceğe Dair Öngörüler

Her dönemde ama özellikle iletişim ve yıkım teknolojilerinin bu derece arttığı günümüzde küresel adalet sistemine duyulan ihtiyaç daha da büyüktür. İçeriğinin ve işleyişinin adil olduğu küresel adalet ya da küresel sistem, esasen küresel hukukun yani uluslararası hukukun içeriğinin ve işleyişinin adil olmasının sağlanması anlamına gelmektedir. Devletler ve onların kurduğu uluslararası örgütlerden oluşan ve adına uluslararası toplum dediğimiz, sistemin işleyişini düzenleyen uluslararası hukuk, hem düzenlediği konular hem de hem de devletlerin tamamını kapsayan bir hukuk düzeni olarak günümüzde küresel ölçekte adaletin yegâne sağlayıcısı olabilecek bir kapsama ulaşmıştır.

Oysa günümüzde uluslararası hukukun durumu küresel adaleti kurma anlamında hiç de iç açıcı bir durumda değil. Özellikle BM'nin kurulması ve Genel Kurul'da sömürgecilikten bağımsızlığını kazanmış nispeten zayıf devletlerin çoğunluğu elde etmesiyle uluslararası hukuk kurallarının kendileri, yani içerikleri, görülmemiş derecede adaleti vaat eden kurallar haline gelmiştir. Uluslararası hukuk kuralları sadece güçlünün değil zayıfın da hakkını koruyan kurallar olma yönünde ciddi mesafeler kat etmiştir. BM Genel Kurulu'nun çalışmaları ile oluşturulan küresel uluslararası sözleşmeler, insan haklarından çevrenin korunmasına, silahlı güç kullanımından soykırım suçu gibi bazı uluslararası suçların önlenmesine kadar birçok önemli toplumsal konuları layıkıyla düzenlenmektedir.

Ancak sıra bu "ideal" sayılabilecek kuralların işletilmesine geldiğinde ortada adil işleyebilecek bir yaptırım sisteminin bulunmadığını görüyoruz. Devletler üzerinde, bütün devletleri bağlayan kararlar alıp gerekirse zorlayıcı tedbir uygulayacak bir otoritenin kurulmamış olması, uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasında adaletli bir sistemin değil, güce dayalı yani adaletsiz bir sistemin işlemesine yol açmaktadır. O nedenledir ki, örneğin ABD desteğine sahip İsrail gibi devletlerin ağır uluslararası hukuk ihlalleri ne durdurulabilmekte ne de ihlalleri gerçekleştirenler gereği gibi cezalandırılabilmektedir.

Güce dayalı sistemin yarattığı adalet boşluğu, güçlü devletlerin küresel düzeyde büyük istismarlarına imkân tanımaktadır. Uluslararası hukuk kurallarını uygun gördükleri gibi yorumlayıp her eylemlerini hukuki göstermek, çıkarları gerektirdiğinde uluslararası hukuk kurallarının işlemesini sağlayıp, gerektirmediğinde işletilmesini engelleyen tutumlar sergilemek en çok göze çarpan yaklaşımlardır. Küresel adaletin ve uluslararası hukukun gereklerine değil, kendi çıkarlarına odaklı bu yaklaşımlar şiddetin önlenmesi ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması gibi temel toplumsal konularda dahi böyle işletilmektedir.

Esasen Başkan Trump, Beyaz Saray'a dönmeden önce de uluslararası hukuk güçlü devletlerce özellikle bu yaklaşımlarla çiğnenmekte idi. Ancak dokunulmaz kabul edilen uluslararası hukuk normlarının, özellikle de barış ve savaş döneminde temel insan haklarını koruyan normların daha yaygın ve daha ağır sonuçlu bir şekilde ihlal edilmekte olduğunu söylemek mümkündür. Güç kullanımı, insan hakları, çevre ve ekonomiyle ilgili kurallar bir asır öncesine göre daha derin ihlallere maruz kalmaktadır.

