Orta Doğu'da tırmanan jeopolitik gerilim, küresel ekonomide dengeleri yeniden kurarken Türkiye bu tabloyu fırsata çevirmek için harekete geçti. Hazine ve Maliye Bakanlığı öncülüğünde hazırlanan yeni paket, Türkiye'yi küresel sermaye için daha cazip bir merkez haline getirmeyi hedefliyor.
Dünyada transit ticaretten elde edilen gelirler trilyon dolarlık büyüklüklere ulaşırken Türkiye de bu pastadan daha fazla pay almak istiyor. Bu kapsamda özellikle doğrudan yatırımları artırmaya yönelik vergi teşvikleri öne çıkıyor. İmalatçı ve ihracatçı şirketler için kurumlar vergisinin düşürülmesi, hatta tek haneli oranların gündeme gelmesi bu açıdan kritik bir adım olabilir.
Bununla birlikte Türkiye'de yerleşik yabancılara yönelik veraset ve intikal vergisinde istisna, yüksek gelir grubuna özel vergileme rejimi ve yurt dışından sermaye girişini kolaylaştıracak düzenlemeler de masada.
Amaç net: Türkiye'yi sadece yatırım yapılan değil, yatırımcının yaşamak ve büyümek istediği bir merkez haline getirmek.
Bu çerçevede oturma izni, çalışma izni ve dijital vize süreçlerinin hızlandırılması da planlanıyor. Yani Türkiye yalnızca sermayeyi değil, nitelikli insan kaynağını da çekmek istiyor.
Peki yatırımcı bu tabloya nasıl bakıyor?
Geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'ın Londra'da katıldığı yatırımcı toplantılarından birini organize eden Globalturk Capital Kurucusu Barış Öneyile konuştum. Öney'iin değerlendirmeleri bu sorunun yanıtını net veriyor:
Fonların Türkiye'ye bakışı son derece olumlu. Üstelik bölgedeki savaşa rağmen…
Öney'e göre yatırımcılar bu tür jeopolitik riskleri kısa vadeli görüyor. En kötü senaryoda bile Rusya- Ukrayna Savaşı benzeri, belli bir dengede sürecek bir tablo bekleniyor. Bu nedenle "bekle-gör" yaklaşımı olsa da Türkiye'den çıkış yok.
Asıl belirleyici olan ise uzun vadeli perspektif. Çünkü bu fonlar ülkeleri 10 yıllık döngülerle değerlendiriyor. Ve o pencereden bakıldığında Türkiye'nin hikâyesi hâlâ güçlü.
Enflasyonu düşürmeye yönelik programın kararlılıkla sürmesi, dövizde istikrar ve ekonomik normalleşme süreci yatırımcı açısından pozitif okunuyor. Jeopolitik tarafta ise Türkiye'nin denge politikası ve NATO içindeki konumu "güvenli liman" algısını güçlendiriyor.
Öney'in verdiği rakamlar da dikkat çekici:
Son 6 ayda yaklaşık 500 milyon dolarlık fon sağlandı. Yıl sonuna kadar bu rakamın bir milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Üstelik yeni dönemde 5-6 farklı fon yönetim şirketinin daha Türkiye için kaynak oluşturması gündemde. Bu kaynak özellikle KOBİ'ler ve teknoloji şirketleri için kritik bir finansman alanı yaratacak.
Türkiye'nin özellikle ABD'den çıkış yapan fonları hedef alması oldukça önemli olacak. Körfez'in güven bunalımı yaşadığı süreçte Türkiye'nin güvenli bir liman olması özellikle bölgede park etmiş Batı sermayesini çekmek için de itici bir güç olabilir.
Ancak yatırımcının beklentileri de net. Makro dengeler olmazsa olmaz. Yüksek enflasyonun düşmesi, faizlerin gerilemesi, kur oynaklığının kontrol altında tutulması ve hukukun öngörülebilir şekilde işlemesi gerekiyor.
Öney'e göre bunun dışında yatırımcı tarafında ekstra bir talep yok. Çünkü Türkiye zaten kendi hikâyesi olan, kendini anlatabilen bir ülke.
Sözün özü küresel sermaye kısa vadeli dalgalanmalara değil, uzun vadeli hikâyeye bakıyor. Türkiye bu hikâyeyi güçlendirdiği sürece, krizler sadece risk değil aynı zamanda fırsat üretmeye devam edecek.