Son yıllarda çatırdayan mevcut uluslararası ekonomik düzenin tohumları İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine yakın atılmaya başlanmıştı. Bu düzen ABD'nin dolar ile altın arasındaki bağı koparmasıyla 1970'lerin başında tökezlemişti. 1980'li yıllarda sistem neoliberalizm ile güncelleme yaşayarak yoluna devam etti. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olması sonrasında sistem, gücünün zirvesine ulaşmıştı. 2008'deki küresel finans krizi, düşüşü başlatan unsur oldu. Önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, ABD artık işine yaramadığı için kendi inşa ettiği mevcut düzeni yıkmaya çalışıyor. Fakat yerine neyi koyacağını bilmiyor. Bilse de dünyanın değişen dengelerinde bu dönüşümü tek başına şekillendirmeye artık gücü yetmez. Hal böyle olunca kaotik bir durum karşımıza çıkıyor.
Bu hafta Davos'ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu'ndaki itirafları ve gerilimli atmosferi bu sürecin birer yansıması olarak okuyabiliriz. Hatta bu yılki toplantıları, forumun kendi tarihinin en sansasyonel etkinliği olarak tanımlayabiliriz. ABD ile Avrupa arasındaki çatlağın iyice derinleştiği bu günlerde yapılan konuşmalar, mevcut küresel düzenin ölüm ilanı gibiydi. Forumda yapılan iki farklı konuşmanın satır aralarından örneklerle gidişatı özetlemeye çalışayım.

Kanada Başbakanı Mark Carney'den başlayalım. Carney, Davos konuşmasında aslında mevcut düzenin ne kadar sorunlu olduğunu şu cümlelerle itiraf etti: "Her gün, büyük güçlerin rekabet ettiği bir çağda yaşadığımızı hatırlatılıyor bize. Kurallara dayalı düzenin yok olmaya başladığını. Güçlülerin istediklerini yaptığını, zayıfların ise katlanmak zorunda olduklarını görüyoruz... Uluslararası kurallara dayalı düzenin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. En güçlülerin, kendileri için uygun olduğunda bu düzenin dışında kalacaklarını; ticaret kurallarının asimetrik bir şekilde uygulandığını; ve uluslararası hukukun, sanık veya mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını da biliyorduk. Bu kurgu yararlıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası, kamu mallarının sağlanmasına yardımcı oldu: açık deniz yolları, istikrarlı bir finansal sistem, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkları çözmek için çerçevelerin desteklenmesi. Bu yüzden, pencereye tabelayı astık. Ritüellere katıldık. Ve büyük ölçüde retorik ile gerçeklik arasındaki uçurumu dile getirmekten kaçındık. Bu anlaşma artık işe yaramıyor. Açık konuşayım: Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız."

İŞ İŞTEN GEÇİNCE
Bir diğer itiraf, küresel eğilimlerin ve teknolojik gelişimin eşitsizlik üzerindeki yıkıcı etkilerine dairdi. Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi olan BlackRock'ın CEO'su Larry Fink, eşitsizliğin daha da artabileceğine dair şu uyarılarda bulundu: "Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar fazla zenginlik yaratıldı, ancak gelişmiş ekonomilerde bu zenginlik, sağlıklı bir toplumun nihayetinde sürdürebileceğinden çok daha dar bir kesime akıyor... Şimdi yapay zekâyı konuşuyoruz. Ve benzer bir örüntü görüyoruz. İlk kazançlar, modellerin, verilerin ve altyapının sahiplerine akıyor. Diğerlerine ne olacağı sorusu var karşımızda. Yapay zekâ, beyaz yakalı işlere küreselleşmenin mavi yakalı işlere yaptığı şeyi yaparsa, bununla bugün doğrudan yüzleşmemiz gerekir."
Batılılar hem bu itirafları yapmakta hem süreçleri iyileştirecek hamleleri gerçekleştirmede geç kaldılar. İş işten geçti...
***
MERKEZ BANKASI 2026'YI FAİZ İNDİRİMİYLE AÇTI
Dışarıdaki atmosferin aksine, içeride ekonominin gündemi çok yoğun değildi. Haftanın en önemli konusu, Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısıydı. Merkez Bankası kurmayları, yılın ilk toplantısında politika faizini 100 baz puan daha indirdi. Böylece politika faizi yüzde 38'e geriledi. Bir önceki faiz indirimi 150 baz puan olarak gerçekleşmişti. Faiz indiriminde dozun azaltılması şaşırtıcı değil. PPK karar metnindeki şu ifadeler, Merkez Bankası'nın neden temkinli davrandığını özetliyor: "Öncü veriler ocak ayında aylık tüketici enflasyonunun gıda öncülüğünde arttığına, ana eğilimdeki artışın ise sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Son çeyreğe ilişkin göstergeler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü ima etmektedir. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları iyileşme işaretleri göstermekle birlikte dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir."
Bu risk, şu an için aşırı endişe verici bir seviyede değil. Ancak bu yıl ara hedefin tutturulması, tek haneli enflasyon açısından son derece kritik. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın özellikle yılın ilk aylarında temkinli hareket etmesi gerekiyor. 14 Mayıs'ta açıklanacak 2026'nın ikinci enflasyon raporuna kadar, yüzde 19'luk yıl sonu enflasyon hedefinin gerçekleşmesin ihtimal dahilinde olduğuna Merkez Bankası'nın piyasaları ikna etmesi lazım. Beklentilerin altında kalan 100 baz puanlık faiz indirimini bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.