Avrupa'da yüzyıllar boyunca ilmek ilmek işlenen o "zayıf, boynu bükük, ezilen ve ölüme koyun gibi giden" Yahudi imajı, İsrail'in kuruluş sürecindeki İrgun gibi Yahudi terör örgütlerinin Filistin köylerinde yaptıkları katliamlarla sarsılmıştı.
Lakin süreç sarsılmış olsa da henüz tersine çevrilmemişti. Bunun için öncelikle "algı yükleme işlemine" ihtiyaç vardı.
Tam da bu noktada devreye popüler kültür girdi.
Leon Uris'in 1958 tarihli Exodus (Çıkış) romanı ve Otto Preminger'in 1960'ta Paul Newman'lı o meşhur beyazperde uyarlamasıyla birlikte, "cesur, yenilmez ve güçlü savaşçı" imajı başta Amerika olmak üzere tüm Batı'nın hafızasına kazınmaya başlandı.
Amerikan hafızası dedim de aklıma geldi. "Vaat edilmiş topraklar" retoriği var ya, İsrail'in kuruluşundan çok önce, erken dönem Amerikan kolonicilerinin "yerlilere" yönelik vahşi eylemlerini meşrulaştırmak için başvurdukları bir kalkandı.
Sizin anlayacağınız, "Tevrat'ta Yahudilere nasıl Filistin vaat edildiyse, bu bakir topraklar da bize vaat edildi" denilerek koca bir kıta işgal edilmişti. (Meraklısı, Amy Kaplan'ın "Our American Israel" adlı eserinden mufassal öğrenebilir.)
***
O ezik Yahudi imajının tastamam tersine çevrilip kibre dönüşmesi için 1967'deki Altı Gün Savaşı beklenecekti.***
FETÖ'cülerin Türkiye'de yapmaya çalıştığını, finans, sosyoloji/teoloji (Evanjelizm) ve lobi gücüyle çoktan başarmıştı. Her zamanki gibi Demokratlar gidiyor Cumhuriyetçiler geliyor ama "ABD'deki İsrail" hiç değişmiyordu. Hatta her geçen gün güçleniyordu.