Trump'ın, ikinci dönem başkanlığa seçildikten ve göreve resmen başlamasından bu yana yaptığı açıklamaların dayanağının ya da sınırlarının hukuk kuralları değil, güç ve bu bağlamda tehdit unsurları olduğunu görmekteyiz. Filisin ve özelde Gazze'nin durumuna dair hem önerileri hem de önerilerinin kabul edilmemesi durumunda eklemlediği tehditler, açıkça uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Gazzelilerin, Gazze'den çıkarılıp bölgenin ABD tarafından imar edileceği teklifi, bu olmazsa "hiç kimse güvende olmaz" türünden güce dayalı tehditlerin tamamı, uluslararası hukukun temel normlarını ihlal etmektedir. Trump'ın Gazze'nin yerleşik halkını Gazze'den çıkarma planı, Cenevre Sözleşmeleri'nin ilgili hükümlerine, UCM Kurucu Antlaşması'na ve BM'nin ilgili kararlarına açıkça aykırıdır. Böyle bir planın uygulanması yönündeki herhangi bir girişim, uluslararası hukukun temel birçok normuyla açıkça çelişmektedir.

Yakın zamanda Trump'ın Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın bitirilmesine ilişkin yaklaşımlarının da bazı temel normlarla çeliştiği söylenebilir. Rusya'yı Çin'e karşı yanına çekme hamlesinin bir unsuru olarak Rusya ile Ukrayna üzerinden anlaşma çabasının, Rusya işgali altındaki bazı Ukrayna topraklarının bu şekilde bırakılmasına yönelik bir yaklaşım içerdiği söylenebilir. Ukrayna'nın savaş boyunca şu ana kadar ABD'ye bağımlılığı ve bundan sonra da bağımlı olması unsuru üzerinden, Ukrayna'nın uygun görmeyeceği toprak tavizinin de barış sürecinde kabul edilmesi yönünde bir baskı uygulanmaktadır. Uluslararası Hukuk'ta Milletler Cemiyeti ve özellikle Birleşmiş Milletler Antlaşması sonrasında savaş yolu ile bir devletin ülkesinin işgali ve/veya ilhakı temel yasaklardan birisidir. Hem bu yasağın ihlalinin önünün açılması hem de bunun baskı yolu ile yapılması küresel hukuk siteminin gelecekteki gücüne dair umutları ve süreçleri zayıflatacaktır.

Esasen eskiden beri temelde "doğal hukuk" anlayışının gereği olarak, güç kullanımı, soykırım, işkence, kölelik, apartheid ve sivilleri hedef alması gibi eylemler zıt devlet uygulamalarına rağmen yasaklanmıştır. Bu temel normlara dayanmakta olan uluslararası hukuk bağlamında Trump dönemimin bundan sonraki evrelerinin nasıl geçeceğine dair umutların güçlü olduğunu söylemek ise zor gözüküyor. Hatta nihayetinde Trump'ın hukuka aykırılıklarını "incir yaprakları ile gizlemeye" ihtiyaç duymadığını ifade edenler dahi bulunmaktadır.

ABD gibi güçlü bir devletin, Başkan Trump döneminde mevcut ve muhtemel hukuk ihlallerine karşı bazı devletlerin öncü roller ya da "lider rolü" oynamasının faydalı olacağı ifade edilmektedir. Güney Afrika, Soykırım Sözleşmesi'ni uygulama yönünde Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı bir dava açmıştır. Yeni Zelanda, nükleer silahları yasaklamada önde gelen bir devlet olmuştur. Pasifik Ada ülkeleri, iklim değişikliğine karşı mücadelede liderlik etmektedirler. Avusturya, Vatikan ve diğerleri, nükleer silahlar da dâhil olmak üzere yapay zekâ destekli otonom silahları yasaklamak için muhtemel anlaşmalara liderlik etmektedirler. Türkiye, özellikle BM'nin kapsamlı reforma tabi tutularak küresel adalet sisteminin kurulması çabalarına öncülük etmektedir. Önümüzdeki süreçte, küresel adaletin güçlendirilmesi anlamında bu tür liderliklere daha fazla ihtiyaç duyulacağı öngörülebilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.