Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NURULLAH GÜR

Jeopolitik risklere karşı proaktif önlemler

Sesli dinlemek için tıklayınız.

İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya dönük girişimlerde bulundu. Bu denli büyük bir çatışmanın dünya genelinde ekonomilere yansımaları olması kaçınılmaz. Piyasalar savaşın 3-4 haftada biteceğini fiyatlıyor ancak tedbir almak gerekiyor

Bu hafta tüm dünyanın gözü kulağı İran'daydı. ABD ve İsrail ikilisi bir kez daha uluslararası hukuku hiçe saydı. İran'a geniş çaplı bir hava operasyonu başlattılar. Bunun karşılığında İran, Körfez ülkelerindeki Amerikan askeri tesislerini hedef aldı ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya dönük girişimlerde bulundu. Bu denli büyük bir çatışmanın dünya genelinde ekonomilere yansımaları olması kaçınılmaz. Bu etkinin ilk görüldüğü yer ise enerji piyasası oldu. Bölgeyi küresel enerji piyasasının kalbi olarak tanımlamak yanlış olmaz. Küresel petrol ve LNG sevkiyatının kabaca yüzde 20'si Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Boğazın kapatılması durumunda petrolün varil fiyatı 60 dolardan 85 doların üzerine çıktı.

3-4 HAFTA ÜZERİNE FİYATLANIYOR
Savaşın uzaması durumunda petrol fiyatlarının 120 doları aşabileceği konuşuluyor. Ancak piyasalar şu an ABD-İsrail saldırılarının önümüzdeki 3-4 hafta içinde biteceğini fiyatlıyor. Zira kasım ayındaki ara seçimler yaklaşırken Donald Trump'ın, yüksek akaryakıt fiyatlarının Amerikalı seçmenlerin cüzdanlarını yakmasını istemeyeceği varsayılıyor. Fakat kontrolün ne kadarının Trump'ta olduğu büyük bir soru işareti. Birçok uzman, İsrail'in baskısıyla Trump'ın bu savaşa sürüklendiği görüşünde.
ABD'nin popüler siyasi talkshow sunucularından Tucker Carlson'ın da belirttiği üzere, John F. Kennedy'den bu yana hiçbir ABD Başkanı İsrail'e "hayır" diyemiyor. Kennedy'nin sonrasında başına gelenler de ortada. Dolayısıyla savaşın ne kadar süreceğini kestirmek kolay değil. Ancak en azından Trump'ın önünde bir seçim baskısının olması olumlu bir durum.



GÖZLER PETROL VE ENFLASYONDA
Savaşın uzaması durumunda ABD'nin kazanabileceği çok az, kaybedeceği ise çok fazla şey var: Körfez ülkelerinin ABD'ye duyduğu güvenin erime riski Körfez sermayesinin Amerikalı teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımlarını finanse etme kapasitesinin ve motivasyonunun azalma ihtimali, ABD'nin bir numaralı hedef olarak gördüğü Çin ile mücadele ederken odağını kaybetmesi, Ortadoğu'daki savaşın Amerikan hazinesini zorlaması sonucunda ABD'nin Çin'e karşı yürüttüğü teknoloji savaşında finansal mühimmat kaybetmesi...
Savaşın süresini öngöremeyiz. Her hâlükârda savaşın finansal riskler ve enerji fiyatları üzerinden enflasyona yansımasını kısıtlamak için baştan tedbir almak gerekiyor. Bizim için ekonomik açıdan en önemli konu başlığı enflasyon. Bu hafta açıklanan şubat ayı enflasyon rakamları da bunu teyit ediyor. Ocaktan sonra şubat ayında da enflasyon rakamları yüksek geldi. Piyasa beklentisi yüzde 2.87 iken gerçekleşen aylık enflasyon yüzde 2.96 oldu. Yıllık enflasyon yüzde 30.65'ten yüzde 31.53'e yükseldi.
Yeni yıl ve Ramazan etkilerinin geçmesi sonrası, normal şartlarda mart ayından itibaren enflasyonun daha düşük gerçekleşmesi bekleniyordu. Ancak jeopolitik gelişmelerin enflasyon üzerinde baskı oluşturma riski var. Bu yüzden erken tedbir almak önemli.
Bu hafta ekonomi yönetimi bu kapsamda bir dizi karar aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir haftalık repo ihalelerini geçici olarak durdurdu. Bankaların fonlama maliyetlerini artıracak bu karar, para politikasını örtük olarak sıkılaştırdı. Spot piyasada gereksiz döviz talebi oluşmaması adına TCMB, TL uzlaşmalı vadeli döviz satım ihaleleri başlatacağını duyurdu.
Bir diğer kritik hamle Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan geldi. Geçmişte de kullanılan eşel mobil sistemi yeniden devreye alındı. Böylece dolar bazında petrol fiyatları artsa da pompa fiyatlarının bu artıştan daha az etkilenmesi için akaryakıttan alınan ÖTV oranı aşağı çekilecek.
Örneğin küresel fiyat hareketleri nedeniyle benzin fiyatının 10 TL artması gerekirken bunun 7.5 TL'si ÖTV indiriminden karşılanacak. Vatandaşın fiyat artışlarından daha az etkilenmesi için devlet vergi gelirinden feragat etmiş olacak.
Umarım bölgemiz daha fazla istikrarsızlaşmadan diplomatik bir çözüm bulunur. Bu konuda Türkiye çok ciddi çaba harcıyor.



ZORLU KOŞULLARA RAĞMEN BÜYÜMEYE DEVAM
Bu sıcak gündem arasında geçtiğimiz hafta içinde açıklanan önemli verilerden biri de ekonomik büyümeydi. Türkiye ekonomisi 2025'in son çeyreğinde yüzde 3.4 oranında büyüdü. Böylece yıl genelinde büyüme oranı yüzde 3.6 oldu. Önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, yüksek faiz ortamı dikkate alındığında yabana atılacak bir büyüme performansı değil. İç ve dış talep açısından dengeli bir dağılımın tutturulamaması, büyüme performansının olumsuz tarafı olarak gösterilebilir. Tüketim harcamaları yılın son çeyreğinde tüm yılın en güçlü büyümesini kaydetti. Net ihracat ise yılın en olumsuz dönemini son çeyrekte yaşadı.
Yatırım harcamaları son çeyrekte hız kaybetse de pozitif kalmayı başardı. 2025'teki yüzde 3.6'lık büyümenin 1.8 puanı yatırım harcamalarından geldi. Geçen yıl büyüme açısından en belirleyici unsur yatırım harcamaları oldu diyebiliriz. Yatırım harcamaları sayesinde Türkiye beklenenden bir tık daha yüksek büyüdü.
Bu yıl Türkiye'nin 2025'teki performansa yakın seviyelerde büyüyeceği öngörülüyor. Enflasyonun hedeflerle uyumlu bir hızda aşağı ineceği ve bölgemizde jeopolitik gerilimin normale döndüğü senaryoda Türkiye'nin ekonomik büyümede kendi potansiyeline asıl 2027'de ulaşacak gibi duruyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.