Bugün NATO'dan çıksak, maazallah Kıbrıs'ta bile "işgalci devlet" durumuna düşermişiz. NATO ittifakında yer almamız bizi NATO'dan koruyormuş.
Evet, şaka gibi ama bir kalemde yabana atılacak bir görüş değil, en azından üzerinde kafa yormaya değer.
O hâlde soralım: NATO bizi İsrail saldırısından da korur mu?
Bu farazi bir soru değil. Malumunuz, İsrail'in Türkiye'yi düşmanlaştırdığı, İran'dan sonra hedefin Türkiye olduğu çok konuşuldu.
Şimdi diyecekler ki: "NATO bizi NATO'dan korur dedik, İsrail NATO ülkesi değil..." İyi de, İsrail'le ittifak içinde matine-suare Türkiye'ye kostaklanan Yunanistan NATO ülkesi, onu ne yapacağız?
Baksanıza bir diğer NATO üyesi Fransa da Türkiye ile "gerginlik" yaşadığında Yunanistan'ın yanında hizalanacağını peşinen ilan etti.
***
Bir ittifak düşünün; en stratejik silah sistemlerinizi, personelinizi ve tüm savunma doktrininizi bu yapıya göre akort ediyorsunuz. Ama günün sonunda, "müttefik" addettikleriniz karşı kaldırımda pusu kurmuş, tökezlemenizi bekliyor.
Nerede kaldı kolektif savunma?
Bir müttefik diğerini "doğrudan tehdit" sayıp karşı paktlar kuruyorsa, orada "ittifak" değil profesyonel bir
"kuşatma" var demektir.
İsrail'in savunma devleri Romanya'da fabrika dikiyor,
ABD Dedeağaç'ta üs kuruyor...
Hülasa, çember daralıyor.
Karşımızda bir güvenlik şemsiyesi yok; bizi Akdeniz'de bir enerji hapishanesine tıkmaya yeminli bir koro var.
***
Böylesi netameli bir süreçte,
Rusya Devlet Başkanı
Putin de 1915 raflarından
"soykırım" yaftasını indiriverdi.
15 Temmuz'dan itibaren sıkı dostluk içindeydik, ne oldu birdenbire böyle?
Batı'nın "Rusya'ya yağmurlu günde su bile vermeyin" tazyikine rağmen ambargolara göğüs geren tek NATO ülkesi biz değil miydik?
Sahi, bu dirsek niye?
ABD'nin NATO'dan çıkması durumunda, söz konusu ittifakın askeri bakımdan en güçlü üyesi hâline gelecek olan Türkiye'nin Avrupa'yı (Rusya'ya karşı) koruyacağı söylemleri nedeniyle mi?
NATO bizi kendinden koruyacak, bunun karşılığında biz de NATO'yu koruyacağız şeklinde hülasa edebileceğimiz tuhaf bir ilişki biçimi yüzünden, Rusya gibi potansiyel "ittifakları" zevale uğratmaya değer mi, bilemiyorum.
Benim bildiğim şudur: Kendi müttefikinin hedef tahtasına oturttuğu bir ülkeyi kâğıt üzerindeki maddeler değil, ancak kendi bileği korur.
Bu meyanda, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatındaki Avrupa payının ABD'yi geçmesi muazzam bir devrimdir.
Bu devrimin mimarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ülke olarak minnet borcumuz var.
Ne kadar muhalif olursak olalım, şayet "yurtseversek" bu böyledir.