Geçen seneye kıyasla sebze-meyve hasadında yaşanan hissedilir artış, giyimde erken başlayan sezon indirimleri ve barış ihtimalinin güçlenmesiyle gerileyen petrol fiyatları sayesinde haziran ayında enflasyon yüzde 0,99 olarak gerçekleşmişti. Bu oran, büyük ihtimalle 2026'da göreceğimiz en düşük aylık enflasyon oranıydı. Temmuzda aylık bazda enflasyonun yeniden yükseleceği öngörülüyordu. Öyle de oldu. Yine de aylık enflasyon (yüzde 1.78), piyasa beklentilerinin (yüzde 1.82-1.87) hafif altında kaldı. Böylece yıllık enflasyon yüzde 32.11'den yüzde 31.75'e geriledi.

GRUPLARIN ENFLASYONA KATKILARI
Savaşın yeniden başlaması, son haftalarda petrol fiyatlarını hareketlendirdi. Bu gelişme enflasyonda kendini hissettirdi. Ulaştırma, tüketim sepeti içerisinde aylık enflasyonu en çok yukarı taşıyan harcama grubu oldu. Temmuzda enflasyonu yukarı çeken bir diğer kalem gıda oldu. Haziranda aylık yüzde 0.17 olan gıda enflasyonu, temmuzda yüzde 1.61'e yükseldi. Geçtiğimiz ay doktor muayene ücretlerine yapılan zamlar da aylık enflasyonu yukarı taşıdı. Sağlık grubunun tüketim sepetindeki ağırlığı düşük olsa da bu zamlar aylık enflasyon üzerinde 0.32 puanlık etki oluşturdu.

SON DÖRT YILIN EN DÜŞÜĞÜ
Enflasyondaki düşüşün hedeflenen hızda ilerlemediği bir gerçek. Fakat bir yandan da dışsal şokların enflasyon üzerinde eskiye nazaran daha az etkili olduğunu görüyoruz. Tabii ki burada döviz kurlarındaki sakinliğin etkisi büyük. Şu ana kadar savaşın enflasyonda 3-4 puanlık bir yükselişe neden olduğu hesaplanıyor. Bu etkinin daha yüksek olmaması, en azından fiyatlama davranışlarındaki sağlıksız hassasiyetin azaldığına işaret ediyor. Yüzde 1.78'lik temmuz enflasyonu, son dört yılın en düşük temmuz rakamı olarak kayıtlara geçti. Bu ılımlı gelişmeyi dikkate almak gerekiyor.
Enflasyonun yıl sonunu yüzde 30'un altında kapatma ihtimali halen var. Bunun önündeki en büyük risk jeopolitik unsurlar. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmalar, tahıl sevkiyatını yeniden olumsuz etkileyecek seviyelere çıktı. ABD ile İran arasındaki barış görüşmelerinin bir türlü tamamlanmaması da enflasyon üzerinde baskı oluşturuyor.
Barışın sağlanma ihtimali, sağlanmama ihtimalinden yüksek görünüyor. ABD Başkanı Donald Trump, sadece ABD'deki müesses nizamı değil, İsrail'i ve kısmen de Körfez ülkelerini tatmin edecek bir anlaşma ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu durum kaçınılmaz biçimde süreci uzatıyor. Jeopolitik risklerin bir an önce yatışması, enflasyonla mücadelede asıl yapmamız gereken işlere odaklanabilmemiz açısından önem taşıyor.

ABD'DEN JAPON YENİ'Nİ KURTARMA OPERASYONU
ABD bu hafta başka bir operasyonla küresel ekonomiyi etkiledi. Bu, neyse ki askeri bir operasyon değildi. ABD Hazine Bakanlığı, son bir hafta içerisinde Japonya ile koordineli biçimde Japon yenine müdahalede bulundu. Amerikalılar, rezervlerindeki avroları satarak karşılığında yen aldılar. Toplam müdahale tutarının 12-13 trilyon yen (76-82 milyar dolar) olduğu tahmin ediliyor.
Bu müdahale, yenin değerinin son 40 yılın en düşük seviyelerine inmesi nedeniyle gerçekleşti. Kamu maliyesindeki bozulma ve siyasi istikrarsızlık, bu değer kaybını tetikleyen temel etmenlerdi.
Son operasyon, ABD'nin yene yönelik son 30 yılda gerçekleştirdiği üçüncü müdahale oldu. Bir ülke, normal şartlarda başka bir para birimini desteklemek için çok nadiren müdahalede bulunur. Washington yönetimi bu finansal operasyonu Japonya'yı çok sevdiği için gerçekleştirmedi. Zayıf yen, Amerikan ekonomisinin çıkarlarına hizmet etmiyor.
Japonya, Amerikan tahvillerinin en büyük alıcılarının başında geliyor. Japonya Merkez Bankası, yenin değerini korumak için aşırı miktarda Amerikan tahvili elden çıkarmaya çalışsaydı ABD'nin faiz oranları yükselirdi. Haliyle böyle bir gelişme Amerikan ekonomisinin hanesine eksi yazardı. Bunun yerine ABD Hazinesi doğrudan müdahale etmeyi tercih etti; faizlerdeki olası bir artışı engellemeye çalıştı. Bunun yanı sıra dolar yen karşısında değerlendiğinde ABD'nin ihracat pazarlarındaki rekabet gücü zayıflıyor. Trump'ın gümrük tarifesi hamleleri de boşa gitmiş oluyor. Sözün özü, ABD Japonya'ya boş yere yardım etmiyor. Ancak bunlar pansuman niteliğinde müdahaleler; küresel makroekonomik dengesizliklere yönelik yapısal müdahaleler gelmedikçe sorunlar büyüyor.