Son on yıllık dönemde, muhalif araştırmacılar, kamuyu oluşturucuları, siyaset ve toplum yorumcuları, siyasal ve toplumsal değişimi hep siyasi pozisyon üzerinden analiz ettiler. Toplumla ilgili ne olup bittiğine siyaset gözlülüğü ile baktılar. Araştırma sonuçlarını açıklarken, "iktidara yarar mı" endişesi ile meselelere yaklaştılar. Muhalefetin işine yarayacak şekilde "değişim dönüşüm" hikayesini çerçevelendirdiler. En nihayetinde, siyasal temennilerini gerçeklik gibi sundular.
Eğitimden ekonomiye, kültürden gençliğe kadar hemen her şeye negatif siyaset ve yıkıcı muhalefet mantalitesi ile yaklaştıkları için dip dalgaları, toplumsal hassasiyetleri, ana akım yaklaşımları ıskaladılar. Türkiye'de "iyi olan" meseleleri bile perdeleme ve yıkıcı eleştiri üzerinden değerlendirdikleri için makulden uzaklaştılar.
Siyaseti, iktidarın pratiklerini, politika çıktılarını, siyasal söylemleri toplumsal muhalefeti çoğaltmaya dönük kurguladılar. Toplumsal muhalefetin siyaseti görme biçimini de uçlara taşıdılar.
Aynı zamanda desteledikleri siyasetçileri ve partileri, program ortaya koymaya zorlamadılar. Söylemle, hakikatin inşa edilebileceği yanılsamasına kapıldılar. Dijital ve sosyal medya ağları bu yanılsamayı besledi.
Belirli medya çevrelerinde, sosyal medya ağlarında ve benzer siyasi görüşlere sahip analizciler arasında bir kanaatin sürekli tekrarlanmasının, o kanaati toplumsal gerçekliğe dönüştüremeyeceğini öngöremediler.
"Yanlış uzlaşma etkisi" ile kendi görüşlerinin toplumda olduğundan daha yaygın olduğunu düşündüler. Araştırma verilerini, mevcut kanaatlerini savunmak için kullanışlı malzemeye dönüştürdüler. Siyasi kutuplaşma bu yanlı analizlerin dolaşımını hızlandırdı.
Bu bakış açısı özellikle gençlik analizlerinde belirginleşti. Muhalefetin kamuoyu oluşturucuları, gençleri siyasi ve ideolojik rekabet için elverişli bir konu olarak düşündükleri için çoğu zaman onlarla ilgili hakikatleri eğip büktüler. Yalan yanlış açıklamalarla gençler, siyasi ajandalara alet edilmeye çalışıldı.
Muhalefet aktivizminin bir gereği olarak gençler eleştirilerin tüketicisi olarak konumlandırıldı. Kuşak genellemeleri ile küresel trendler, Türk gençliğine adapte edilmeye çalışıldı.
"Gençler muhaliftir", "gençler umutsuzdur", "gençler dinden uzaklaşmaktadır", "gençler AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a oy vermiyor" gibi hüküm cümleleri, nasıl yapıldığı belli olmayan veri setleri ile yaygınlaştırıldı. Hatta hakim söylem haline getirilmeye çalışıldı. Halbuki, bu hüküm cümleleri, analizden daha çok siyasal arzı ve endişelerin topluma yansıtılmasıydı.
Gelinen süreçte, yıkıcı ve negatif muhalefet anlayışının iktidarı değil, muhalefeti zayıflattığını gördüler. Kimlikler ve dini inançların aslında kendilerinin pazarladığı gibi olmayabileceği ile yüzleşmeye başladılar. Örneğin gençlerde din, kimlik ve aile değerlerinin hala çok önem arz ettiğini ancak kendilerinin göremediği hususun bunun dönüşme biçimi olduğunu itiraf ettiler.
Bu kesimler yavaş da olsa, sahanın ve muhalefet alanında yaşanan gelişmelerin zorlaması ile gerçekliğin tam da sundukları gibi olmayabileceğini utangaç bir şekilde söylemeye başladılar. Son günlerde açıklanan bazı araştırma sonuçları üzerinden yanılgıları ile yüzleşiyorlar. Geç de olsa, siyasal ve toplumsal dönüşümün ne olduğuna dair sahici tartışmaların yapılmaya başlanması hayırlı bir gelişmedir.
Sonraki yazılarda bu meseleyi daha somut bir çerçeveden ele almaya çalışacağım.