Bosphorus Anonymous'un, sığınmacı krizine dikkat çekmek amacıyla 78 can simidinden oluşan bir yılbaşı ağacı inşa etmesi ilk bakışta güçlü bir imge gibi görünebilir. İstanbul Riva'ya kurulan bu ağaçta her can simidi bir ihtimali, üzerlerindeki bayraklar ise Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin sorumluluğunu temsil ediyor. Mesaj açık, yılbaşı gecesi Akdeniz ışıklarla kutlanırken, insanlar karanlıkta boğulmaya devam ediyor. Ancak mesele tam da burada başlıyor. Acıyı süslemek sanatın en kolay ama en riskli tuzağı. Çünkü bazı imgeler güçlü değil, fazla doğrudur. Ve fazla doğru olan şeyler, çoğu zaman sanattan çok duygusal dayatma üretir. Sanat, izleyicinin duygularını ele geçirmek zorunda değildir. Hatta tam tersine, iyi sanat duyguyu yönlendirmez, alan açar. Bu işte ise alan yok; yalnızca tek bir duygusal çıkış var: Üzül, utan, suçluluk hisset.

ACININ ESTETİKLEŞTİRİLMESİ Mİ?
Can simidi gibi doğrudan hayata tutunmayı simgeleyen bir nesnenin, dekoratif bir yılbaşı ağacına dönüştürülmesi ister istemez şu soruyu sorduruyor: Bu bir farkındalık mı, yoksa acının estetikleştirilmesi mi? Sahi hangisi? Avrupa'da senaryo doktorlarının doğrudan ağlatan sahnelere neden mesafeli durduğunu hatırlamak gerekir. Çünkü izleyiciyi gözyaşına boğmak kolaydır; zor olan, onu düşündürmektir. Acı en kestirme yoldur. Bir çocuğun ayakkabısı, bir can yeleği, bir bot enkazı... Hepsi otomatik olarak kalbe dokunur. Ama kalbe dokunmak, zihne dokunmakla aynı şey değildir. Bu ağaç bana büyük bir fikir değil, büyük bir görüntü gibi geldi. Yüksekten bakan, uzaktan etkileyici ama yaklaştıkça sorular doğuran bir görüntü. Sığınmacı meselesi zaten başlı başına ağır, karmaşık ve çok katmanlı bir konu. Böylesine derin bir trajediyi tek bir metafora sıkıştırmak bana göre onu sadeleştirmek değil, indirgemek anlamına geliyor.

Sanat elbette acılara, savaşlara, felaketlere odaklanır. Buna kimsenin itirazı yok. Ama mesele neyi anlattığın değil, nasıl anlattığın. Acıdan doğan her iş otomatik olarak iyi değildir. Hatta bazen tam tersine, acıyı araçsallaştırmak onu daha da görünmez kılar. Çünkü izleyici bir noktadan sonra şunu hisseder, bana ne hissetmem gerektiği söyleniyor. Ve bu his, empatiyi değil, mesafeyi doğurur. Can simitlerini kullanmak bana biraz ajitasyona sığınmak gibi geldi. "Bak, bu nesne ölümle ilgili; o halde mesajım haklı." Oysa sanatın gücü, nesnenin kendisinde değil, ona yüklenen yeni düşünsel bağlamdadır. Burada yeni bir bağlam göremedim; yalnızca tanıdık bir acının yeniden paketlenmiş halini gördüm. Bazen bir şeyleri iyi yapmaya çalışırken daha da berbat edebiliyoruz. Çünkü niyet, sonucu otomatik olarak meşrulaştırmaz. Acıyı kullanmak kolaydır; acıya saygı duyarak üretmek zordur. Ve belki de artık şu cümleyi yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir: Her trajedi, sanatın hammaddesi olmak zorunda değildir. Sanat bağırmak zorunda değil. Sanat ağlatmak zorunda hiç değil. Bazen en etik, en güçlü tavır, acıyı gösterişten uzak tutmaktır. Belki de asıl cesaret, can simitlerini üst üste dizmekte değil; onları hiç kullanmamayı seçmektedir.

YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN HABERLER
Noel Baba trafik kontrolüne takılmış. Noel Babalar çöp toplamaya çıkmış. Kırmızı kostümlerin içinden hayatın ta kendisi sızmış. Bir anlığına durduk, ekrana baktık ve gülümsedik. O gülümseme küçük olabilir ama hafife alınacak gibi değil. Çünkü son zamanlarda iyi haberlere değil, iyi hissettiren haberlere açız. Dünyanın hali ortadayken, savaşlar, krizler, geçim derdi, sürekli önemli olan gündemler üzerimize boca edilirken, bazen bir Noel Baba'nın çevirmeye girmesi kadar absürt, o kadar sıradan bir şeye ihtiyacımız oluyor. Çünkü o an bize şunu hatırlatıyor: Hayat sadece trajediden ibaret değil. İnsan hala insan. Hala komik, hala şaşırtıcı, hala sıcak. Çöp toplayan Noel Babalar da öyle. Kahraman değiller, manifesto sunmuyorlar, kimseye ders vermiyorlar. Ama bir şey yapıyorlar: İyi geliyorlar. Ve bazen bu, dünyayı kurtarmaktan daha gerçek bir ihtiyaç. Biraz hafifliğe, biraz absürtlüğe, biraz da iyi gelmeye ihtiyacımız var. Bu Noel Babalar bence seneye daha aktif görevlerde olmalı. 2027'ye girerken dilerim daha çok güleriz.