ABD Başkanı Donald Trump, popüler bazı robot süpürgelerini de içeren gelişmiş robotik cihazların ABD'ye ithalatını yasakladı.
FCC sözcüsünün yaptığı açıklamaya göre otonom olarak hareket edebilen, sensörlerle donatılmış, bir ağa bağlanan ve herhangi bir şarj istasyonu dahil olmak üzere iki kilodan daha ağır olan robotlar ve robotik cihazlar artık ABD'ye ithal edilemeyecek.
Karar birçok robot süpürgeyi, robot çim biçme makinelerini ve endüstriyel robotları kapsıyor.
Bu kararın iki nedeni var.

Trump, gelecekte yabancı robotların ve robotik cihazların ulusal güvenlik riski oluşturduğunu düşünüyor.
Diğer neden ise ABD içinde daha fazla teknoloji üretimini teşvik etmek.
İlk bakışta bu karar saçma ve Trump'ın paranoyasının bir örneği gibi gözüküyor.
Ancak özellikle Çin'de üretilmiş birçok teknolojik cihazın veri toplama gizliliğini ihlal ettiği ve casusluk endişesi yarattığı tartışılıyor.
İnternet ağlarına bağlı çalışan bazı cihazların kötü niyetli kişiler ya da istihbarat örgütleri ya da devlet destekli korsanlar tarafından uzaktan kontrol edilme riski var.
Bu gizli veri toplama işine üretici firmaların bile dahil olduğundan şüpheleniliyor.
Özellikle robot süpürgelerin kullanıldığı alanların haritasını çıkardığı ve ortam dinlemesi yaptığı biliniyor.
Bir robot süpürgenin, siyasi bir lider ya da üst düzey bir askerin evinde 24 saat ortam dinlemesi yaptığını ve görüntü aldığını düşünsenize!
Düşünmeye bile gerek yok bu tarz eylemleri yapıyorlar.
Evet, cep telefonlarından televizyonlara birçok cihaz ortam dinlemesi yapıyor ama devlete kritik görevlerde bulunanlar bunlara karşı önlem alıyorlar.
Ama her cihaza karşı önlem almak da zor!
Masum görünen bir robot süpürge, buzdolabı vs. internete bağlı birçok cihazın aracılığıyla dinleme ve görüntü kaydı almak mümkün.
ABD ayrıca daha önce nadir toprak elementlerinde yaşadığı dışa bağımlılık riskinin bir benzerini yapay zekâ, robotik ve enerji altyapısı alanında da yaşamak istemiyor.
Aslında bu tarz önlemleri Türkiye dahil her ülke almalı ve yerli teknolojik cihazların üretilmesini teşvik etmeli!
***
PROFESÖR EKSİKLİĞİ
YKS tercih döneminin başlamasıyla yayımlanan tercih kılavuzu, üniversitelerdeki akademik kadro tablosunu da ortaya koydu.
Kılavuza göre Türkiye'deki devlet ve vakıf üniversitelerinde yaklaşık 3 bin 830 bölümde profesör görev yapmıyor.
3 bin 908 bölümde doçent, 2 bin 507 bölümde ise doktor öğretim üyesi bulunmuyor.
Akademisyen açığı niş alanlarda da sınırlı değil!
Örneğin 168 mühendislik fakültesinde profesör bulunmazken, 116 hemşirelik bölümünün 29'unda ve 54 ebelik bölümünün 26'sında profesör görev yapmıyor.

Sayısı az da olsa mimarlık ve hukuk alanlarında profesör bulunmayan bölümler bile var.
Türkiye'de asıl gündem bu haber olmalı!
Bu sorunun; ihtiyaç fazlası üniversite açılması, hemen her ile üniversite kurulması ve niteliksiz vakıf üniversitelerinin sayısının artması gibi birçok nedeni var.
Üniversiteli işsiz ordusunu da hesaba katarsak ihtiyaç fazlası üniversite ve bölümlerin acilen kapatılması gerekiyor!
Böylece hem tasarruf sağlanır hem gençler iş bulma imkanı düşük bölümlerde zaman kaybetmek yerine ihtiyaç duyulan mesleklere yönelirler, hem de akademik eğitimin kalitesi yükselir!
***
TEK KELİMELİK PAZARLIK
Bir vatandaş otomobilini satışa çıkarmış.
Biri de fiyatı 950 bin TL'den 900 bin TL'ye indirmek için otomobil sahibine mesaj atmış.
İkili arasında geçen konuşma fotoğrafta da gördüğünüz gibi kısa ve öz.
Otomobil sahibi hep tek kelimeyle yanıt veriyor.
En sonunda otomobili almak isteyen adam dayanamayıp "Tek kelime ile konuşma kuralı mı koymuşlar sana hocam?" diye soruyor.

Otomobil sahibi de "Ne yapayım dayı sana hayat hikâyemi mi anlatayım" diye karşılık veriyor.
Bundan daha iyi bir yanıt olamazdı.
Adam belli ki gelen mesajlardan, pazarlık yapanlardan bunalmış yazışmayı kısa tutuyor.
Mesajlaşmayı uzatmaya gerek yok!
Bu tarz ilanlarda "Bu son fiyat pazarlık isteyen yazmasın" diye not düşmek gerekiyor.
Gerçi bunu yazsanız da fazla bir şey değişmiyor.
Pazarlık olmazsa olmazımız!
***
FİLİSTİNLİLER TOPRAKLARINI SATTI MI?
Geçtiğimiz yıl Filistin'in Oscar adayı olan 'Filistin 36' (Palestine 36) filmi, 17 Temmuz'da Türkiye'de gösterime girdi.
Şehir dışında olduğum için henüz izleyemedim ama film hakkında çıkan yorumlar ve eleştiriler çok iyi.
Film, 1936 yılında Filistin topraklarında sömürgeci Britanya'ya karşı büyümeye başlayan isyan hareketini, köyüyle Kudüs arasında mekik dokuyan Yusuf'un gözünden anlatıyor.

Film, "Filistinliler topraklarını sattı" söyleminin gerçeği yansıtmadığını, Filistin'de İsrail işgalinin ilk tohumlarının nasıl atıldığını anlatıyor.
Amerika'da Columbia Üniversitesi'nde sinema eğitimini alan Filistinli bağımsız kadın yönetmen Annemarie Jacir, gerçekten büyük bir iş başarmış.
Hollywood'daki Yahudi lobisine inat Jeremy Irons, Liam Cunningham, Robert Aramayo, Billy Howle, Hiam Abbass gibi usta oyuncuları filminde oynamaya ikna etmiş.
Ve Filistinlilerin topraklarını nasıl kaybettiğini, İngilizlerin yaptığı kötülükleri vb. bugün unutturulmaya çalışan gerçekleri tek tek perdeye taşımış.
Yani her zaman Filistin halkının yanında yer alan Javier Bardem ve Mark Ruffalo boşuna "Bu filmi mutlaka izleyin" dememiş!
Ancak filmin Türkiye'de sadece sekiz sinema salonunda gösterime girip, ilk hafta sonu sadece 792 kişi tarafından izlenmesi üzücü bir durum.
Demek ki filmin tanıtımı yeterince yapılmadı.
Filmin IMDB puanının 7.5 olduğunu ve uluslararası festivallerde dokuz ödül aldığını da not düşelim.
***
Altyazı
"Kaybetmekten nefret ederim. Kaybetmeye olan nefretimin yanında kazanma isteğim solda sıfır kalır. Arada fark var." (Moneyball)
