Kanımca, Ali Koç'un yeniden holdinge dönüşünün de etkisi var. Zira Koç Ailesi (holding yöneticileri değil), memleket meselelerinde merkeze yakınsama gayretinde gibi geldi bana. Bunu, hükümete bir tür destek gibi okumak yanıltıcı olur. Ama ton farkı olduğu da gerçek. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Koç'tan alınan ilk sinyallere ne kadar prim verir?" O, ayrı bahis. Konu, yatırım ve istihdam oldu mu, desteğini esirgemez. Ötesinde ise mesafe tayinini gözetir bence...
Önce sizi, 21 Eylül akşamına, New York'taki meşhur Cipriani restorana götürmek istiyorum. "100 Yıllık Dostluk: Türkiye- ABD Galası'ndayız!" Gecenin ev sahipliğini, ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı olan Chobani'nin kurucusu Hamdi Ulukaya ve eşi Loiuse Ulukaya üstlendi. Ulukaya çifti, ev sahibi avantajını hayli uzun konuşarak kullandı. Masa düzeni ve ortam biraz da Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç için hazırlanmış izlenimi uyandırıyordu. Cumhurbaşkanı ile tokalaşma fotoğrafı verildi. Geniş yuvarlak masada Cumhurbaşkanımızın tam karşısında oturtuldu. Yanında, Ford Motor Company İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Başkanı Bill Ford vardı. Rahmi Bey'e, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere sağladığı katkılar dolayısıyla ödül takdim edilerek konuşması sağlandı. Sahne düzeni itibariyle Rahmi Koç kürsüdeyken Cumhurbaşkanımızın sırtı dönüktü! İlerlemiş yaşına rağmen dinç görünen Rahmi Bey'i, NY'a getiren nedenler elbette özel olarak not edilmeyi hak ediyor! İlgi çekici bu tabloya, 25 Eylül 2026'da Elazığ'da gerçekleşen TÜRKONFED Zirvesi'nde konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un şu mesajı da eklenebilir:
"... ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin, İsrail'i koşulsuz desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan soykırımı mümkün kıldı! Maalesef Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır!"
Özet..
Büyük sermayenin; "cari süreç yönetimini, beyanlarını, görünürlük projelerini ve zamanlamasını" izlemekte fayda var.
NOT: Sn. Ömer Koç'un, Günaydın gazetesi muhabiri arkadaşımıza ve temsil ettiği medyaya karşı telafi etmesi gereken kişisel ve kurumsal sorumluluğu bulunduğunu ve halâ geç olmadığını da hatırlatmak durumundayız.
***
NEW YORK'TA DİNLEDİKLERİM...
Profili çizerek, o toplantıdan dinlediklerimi aktarayım... Halen, Lux Capital'de Girişim Ortağı, Cisco'da, CNN'de ve Atlantic Council'da Danışman, Analist veya Seçkin Araştırmacı!
Daha önce ne mi yapıyordu?
(Sözde) DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu Özel Başkanlık Temsilcisi, Türkiye'nin, terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı olarak kabul ettiği YPG/SDG'nin (Suriye Demokratik Güçleri) baş mimarı. Evet, o karanlık odanın gündüz açığa çıkan isminden bahsediyorum; "Brett McGurk!"
İşte o McGurk, BM Genel Kurulu için NY'ta bulunan Suriye Devlet Başkanı Ahmet el Şara ile özel panelde bir araya gelmiş ve Şara, kendis-i ne, "Zor sorular sorabilirsiniz" demiş. Önceki yıllarda adeta birbirini yok etmek üzerine kurulu ilişkinin, aynı masa etrafında buluşması bir yana Şara, net cevapları ile tam anlamıyla ezber bozmuş.
"Rus üsleri, Türkiye'nin kuzey Suriye'deki varlığı, Lübnan Hizbullah'ı, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile ilişkiler, geçici devlet başkanı olarak kullandığı yetkiler, Suriye'nin tüm etnik ve mezhebi unsurlarını kapsama yaklaşımı, özel olarak Kürt kökenli Suriyelilere tanınan haklar" başlıklarında akılcı yorumları ile taraftar toplamış.
Ve bam teli! McGurk'un, "İsrail'le diplomatik ilişki kurmayı düşünüyor musunuz?" sorusunu, "İsrail'le diyalog mekanizmamız mevcut" diye cevaplamış. "Golan Tepeleri, diplomatik ilişkilerin ön şartı mı?" soruna şu karşılığı vermiş:
"Golan Tepeleri ne benim ne Trump'ın ne de İsrail'indir. Orası, Suriye toprağıdır ve kaderi Suriyelilerin elindedir!"
Son soru... 7 Ekim'in yıldönümü, İsrail'in güvenliği problemi.
Şara'dan gelen cevap muhteşem:
"İsrail'in kendini güvende hissetmesi, Suriye'yi veya komşularını bombalaması ile mümkün olamaz. İsrail'in güvenliği meselesinin özü, kendi takip ettiği politikalardır. Ve bu, 7 Ekim'de başlamadı!"