Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi için Kırgızistan'a gerçekleştirdiği ziyareti takip etmek için Bişkek'teyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan Kırgızistan'da sadece Teşkilat Zirvesi'ne gelen rutin bir konuk olarak değerlendirilmiyor. Türk dünyasının birlikteliğini temsil eden, küresel sistemde ve diplomaside ağırlığı olan bir lider olarak konumlandırılıyor. Bu bağlamda, zirve marjında Putin ile yapacağı görüşmede Ukrayna-Rusya savaşı ile ilgili müzakereleri yeniden başlatma çabası tüm dünyada bir beklentiye dönüştü.
Teşkilatın 25. yılına denk geldiği için Bişkek Zirvesi'ne özel önem veriliyor. Tüm liderler zirveye katılıyor. Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan gibi büyük güçlerin hükümet ya da devlet başkanları ile birlikte İran, Pakistan gibi ülkelerin liderleri de burada olduğu için şehirde bir çok yer kapalı. Binlerce güvenlik görevlisi, nerdeyse her on metrede bir nöbet tutuyor. Teşkilatın bir önceki Zirvesi, Çin'in Tianjin şehrinde gerçekleşmiş ve Pekin yönetimi söz konusu zirveyi, ABD liderliğindeki bloklara karşı daha güçlü ve çok taraflı alternatif bir arayışın başarısı olarak sunmuştu. Bişkek Zirvesi için bölge uzmanları, "Orta Asya'nın, Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın çekirdeği olduğu" vurgusunu öne çıkarıyorlar.
Şanghay İşbirliği Teşkilatı, Soğuk Savaş'ın ardından dünyada tek kutupluluk tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, 2001 yılında kuruldu. Çin, Rusya ve Orta Asya devletlerinin sınır güvenliği, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılıkla mücadele ihtiyacından doğdu. Kuruluş dönemi ve genişlemesi üzerinden "NATO'ya alternatif bir örgüt mü" tartışmaları hiç eksik olmadı. Ancak, bu örgüt hiçbir zaman savunma ve güvenlik öncelikli bir askeri ittifaka dönüşemedi.
Örgütün üyeleri arasında, NATO ya da Avrupa Birliği gibi ideolojik bir uyum söz konusu değil. Bu durum, Batı merkezli yorumlarda bir dezavantaj olarak gösterilirken, üye ülkelerde "Şangay Ruhu" özelinde avantaj olarak sunuluyor. Örgütün büyük eylem stratejilerinden daha çok, farklı çıkarları bulunan üyeler arasında pratik uzlaşma kapasitesi üretmesi en önemli başarısı olarak gösterilse de bu bakış açısı tam bir hakikate işaret etmiyor. Pakistan ile Hindistan, Çin ve Hindistan ve Rusya ile Çin arasında örtülü ya da açık rekabet hiç eksik olmadı. Ancak, anlaşmazlıklar çözülmese de, bu tür ittifaklar sorunların yönetilmesinde önemli bir işlev görüyor. Her bir ülke kendi çıkarı açısından Teşkilata farklı bir anlam yüklüyor.
Çin, Orta Asya'da ekonomik ve siyasi etkisini derinleştirmek istiyor. Kuşak ve Yol Girişimi ve Küresel Güney'le ilişkileri açısından örgütü bir araç olarak görüyor. Rusya açısından çok kutuplu dünya söylemi, Batı'nın izolasyonuna cevap olması ve Avrasya'daki konumu için örgütün güçlenmesi önem arz ediyor. Hindistan'ın örgüt içindeki politikası, Çin'in bölgesel etkisini dengelemeye odaklanıyor. Pakistan ve İran için teşkilat, dış baskılar karşısında diplomatik ve ekonomik bir güvenlik alanı sunuyor.
Türkiye'nin bu örgüte üye olma açıklamaları ya da şu anki mevcut "diyalog ortağı" konumu, "eksen değişikliği" tartışmalarını beraberinde getirmişti. Bugün için Türkiye'nin hem Batı hem de Doğu'daki ittifaklarda yer alması çok boyutlu dış politikasının tamamlayıcısı olarak artık kabul görmüş durumda. NATO üyesi olan, Avrupa ile güçlü ekonomik ve güvenlik ilişkilerine sahip bulunan ve aynı zamanda Türk dünyasının merkezi konumundaki Türkiye, son olarak Mekke Ortak Savunma İttifakı'nı hayata geçirmiştir. Türkiye farklı bölgesel yapılarla eş zamanlı ilişkilerini derinleştirerek stratejik özerkliğini yükseltmektedir. Farklı örgütlerde etkisinin ve ağırlığının yüksek olması birini diğerine alternatif olarak görmediği içindir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Zirve'deki konuşmasının çerçevesinden de anlaşıldığı gibi, Teşkilat coğrafyası, Türkiye açısından enerji, ticaret, ulaştırma ve güvenlik bakımından özel önem taşımaktadır. Bu bakış açısının bir yansıması olarak, Teşkilata üye ülkelere, Hazar Geçişli Orta Koridor Girişimi'nin Kuşak ve Yol Girişimi ile bir an önce uyumlu hale getirilmesini Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha hatırlattı.
Türkiye için Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın değeri, Avrasya'nın önemli güçleriyle aynı masa etrafında üst düzey diplomasi yürütme ve işbirlikleri geliştirebilme imkanı sunmasında yatmaktadır. Teşkilat ortağı olarak, Asya'da stratejik harekat alanını genişletebilmektedir. Tam üyelik tartışması bu bağlamda sorun olarak gördüğü bir husus da değildir.