Amerika karşısında üçüncü dakikada duran toptan yediğimiz gol, bizi ''Yine mi aynı şeyler'' oluyor diye karamsarlığa itti. Lakin öyle bir dönüş yaptık ki son saniyelere kadar oynadığımız futbol, mücadele, hırs, istek ve coşku ile kaybolan prestijimizi kazandıran çok sükseli bir galibiyet aldık. Oh be...
24 yıl sonra Dünya Kupası'na katılmayı, Uluslar A Ligi'ne çıkmayı bu jenerasyonla başardık. Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Amerika'ya çok havalı, görkemli gittik. Ama ne olduysa orada oldu! Kamp yeri, çalışma ortamı, maç trafiği, beklenmedik iki mağlubiyet, yazılı, görsel ve sosyal medya eleştirileri, içsel sorunlar ve de en yıkıcı olanı oyuncularımızın üzerindeki aşılamayan baskının getirdiği özgüven kaybı…
Topla oynamak farklı, modern futbol oynamak farklı. İlk 2 maçın istatistikleri muazzam ama 2 mağlubiyet, bu maçın istatistikleri berbat ama galibiyet! Sakın ola kimse buna kısmet falan demesin. Montella ve ekibi sınıfta kalmıştır. Özellikle Montella'nın kendini gözden geçirip güncellemesi gerekiyor.
Cezayirli hakem Mustapha Ghorbol 40 yaşında. FIFA ve CAF'ta düzenli görev alan, güven duyulan başarılı bir hakem. Soğukkanlı, iletişimi iyi, disiplinli ve otoriter. Baskının yüksek olduğu anlarda performansı dikkat çekici. Bu özelliğiyle ev sahibi takıma karşı oynadığımız maçta uzatmanın uzatmasını oynatma cesareti bize harika bir galibiyeti getirdi.
Dünya Kupası bizim için kısa sürdü ve bitti. Ancak biz bir futbol ülkesiyiz. Şimdi kavga, kaos, dedikodu, kriz zamanı değil, yaşananlardan ders çıkarma zamanı. Uluslar A Ligi'nde oynayacağımız İtalya, Fransa ve Belçika maçlarına az kaldı. Eylül ayı göz açıp kapayıncaya kadar gelir. Bugünden tezi yok birlik beraberlik içinde geleceğe odaklanmalıyız.