İsrail'in 7 Ekim saldırılarının ardından askeri gücünü, ekonomisini, hukukunu, anlatısını ve toplumu tek bir hedefe kilitleyerek başlattığı "topyekûn savaş" konsepti 3 yılını doldurdu.
Netanyahu "mutlak zafer" sloganıyla başlattığı savaşta amaçlarını Hamas'ın askeri ve yönetsel gücünü yok etmek, silahsızlandırmak, tünelleri ve üretim altyapısını yıkmak, komutanları öldürmek olarak ilan etmişti.
Ancak savaş uzadıkça hedef şişti, büyüdü.
İsrail 50 yıl sonra başlattığı savaşta İran'ın "ateş çemberi" dediği çok katmanlı bir ekseni karşısına aldı. Gazze'den sonra savaş Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Yemen, Irak ve sonunda İran'a yayıldı.
Peki sonuç?
Evet, Hamas tugay düzeninden hücre düzenine düştü, Hizbullah ağır darbe aldı, İran'ın nükleer ve füze kapasitesi zedelendi, sınır ötesi tamponlar kuruldu. Ama topyekûn savaşın vaadi, tehdidi bitirmekti.
Bitmedi.
Hamas silah bırakmadı, Gazze'nin bir kısmını hâlâ elinde tutuyor. Halk soykırıma rağmen göç etmeye direniyor. Hizbullah silahsızlanmadı. İran rejim olarak ayakta.
Arap coğrafyası da düne göre daha net şekilde İsrail karşıtı.
Dahası da var.
Gelinen noktada İsrail Başbakanı'nın uçağı kendine havada bile yol bulmakta zorlanıyor. Netanyahu, BM Zirvesi'ne katılmak için gittiği New York'a inemedi. Genel Kurul'a girdiğinde ise 70'ten fazla ülkenin temsilcisi salonu terk etti.
Bugün Filistin'i tanıyan devlet sayısı 158. Bu tarihi bir rekor.
Yıllardır İsrail'in yanında olan Avrupa devletleri artık "soykırım" derken Nazilerden sonra Tel Aviv'i kastediyor.
Dalga o kadar güçlü ki, Almanya İsrail'e verdiği destekten ötürü BM'de Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerini kaybetti.
ABD'deki müesses nizam hâlâ İsrail'in müttefiki. Ne var ki Amerika, Cumhuriyetçisiyle, Demokratıyla, kültür endüstrisiyle, akademisiyle, sivil toplumuyla Filistin'in yanında. Öyle ki antisemitizm yükseliyor.
İsrail'deki 27 Ekim seçimlerinde de temel mesele topyekûn savaş.
Anketler seçimin ortada olduğunu gösteriyor. Netanyahu "Teslim olmuyoruz" diyerek aynı konsepti satmaya çalışıyor. Rakipleri de ondan farksız; seçmen faşistlerden faşist beğenecek.
Ancak 27 Ekim seçimi, üç yıllık sürecin geçirdiği evrimin sandığa düşmüş hâli. Karşısındakiler savaşı inkâr etmiyor; uzayan topyekûn seferberliğin ülkeyi yorduğunu söylüyor.
Kesin olan, 7 Ekim'den sonra İsrail'in, tehdidi yöneten devlet olmaktan çıkıp tehdidi yok etmeye çalışan seferberlik devletine dönüştüğü ve bu sürecin daha fazla devam ettirilemeyeceği.