ABD'nin bölgedeki geniş çaplı askeri yığınağı, Trump'ın İran'a askeri müdahale seçeneğini masada tutmaktadır. Hatta, İran talepleri eksiksiz yerine getirmezse, Trump'ın müdahalede kararlı olduğu kesin gibi. Çünkü ikinci başkanlık döneminde Trump, herhangi bir sorunda kafasında kurduğu senaryoyu "bir şekilde" hayata geçirmektedir.
Diplomasiden sonuç alınamadığı bir denklemde, müdahale kesin olsa da bu müdahalenin stratejik hedefinin, müdahale yönteminin ve doğrudan mı dolaylı mı olacağının hâlâ muğlak olduğunu belirtmek gerekir.
Müdahalesinin nihai amacının, bir rejim değişikliği mi yoksa nükleer ve balistik füze programlarını durdurmak ve sınırlandırmak mı olduğu belli değil. Yine ABD müdahaleyi doğrudan kendisi mi yapacak, müdahale ettikten sonra İsrail'i koruyan bir kalkan mı olacak yoksa İsrail ile müşterek bir operasyona mı başvuracak belirsiz.
Trump'ın son bir aydır yaptığı açıklamalarında kesin olan husus, müdahalede kararlı olduğu. Ancak, rejim değişikliği hedefi ile ilgili çelişen söylemleri var. Müdahalenin gerçekleşmesi durumunda; Devrim Muhafızları Ordusu ile Besiç güçlerinin askeri üslerini, balistik füze fırlatma ve depolama alanlarını ve nükleer programla irtibatlı tesisleri hedef alan saldırıları düzenleyeceğini öngörmek zor değil.
Sınırlı operasyon, rejim tamamen çökmeden kademeli geçişe ve yine sistem içinden yeni bir yönetimin işbaşına gelmesini mümkün kılabilir. Trump'ın böyle bir senaryoyu amaçladığı önceki operasyonlarından anlaşılabilir.
Ancak çok daha kapsamlı, devlet yapısının ciddi zarar görmesine ve yönetimin aniden çökmesine yönelik bir müdahalenin yapılması durumunda, İran'da iç savaş ihtimalini de ortaya çıkaran büyük bir kaos olabilir. Böyle bir sonuç, sadece İran'ı değil, Türkiye başta olmak üzere tüm bölgeyi etkileyen yeni bir istikrarsızlık dalgasına yol açabilir.
ABD'nin İran'dan talepleri belli: Nükleer programın sonlandırılması ve eldeki zenginleştirilmiş olan uranyumun teslim edilmesi, balistik füze kapasitesinin ve menzilinin sınırlandırılması, vekil unsurları desteklemekten tamamen vazgeçmesi...
İran bu talepleri müzakere etmeye karşı değil. Şu an Türkiye'nin de devrede olduğu dolayı görüşmeler yürütülüyor. Türkiye doğrudan görüşmeyi önerse de İran hâlâ bu konuya mesafeli.
İran, bu taleplerin hepsinin bir anda karşılanmasının mümkün olmadığını söylüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tansiyonun giderek yükseldiği bir dönemde, ABD'nin İran ile yürüttüğü süreçlerde bütüncül bir dayatma yerine kademeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini belirtti. İran için tüm taleplerin bir anda karşılanması, devlet itibarı ve iç dengeler açısından zor.
Türkiye bu bağlamda, sorunların "topyekûn bir paket" yerine, nükleer dosya öncelikli olmak üzere, adım adım çözülmesini önermekte ve tarafları diyalog zeminine tutmaya çalışmaktadır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trump'la bu meseleyi görüşerek diplomasiye şans tanınmasını istedi. Yine Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, her iki tarafla da yoğun bir diplomasi yürütüyor. Türkiye en başından itibaren aktif arabuluculuk yapmakta ve çok taraflı bir diplomasi yürütmektedir. Bugün İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, kritik süreci konuşmak üzere Türkiye'de olacak.
Türkiye, ABD-İran gerginliğinde dengeli bir siyaset izliyor. Ukrayna-Rusya savaşında olduğu gibi bu dosyada da her iki tarafla ilkeli bir siyaset yürütüyor.
Türkiye, İran'a doğrudan bir askeri müdahaleye karşı. Askeri müdahalenin, bölgenin kaldıramayacağı yıkıcı bir istikrarsızlık dalgası üretmesinden endişe ediyor. Sorunun diplomasi ile çözülmesini istiyor.
Türkiye ilke olarak her türlü askeri müdahaleye karşı bir duruş sergilerken, aynı zamanda bölge ülkelerinin de istikrar bozucu hamlelerini sonlandırmasını istemektedir. Vekâlet savaşları üzerinde yürütülen yıkıcı rekabetin, kırılganlıkları artırarak dışarıdan müdahaleye davetiye çıkardığını da muhataplarına açık bir biçimde söylemektedir.
Mevcut olan krizlerin ise, dışarıdan hegemon beklenerek çözülmeyeceğinde, çözümün de bölgesel sahiplenme ile bölgesel çözüm üreterek mümkün olacağında ısrar etmektedir.