Türkiye'nin en iyi haber sitesi

SALİH TUNA

Hesaplaşırlar mı dersiniz?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Muhafazakâr mahallenin medyasında bir zamanlar herkesten çok arzı endam eden, adı lazım değil biri, ABD-İsrail ile İran arasında 39 gün süren savaşı değerlendirdiği yazısında...
"İran halkının refahı için yatırım yapacağı yerde füze ve insansız hava araçları yaptığını, bunları da İsrail'in üzerine göndermek zorunda kaldığını" yazabildi.
Ne yazık ki bu kafa münferit değil. Hatta bir zamanlar modaydı.
Ki bunlardan biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la başbakanlığı döneminde birlikte çalışan Cüneyd Zapsu adlı işadamıydı.
Lakin...
Sayın Erdoğan'ın savunma sanayii yatırımlarına ağırlık verme kararını eleştirdiğini, ancak gelinen noktada Erdoğan'ın haklı çıktığını geçenlerde itiraf etmiş, "O yatırımlar olmasaydı paramparça ederlerdi..." demişti.

***

Bu köşenin müdavimleri bilirler: Söz konusu 2 haftalık ateşkes kararını sıcağı sıcağına değerlendirmeye çalıştığım naçizane yazımda, savaşın asıl kaybedeni İsrail olacak demiştim.
Bunun da savaşın ABD'ye maliyeti konuşulmaya başladığında tastamam ortaya çıkacağını belirtmiştim: "Bakalım o vakit, Gazze soykırımı nedeniyle zaten kadük hâle gelen 'Holokost Endüstrisi' İsrail'i bu faturadan da kurtarabilecek mi?.."
"Holokost Endüstrisi" ifadesiyle aynı adlı kitabına gönderme yaptığım Norman G. Finkelstein ile sonuç itibarıyla benzer değerlendirmeyi yaptığım için de sevindim.
Zira, Middle East Eye söyleşisinde Finkelstein geçen gün şu yorumu yaptı: "Trump ile Netanyahu arasında büyük bir sorun yaşanacak. Çünkü bilirsiniz, herkesin ilk içgüdüsü başkasını suçlamaktır. Trump ona, 'Halkın ayaklanacağını söylemiştin. İran'ın her yerinde halk isyanı için hazır ajanların olduğunu söylemiştin' diyecek..."

***

Daha önce de söylemiştim, önemine binaen yineleyeyim:
Netanyahu yıllar önce yazdığı "Fighting Terrorism" adlı kitabında, Batı karşıtı milliyetçi ve İslamcı akımların ortak bir "bağımsızlık" iradesi taşımasını varlıklarına bir tehdit olarak değerlendirerek, bu tehdidi bertaraf etmenin temel stratejisinin iki akım arasında derin ayrılıklar yaratarak onları birbirine kırdırmak olduğunu anlatır.
Maalesef böyle de olmuştur.
Aynı şeyi mezhepler üzerinden de uyguladıkları izahtan varestedir.
O kadar ki nerede bir vahdet görseler, "Mezhepleriniz farklı, nasıl birlikte hareket edersiniz, deli misiniz?" yollu tepki koydukları herkesin malumu.
Hâl böyleyken...
Müslümanların daha kavi bir şekilde vahdet içinde olmaya çalışmak yerine, nifak için "gerekçe" bulmak peşinde koşmaları anlaşılır şey değildir.
Halbuki...
Ümmetin maslahatına uygun olan, Finkelstein'in de belirttiği üzere, olası Trump-Netanyahu hesaplaşması dolayımında, ABD-İsrail arasında "nifak" çıkmasına katkı sunmaktır.
Türkiye ve Pakistan ittifakının bu stratejiyi güttüğünü düşünebilir miyiz, bilemiyorum.
Benim bildiğim, mezkûr ittifakın mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır'ı da ittifaka çekmeye çalışmasından, Netanyahu'nun felaket rahatsız olduğudur.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.