Hocalık hayatımda çok isteyip de bir türlü denk getiremediğim için veremediğim derslerden biri doğrudan doğruya bir Avrupa dersidir. Avrupa'nın ne olduğunun, nasıl bir 'düşünce' olarak tasavvur ve tersim edildiğinin tartışıldığı bir ders. 18. yüzyılın, 19. yüzyılın, 20. yüzyılın Avrupa'sı, kültürel kaynakla- rı ve o kaynakların biçimlendirdiği siyaset ile iç içe Avrupa. Bir yanda Yahudi- Hıristiyan zemin üstüne oturmuş, Antik Yunan'ın, Aydınlanma'nın, modernleşmenin Avrupa'sı, bir yanda tarihçi Mark Mazower'in tanımıyla 'Karanlık Kıta' Avrupa!..
O dersten sonra bir de Avrupa'nın Bilinçdışı diye bir ders vermek isterdim. Sadece kavramlar üstünden ilerleyen bir ders olurdu bu. Ve o dersin anahtar -kilit kavramlarından birisi olarak da 'Faşizm'i seçerdim. Tamam, Barrington Moore'dan beri farklı Faşizmlerin bilincindeyiz. Ama bu kavramın en 'saf' ve en 'incelikli' cinsi gene Avrupa'da şekillendi.
***
Nazizm bir
ebedi Avrupa düşüncesinin başka bir formuydu.
Antik Yunan ve
Roma o düşüncenin arkasındaydı.
5 milyon Yahudi'nin öldürüldüğü bir siyasette insanlar
Beethoven dinleyerek ağlıyor,
Hitler, cenazesinde
Bruckner çalınmasını istiyordu.
Bu Faşizm düşüncesi Avrupa'da asla yok olmaz. Olmadı. Gelecekte kaybolmasını dilerim. Ama ortadaki durum beni umutlu olmaktan alıkoyuyor. Tersine, kulaklarımda
Almanya'nın kıblegâhı olmuş Faşizmin mesela
Fransa'da daima canlı olduğunu söyleyen sesler var.
İtalya ve
İspanya Faşizme neden kaydı? O ebedi '
baba' düşüncesi ile iç içe geçmiş
yabancı düşmanlığı kendiliğinden mi doğdu?
Tanpınar, 'Türkiye'de demokrasinin geldiğini hiç görmedim ama gittiğini birkaç kere gördüm' demiş. Ben de öyle düşünüyorum. Faşizmin Avrupa'dan gittiğini hiç görmedim ama geldiğini birçok kere gördüm.
***
O duygunun son merhalesindeyiz. Elbette şimdilik. Her şey daha ileri gidecek, daha kötü olacak.
Derrida'nın o dostluk, komşuluk hakkında yazdığı onca düşünceye rağmen kendisine daima bir '
düşman yabancı' arayan bu toprak şimdi de
Müslümanları ve İslam'ı kendisine hedef seçti. Daha ılımlı duran ve
Churchill'in 'beyler, kusura bakmayın,
demokrasi İngilizce konuşan toplumların işidir' demesine müncer olan
İngiltere'nin en seçkin gazetelerinde en yüksek yazarların yazdıkları ortadayken her zaman Faşizmle iç içe geçmiş
Fransa'da yazılanlara ve daha beteri yapılanlara mı şaşacağız?
Hayır! Ben daireyi genişletiyorum. Avrupa'daki
İslamofobi'nin artık bir
Ortadoğu fobisine döndüğünü düşünüyorum.
Avrupa OD'dan nefret ediyor. Onu sadece bir '
kaynak' olarak görüyor.
Strateji savaşlarının bir piyonu OD, Avrupa için. Bu muhakemede olan Avrupa'dan şimdi
göçmenlere kucak açmak ne demek, imkân yaratmasını beklemek bile manasız.
Olsaydı bugüne kadar olurdu. Avrupa'da her göçmen teknesi battığında 3-5 yüz kişi ölüyor. Ne yaptı bugüne kadar o anlı şanlı Avrupa? İnsan haklarının felsefesini üreten, yapan Avrupa'nın
Merkel'i,
Holland'ı onları bünyesine kabul mu edecek, Müslümanlar yaşadıkları ülkelerde büsbütün
gettolaştırılırken ve zaman zaman
pogromlar yaşanırken? Avrupa o ölen göçmenleri
sosyal Darwinizmin bir 'gereği' olarak görür ve '
doğal ayıklama' sayıp birkaç timsah gözyaşından sonra başını öte yana çevirir.
O kıyıda yatan
Aylan, Avrupa faşizminin son kurbanıdır. Uzun lafın kısası...