Trump, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine ilişkin uluslararası toplumun ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek şu çağrıyı yaptı: "Umarım Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore, İngiltere ve diğer ülkeler de bölgeye gemiler gönderir ve böylece Hürmüz Boğazı, tamamen etkisizleştirilmiş bir ülke tarafından artık tehdit oluşturmaz".
Trump bu çağrıyı yaptığı konuşmada, "ABD'nin İran'ı askeri, ekonomik ve diğer her açıdan yendiğini ve yerle bir ettiğini" de özellikle birkaç kez vurguladı. Gerçekten belirttiği gibi İran tam yenilmiş olsaydı, Trump bu yardım çağrısını yapar mıydı? İran zayıflıyor ama hala yenilmiş değil. Misilleme kapasitesi devam ediyor.
Aslında Trump'ın çağrısı savaşın yeni bir safhasına işaret etmektedir. Trump'ın dizginlerinin İsrail'in elinde olduğuna yönelik argümanlar kabul görmüştü. Ancak, böyle olmasına rağmen, kontrolü sağlayabiliyordu. Ama bu çağrı ile artık bu sınırlı kontrolü de kaybetme ihtimali yükseliyor. Dolayısıyla bu çağrı savaşın gidişatını ilgilendirmekle birlikte aynı zamanda bizzat Trump için stratejik bir çıkış arayışının somut tezahürü olarak okunabilir.
Çünkü, Trump'ın planında savaş şu ana kadar beklenen askeri sonuçları üretmedi. ABD içinde siyasi baskılar arttı.
Trump bu çağrıyı yalnızca askeri bir strateji olarak düşünmüyor. Aynı zamanda, savaşın yükünü genişletmek, maliyeti paylaşmak ve çerçevesini değiştirmek istiyor. Diğer büyük güçleri de savaşın içine çekerek, "savaş sadece benim savaşım değil" diyor. Savaş Trump'ın umduğu gibi gitseydi, "yeni bir savaşı tek başıma kazandım" deme lüksü olsaydı, diğer büyük güçlere bu çağrıyı yapmazdı.
Dolayısıyla Trump'ın bu çağrısını aynı zamanda savaşın başlangıç hedeflerinden saparak, raydan çıkma eğiliminin göstergesi olarak okumak mümkün. Bu "raydan çıkma" tespitinin ABD'nin başlangıç stratejisi üzerinden yapıldığını belirtmek gerekir.
Raydan çıkma, İsrail ya da İran için söz konusu değil. Çünkü İsrail'in 7 Ekim'den itibaren bölgesel bir savaş planı vardı. Trump'ı bu tuzağa çekti. Önce İran'ın vekaletlerini geriletti. Yemen, Lübnan, Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere birçok ülkeye saldırı düzenledi. En nihayetinde İran'a büyük savaş açtı. Şimdi Lübnan'ı Batı Şeria modeline dönüştürmek için bombalıyor. İsrail'in bölgesel istikrarsızlık ve kaos planı işliyor.
İran, savaşı çok cepheli hale getirdi, coğrafi olarak yaydı. İsrail'e misilleme saldırılarının yanında 13 farklı ülkeye füze ya da SİHA saldırısı düzenledi. Ayrıca, Hürmüz boğazında enerji ve ticaret silahını kullanarak savaşın maliyetini küreselleştirdi. İran'ın da kendi planı işliyor.
Bugün gelinen noktada ABD/ İsrail-İran savaşı sadece askeri alanda bir mücadele ile sınırlı kalmadı. Enerji güvenliği, deniz ticareti, küresel güç dengeleri üzerinde etkisi olan çok katmanlı bir krize evrildi. Artık savaşın sonucunu belirleyecek dinamik, jeopolitik ve ekonomik mücadelenin seyri olacak.
Savaşın ekonomik maliyetinin yükselmesi ve sonucunda küresel bir maliyet üretmesi en çok Trump'ı zorlayacak. Savaşın ekonomik maliyetinden yine en çok etkilenecek ülkelerden biri ABD olacak. Bundan dolayı üzerindeki baskı giderek artacak. Irak ve Afganistan deneyimi ABD halkı için büyük bir travma. Trump, ikinci başkanlık döneminin bir başarı hikâyesi olarak görülmesini istiyor. Şu ana kadar da "savaşları bitirdim, ABD karşıtı ülkeleri hizaya soktum" diyerek karizmasını cilalıyordu. İran savaşında karizmasının çizilme ihtimali yüksek.
Böyle bir denklemde Trump, karizmasının çizilmemesi için daha radikal kararlara yönelebilir. Şu anda raydan çıkma eğilimi yükselen savaşta, her gün yeni bir söylemle yön arıyor. Açıklamalarla süreci idare etmeye çalışıyor. Ama savaşı bitirmek ya da daha da derinleştirmek için dramatik bir karar vermesi an meselesi.