Cennetmekân Sezai Karakoç, Batı'nın nihai işgali gerçekleştirmek için mezhep ve etnisite asabiyeti üzerinden "iç savaş" çıkarma tuzağına hep dikkat çekerdi.
Ki, ümmet içre her savaş sonuç itibarıyla bir "iç savaş"tır.
Merhum üstadımız çare olarak da Müslümanların Batı'nın NATO'su gibi askerî ittifak kurmalarının zorunlu olduğunu belirtirdi.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın geçtiğimiz günlerde kurduğu "Mekke İttifakı" bu meyanda değerlendirildi.
Fakat söz konusu ittifakın "tuzak" olduğunu söyleyenlerin sesi, "çare" olarak görenlere nazaran daha çok çıktı.
Bu da gayet doğal. Zira tehlike alarmları her zaman daha yüksektir.
***
Mekke İttifakı'nı tuzak mesabesinde görenlerin arasında
bağımsızlıkçı ulusalcılar (yani NATO sevdalısı ulusalcılar değil) da vardı, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
Fatih Erbakan da!
Özetle şunu diyorlar: ABD ve İsrail, mezkûr ittifakı İran'a karşı
"vekil güç" olarak kullanacak!..
Bu kanıya nereden mi varıyorlar?
Her şeyden evvel
Suudi Arabistan'ın sabıka kaydından.
Hamas ve Yemen Ensarullah'ı başta olmak üzere "direniş eksenine" karşı Suudilerin tavrını ve ABD-İsrail ile uyum katsayısını biliyorlar.
"Sadece Suudiler yok, Pakistan ve Türkiye de var" diyecek olursanız, "Parayı veren düdüğü çalar" cevabını verecekleri kuvvetle muhtemel.
"Ona bakarsan Pakistan'ın nükleer silahı, Türkiye'nin de demir yumruğu var" derseniz ne cevap verirler onu bilemem.
Benim bildiğim şudur: Suudiler de o eski Suud değil. Bölgedeki tüm ABD üslerinin öncelikle
İsrail'in güvenliği için olduğunu, ABD üslerini vuran İran'ın füzeleri örnekliğinde de evdeki güvenlik hesaplarının çarşıya uymadığını, ayrıca ABD'nin 11 Eylül saldırıları üzerinden kendilerini nasıl tehdit ettiğini ister istemez idrak ettiler.
***
Saadet Partisi lideri
Arıkan da "İran ve
Mısır niye yok, maksat ABD ve siyonizmi dize getirmek olmalıydı" diyerek topa girdi.
Mekke İttifakı'nın diğer Müslüman ülkelere de açık olduğu özellikle vurgulandı.
Kaldı ki bu işler hamasetle olmaz. Öyle bağıra çağıra "Hadi ABD-siyonizme karşı birleşiyoruz" derseniz, o ittifakı daha doğmadan küresel güçlere boğdurursunuz.
Stratejik akıl şart.
Bakınız, Suriye Başbakanı "Türk-Arap Federasyonu" teklif ettiğinde
Mustafa Kemal buna yanaşmadı.
Neden mi? Şundan, bundan, Hatay meselesinden ama en önemlisi de İtilaf Devletleri'nin
"Osmanlı yeniden diriliyor" yaygarasıyla emperyalist müdahaleyi genişleteceğinden.
Türkiye'nin bugün "Mekke Paktı" için "Bu NATO'nun alternatifi değildir" demesi de aynı stratejik aklın ürünüdür.
Tuzağa çare ararken tuzağa düşmek de var. Tuzağı göreceksin, belirli bir plan doğrultusunda çareyi üreteceksin ki vaktinden önce emperyalistleri üstüne sıçratmayasın.
Şükür ki şükür, 15 Temmuz'u ve CAATSA yaptırımlarını iliklerine kadar yaşayan Türkiye'nin
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın varlığı teminattır.
Gerisi lafügüzaftır.