Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta iki gün arka arkaya iki okulda silahlı saldırı gerçekleşti. Birden çok öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybetmesi sadece bir "okul güvenliği" sorunu olarak değerlendirilemez. Olay sadece bir güvenlik zafiyeti olarak da tartışılamaz. Bu olayların münferit değil, daha geniş bir eğilimin yansıması olduğunu tespit etmek zor değil.
Uzun yıllardır bu tür şiddet eylemleri, aile sorunları, akran zorbalığı, psikolojik kırılganlıklar ve sosyal dışlanma gibi dinamikler üzerinden tartışıldı. Bu görme biçimi, sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada benzer bir literatür üzerinden takip edildi.
Bugün için bunların hiçbiri ortadan kalmasa da, bu faktörleri birbirine bağlayan, hızlandıran, derinleştiren belirleyici bir dinamik var. O da dijital platformlar ve bu platformların ürettiği algoritmalar.
Tüm dünya, dijital faşizm, algoritmik radikalleşme ve bunların sonuçları ile daha fazla yüzleşiyor. Dijital tehditler her geçen gün daha fazla insanı ve özellikle kırılgan genç kuşakları etkiliyor.
Çünkü, dijital mecralar sadece içerik üretmiyor. Bu mecralarda tepki çeken duygular kolay alıcı bulduğu için öne çıkarılıyor. Sistematik olarak, korku, öfke ve çatışma çıkaran anlatılar yankı odalarında alıcısına doğrudan yükleniyor.
Ergenlik dönemindeki kırılgan gençler, sokaklardan, aileden, okuldan ve gerçek akran dünyasından soyutlanmış bir şekilde zamanının önemli bir kısmını ekran başında geçiyor. Buralarda, gerçek dünyadan yalıtılmışlıkla, kendi gerçeğini sanal dünyada şekillendiriyor.
Algoritmalar, onları benzer düşünen insanlarla sınırlı evrene hapsediyor. İçerikler kendi duygularını teyit edecek şekilde önüne düşüyor. Alternatif bakış açıları karşısına çıkmıyor. Böyle olduğu için empati zayıflıyor. Radikal düşünceler normalleşiyor. Şiddetin teşviki karşılık buluyor.
Görünür olmak buralarda ödüllendirildiği için, görünür olmanın en kolay yollarından biri şiddete başvurmak. Şiddetin görünür olması üzerine yapılan araştırmalarda, özellikle medyada öne çıkan şiddet örüntüleri, şiddete eğilimli gençlerde taklitçi davranış motivasyonlarını üretiyor.
Urfa ve Maraş'taki saldırıları münferit olaylar olarak ele alamayız. Eski tartışmalarla bu sorunlara çözüm üretemeyiz. Sadece sorumluluğu bir kuruma, kişiye ya da aileye yükleyerek de tüm dünyanın çözüm aradığı bu dijital radikalleşme meselesine çözüm bulamayız.
Fiziki mekanları korumak tabii ki çok önemli. Ancak yeterli değil. Gençlerin zihni alanını nasıl koruyacağımıza daha fazla odaklanmalıyız. Devletlerin egemenliklerini tanımayan, kendi ajandasına göre hareket eden dijital platformlara karşı ulusal denetimleri daha fazla konuşmalıyız. Yasamanın ve hükümetin bu konularda aldığı kısıtlayıcı kararları hemen "yasakçılık", "otoriterlik" gibi ezber değerlendirmelere bir son vermeliyiz.
Dijital mecralara önce bir özgürlük alanı olarak değil, güvenlik meselesi olarak yaklaşmak gerekiyor. Çok erken yaşlarda, "dijital okuryazarlık" müfredatları ile teknolojiyi kullanırken, maruz kalınan içeriklerin sorgulanması ve duygusal manipülasyonların nasıl yapıldığını okullarda zorunlu ders olarak okutmalıyız.
Ailelere düşen sorumluluk hepsinden önemli. Aileler, dijital radikalleşme eğilimlerini çocuklarında gördüklerinde, bundan şüphelendiklerinde bunun önlemlerini çok boyutlu ve ilgili paydaşlarla almanın yollarını aramalıdırlar. Başvurulan kurumlar, ailelerin sorunlarına baştan savacak şekilde yaklaşmamalıdır. Ailelerde çocuklarımız lekelenir endişesine kapılmamalıdır.
Teknoloji kurumları, devletin diğer tüm ilgili kurumları ile daha yakından ve birlikte çalışmalıdır. Gençlerin sosyal medyada maruz kaldıkları radikalleştirici içerikleri zamana yaymadan engelleyebilmeli. Bunun da yasal mevzuatı bir an önce oluşturulmalıdır. Dünyada gelişmiş ülkeler, dijital olumsuzluklardan gençleri ve çocukları korumak için yaş sınırlaması getirmeye başladılar. Bu konuda da bir an önce harekete geçilmelidir.
Dijital radikalleşme tehlikesi dünyanın önündeki en büyük sorunlardan biri. Bu konuda ne kadar erken ve sonuç alıcı kararlar hayata geçirilebilirse bu tehditlerin olumsuz sonuçlarına o derece daha az maruz kalırız.