PKK ve SDG'nin Suriye'de kaybetmesinin ardından örgüt yapıları ve DEM Parti, devleti ve iktidarı "Kürt karşıtlığı" ile suçladılar. Hatta, bazıları daha ileri giderek "Kürt düşmanlığı yapıyorsunuz" dediler. Hâlâ bu söylem üzerinden kampanya devam ediyor.
Son yıllara kadar, geçmişin hafızası ve konjonktürel etkilerle bu tür söylemlerin bir karşılığı vardı. PKK'nın Kürtler üzerinde vesayetinin devamında ideolojik katı ezberler kullanışlıydı.
PKK/PYD'nin Kürtler üzerindeki vesayeti, baskısı, şiddeti zaten biliniyordu. "Demokrasi", "barış", "insan hakları" gibi örgüt propagandaları ile Kürtler üzerindeki vesayetin perdelendiği açıktı. Ama artık, Kürt karşıtlığı söylemi üzerinden üretilen manipülasyonların miadı doluyor. Suriye'de, örgütün yaptıkları her anlamıyla ve tüm yönleriyle ifşa oldu.
PYD'nin yenilmesini, Kürtlerin hakları söylemi üzerinden mecrasından saptıranlara sormak gerekir: Kürtlerin çocukları zorla dağa çıkarılırken, onların hakkı yok muydu? PYD, kendinden olmayan Kürtleri öldürürken, yerinden ederken, destek verdiği yapıları yok ederken, Kürtlerin hakları yok muydu? Örneğin, Suriye'nin kuzeyindeki Barzani'ye yakın olan grup ve partiler, PYD tarafından şiddete uğradığında, onları destekleyenler göçe zorlandığında, bugün "Kürtlerin hakları" diyenlerin hiçbirinin sesi çıkmamıştı.
Kürt sizden olmayınca herhangi bir hakkı yok mu?
Örgüt baskısı kalkınca Esad rejiminin şiddet ve baskı yöntemlerinin aynısının SDG bölgesinde de yapıldığı tanıklıklarla ortaya çıkıyor. Bunların çoğu bilinmesine rağmen, niçin bir gün çıkıp, "Esad'ın yöntemlerinin aynısını kim yaparsa biz ona karşıyız" demediniz? Bu sorunun benzeri bir televizyon programında SDG'nin yaptıklarını savunan bir akademisyene sorulunca, "Savaş koşulları" demişti. Esad da aynısını söylüyordu.
Suriye'de örgüt sadece kontrol ettiği alanları kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda bugüne kadar algılarla oluşturduğu söylem gücünü de kaybetti. Bunun sonuçlarını uzun olmayan bir gelecekte göreceğiz.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli, örgüt ve uzantılarının propaganda savaşını etkisizleştirmek için büyük çaba gösterdi. Her iki lider de, Ziya Gökalp'in sözlerine atıf yaparak, "Türk ile Kürtlerin birbirini sevmesi hem dini hem de siyasi bir farzdır. Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir. Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir" şiarını bir ok konuşmasında tekrar ettiler. Bölgede güçlü, kalıcı ve müreffeh olmanın yolunun Kürt, Türk, Arap ittifakından geçtiğini vurguladılar.