ABD bölgede yaptığı her "saldırıyı" bazen "demokrasi", bazen "istikrar", bazen de "terörle mücadele" olarak ambalajlardı.
Lakin zarf değişse de mazruf aynı kalırdı. Mazruf da İsrail'in güvenliği ve ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaretti.
Ne zaman ABD harekete geçse İsrail sessizliğe gömülürdü.
Mesela, Körfez Savaşı'nda, ABD'nin Irak'ı işgal döneminde Saddam, İsrail'e iki füze salladı ama İsrail ağzını açmadı.
İsrail şayet sütre gerisinden kafasını uzatsaydı, ABD'nin malum ittifakı bölgede darmaduman olacaktı.
Zira o vakit bölge halklarının duyarlığı İsrail söz konusu olduğunda birlikte tepki koymayı icbar ederdi. En azından etnik ve mezhep asabiyeti bugünkü kadar yıkıcı/ ifsat edici değildi.
Hülasa, hangi ırka veya hangi dine ait olursa olsun, İsrail'in katlettiği birinin ardından helva yemeyi midesi kaldıracak hiçbir bölge insanı yoktu.
***
Günümüzde, "soykırımcı" olduğu dünya kamuoyu nezdinde tescillendiği hâlde İsrail, kendini saklamaya bile gerek duymuyor.***
Başbakan Nuri el-Maliki önderliğinde Irak'ta "anti-emperyalist" bir hükümet kurulacak olması, mahut düzene aykırı olduğu için bu denli rahatsızlar.