Dünya ekonomisi 'küreselleşme 2.0' dönemini geride bıraktı. 2008 küresel finans krizinden sonra hızlanan, üç 'siyah kuğu', küresel virüs salgını ve Ukrayna Savaşı gibi jeopolitik gerilimler ve yapay zekanın sebep olduğu depremle sertleşen yeni bir evreye girdik. Bu evreyi '2. Merkantilizm' dönemi olarak tanımlamak mümkün. Devletler artık yalnızca büyüme için değil, stratejik üstünlük için de üretim yapmaya odaklandılar. Hammaddeye erişim, enerji güvenliği, teknoloji hakimiyeti ve finansman imkanları jeoekonomik rekabetin asli unsurları haline gelmiş durumdalar. Serbest ticaret söylemi devam etse de, tedarik zincirleri millileştiriliyor, kritik sektörler korunuyor ve teknoloji transferi sınırlandırılıyor.
Bu tabloda Türk reel sektörü 'meydan okuma' anlamında, meşakkatli bir eşikten geçiyor. Mevcut dezenflasyon programının getirdiği sıkı finansal koşullar, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve artan üretim maliyetleri, sanayicinin hareket alanını daraltıyor. Buna rağmen birçok firma, düşük ya da sıfıra yakın kar marjlarıyla üretime devam ederek yıllar içinde oluşturduğu müşteri ağını ve ihracat pazarlarını kaybetmemeye gayret sarf ediyor. Çünkü çok kutuplu rekabet döneminde pazarı kaybetmek, yalnızca satış kaybı değil; stratejik konum kaybı anlamına geliyor.
2. Merkantilizm döneminde en kritik başlık hammadde ve enerji yönetimi. Kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinden tarımsal emtialara kadar birçok alanda küresel rekabet artarken fiyat oynaklığı da yükseliyor. Tek bir kaynağa ya da tek bir coğrafyaya bağımlılık artık ciddi bir risk oluşturmakta. Türk sanayisi için tedarik çeşitlendirmesi ve uzun vadeli arz güvenliği stratejileri zorunlu hale gelmiş durumda. Enerji tarafında ise yalnızca maliyet değil, süreklilik belirleyici. Yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği ve yerli kaynak kullanımının artırılması, rekabet gücünün temel unsurları arasında. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığımızın güçlü atılımları bu anlamda çok değerli.
Yeni dönemin en belirleyici farkı ise, bilgi gücünün stratejik bir unsur haline gelmesi. Yapay zeka, veri analitiği, otomasyon ve siber güvenlik artık lüks değil; üretim ekosisteminin adeta omurgası. Maliyet avantajı kadar, karar alma hızı ve veri işleme kapasitesi de 2. Merkantilizm döneminin çok katmanlı rekabet sürecinde önem kazanıyor. Bu nedenle, Türk reel sektörü üretim kabiliyetini dijital dönüşümle birleştirebildiği ölçüde yeni rekabet mimarisine uyum sağlayabilir. Katma değerli üretime geçiş ve teknoloji yoğun sektörlerde ölçek oluşturma ihtiyacı her zamankinden daha önemli.
Finansman meselesi ise bu sürecin en hassas başlığı. Yüksek faiz ortamı ve sıkı kredi koşulları altında yatırım yapmak zorlaşmış durumda. Oysa 2. Merkantilizm döneminde stratejik yatırımların ertelenmesi, orta vadede rekabet gücünü zayıflatma riski taşıyor. Uzun vadeli, ihracat odaklı ve teknoloji yatırımlarını destekleyen finansman modellerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Reel sektörün yalnızca ayakta kalması değil, kapasitesini artırması hedeflenmeli.
İhracat stratejisinde de yeni bir tasarıma ihtiyaç var. Avrupa pazarı elbette önemini koruyor; ancak çok kutuplu dünyada Afrika, Orta Asya, Körfez, Güney Asya ve Latin Amerika gibi yükselen bölgelerle daha derin ekonomik bağlar kurma gayretlerimizi daha da hızlandırmamız gerekiyor. Pazar çeşitlendirmesi, jeopolitik risklerin dağıtılması açısından kritik önemde. Türk firmalarının lojistik ağlarını güçlendirmesi, yerel para ile ticaret imkanlarını değerlendirmesi ve bölgesel ortaklıklar kurması yeni dönemin gereği.
Kamu tarafında ise stratejik yönlendirici rol daha da önem kazanmış durumda. Yeni nesil sanayi politikalarının çeşitlendirilmesi, stratejik sektörlerin belirlenmesi, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve enerji-teknoloji altyapısının tahkim edilmesi gerekiyor. Veri altyapısı ve siber güvenlik kapasitesi ise artık doğrudan milli güvenlik başlığı. Devletin bu alanlarda hızlandırdığı uzun vadeli çerçeve stratejisi, reel sektörün önünü görmesini sağlayacak.
2. Merkantilizm dönemi, ucuz üretim rekabetinin değil; dayanıklılık, teknoloji ve stratejik planlama rekabetinin dönemi. Türk reel sektörü bugüne kadar birçok küresel dalgayı aşmayı başardı. Bununla birlikte, yeni evre yalnızca direnç değil, güçlü bir dönüşüm de talep ediyor. Bu dönemde sürdürülebilir anlayışla üreten, veriye dayalı hızlı karar alan ve stratejik düşünebilen ekonomiler öne çıkacak. Türkiye üretim gücünü bilgi gücü ile birleştirebildiği ölçüde çok kutuplu rekabet döneminde güçlü bir konum elde edecektir.