Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye, savaşlardan yorgun çıkmış, sanayisi son derece sınırlı, nüfusunun büyük bölümü tarımla geçinen yoksul bir ülkeydi. Sermaye yoktu, altyapı yetersizdi. Ama büyük bir hedef vardı: Ekonomik bağımsızlık.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir İktisat Kongresi'ni toplaması tesadüf değildi. Siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerektiğini biliyordu.
Aradan 103 yıl geçti. Yaklaşık 13 milyonluk nüfusumuz 86 milyonu aştı. Bir zamanlar birkaç milyar dolarlık büyüklüğe sahip olan Türkiye ekonomisi, 2026 tahminine göre 1.8 trilyon dolara yaklaşıyor. Dünyanın en büyük 16'ncı ekonomisiyiz. Satın alma gücü paritesinde ise 11'inci sıradayız.
1923'te Türkiye'nin ihracatı yalnızca 50.8 milyon dolardı. 2025'te 273.3 milyar dolara ulaştı. Yani ihracatımız dolar cinsinden yaklaşık 5 bin 380 katına çıktı. Hizmet ihracatıyla birlikte bu rakam 396 milyar dolara yaklaşıyor.
Üstelik değişen yalnızca rakamlar değil. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ağırlıklı olarak tarım ürünleri satan Türkiye, bugün otomobilden beyaz eşyaya, makineden elektronik ürünlere, savunma teknolojilerinden yazılıma kadar geniş bir alanda dünyaya ürün ve hizmet sunuyor.
İlk yıllarda kurulan fabrikalar, demiryolları ve bankalarla başlayan kalkınma hamlesi; özel sektörün gelişmesi, planlı sanayileşme, dışa açılma ve küresel üretim zincirlerine katılımla devam etti.
Bugün Türkiye, G20 üyesi ve Avrupa'nın önemli üretim merkezlerinden biri. Otomotiv, tekstil, beyaz eşya, müteahhitlik ve turizmde uluslararası ölçekte rekabet ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki son 23 yılda ulaştırma altyapısı, enerji, sağlık, savunma sanayisi ve teknoloji yatırımları ekonomik dönüşümün önemli başlıkları oldu. Marmaray, Avrasya Tüneli, büyük köprüler, otoyollar ve havalimanları ulaşım ağını genişletirken, Karadeniz doğalgazı, yerli sondaj filosu ve enerji yatırımları dışa bağımlılığı azaltma hedefini öne çıkardı. Savunma sanayisindeki dönüşüm ise özellikle dikkat çekici. Yerlilik oranı yüzde 20'ler seviyesinden yüzde 80'in üzerine çıktı. Türkiye artık İHA ve SİHA teknolojileri başta olmak üzere yüksek katma değerli savunma ürünleri ihraç ediyor. Erdoğan'ın Türkiye Yüzyılı vizyonunda tam bağımsızlık, yerli üretim, yüksek teknoloji ve küresel rekabet gücü temel hedefler arasında.
Türkiye'nin son yıllarda güçlenen diplomatik rolü de bu hikâyenin önemli bir parçası. Rusya-Ukrayna savaşında taraflarla görüşebilen, Karadeniz Tahıl Girişimi'nde kritik rol oynayan, Somali ile Etiyopya arasında arabuluculuk yapan Türkiye, uluslararası diplomaside önemli bir konuma sahip. Erdoğan'ın yürüttüğü çok yönlü diplomasi, Türkiye'nin farklı güç merkezleriyle ilişkilerini sürdürmesinde belirleyici oldu. Üstelik barış diplomasisinin ekonomik karşılığı da var. Çünkü barış, güvenli ticaret yolları, kesintisiz enerji akışı, yeni yatırımlar ve güçlü tedarik zincirleri demek. Avrupa ile Asya'nın buluştuğu Türkiye, enerji ve ticaret koridorlarında stratejik bir merkez. Dünya ekonomisinin korumacılık, jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri sorunlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde bu konumun değeri artıyor.
Atatürk başta olmak üzere bugün minnetle andığımız ecdadımızın attığı temeller üzerinde nesillerin emeğiyle büyüyen Cumhuriyet'in önünde şimdi yeni bir yol var: 103 yıl önce ekonomik bağımsızlık mücadelesi veren Türkiye, bugün küresel ekonomide daha fazla söz sahibi olmanın mücadelesini veriyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında hedef, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girebilecek üretim ve teknoloji kapasitesini oluşturmak.
Çünkü Cumhuriyet'in en büyük kazanımı, bize yalnızca geçmişimizle gurur duymayı değil, geleceğe daha büyük hedeflerle yürümeyi öğretmesidir.
Nice yıllara Türkiye...