Türkiye'nin en iyi haber sitesi

KEREM ALKİN

Güvenlik çağında Türk sanayisinin dönüşümü

Küresel ekonominin bir güvenlik alanına dönüştüğü bu yeni dönemde, sanayi artık yalnızca büyümenin değil; istikrarın, bağımsızlığın ve stratejik kapasitenin de ana taşıyıcısı haline gelmiş durumda. Küresel virüs salgını ile başlayan arz şokları, savaşlarla derinleşen enerji ve gıda krizleri ve teknolojik rekabet, sanayinin dayanıklılığını ulusal güvenliğin asli unsurlarından biri haline getirdi. Bu nedenle Türkiye için sanayi politikası artık yalnızca verimlilik ve ihracat başlığıyla değil, doğrudan stratejik bir mesele olarak ele alınmalı.
Türkiye, güçlü üretim geleneği, geniş iç pazarı ve bölgesel konumu sayesinde bu dönüşüm için önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi, sanayinin yapısal olarak yeni bir evreye taşınmasını gerektiriyor: Daha inovatif, daha dijital, daha ihtisaslaşmış ve daha dayanıklı bir sanayi yapısına geçiş.
Bu dönüşümün ilk ayağı, Organize Sanayi Bölgelerinin yeniden kurgulanmasıdır. OSB'ler artık yalnızca arsa tahsis edilen üretim alanları değil; teknoloji, eğitim, lojistik ve enerji altyapısıyla entegre ihtisas merkezlerine dönüşmektedir, dönüşmelidir. Savunma, elektronik, biyoteknoloji, batarya, kimya ve makine gibi alanlarda tematik OSB'lerin sayısının arttırılması; firmaların aynı ekosistem içinde bilgi, tedarik ve uzman işgücünü paylaşmasını da sağlar. Bu da hem maliyetleri düşürür hem de inovasyon hızını artırır.
İkinci ayak, üretim maliyetlerinin yapısal olarak iyileştirilmesidir. Türk sanayisinin rekabet gücü bugün büyük ölçüde enerji, hammadde ve finansman maliyetlerine bağlıdır. Enerjide uzun vadeli ve öngörülebilir fiyatlama, sanayide maliyet şoklarını sınırlayacaktır. Yenilenebilir enerji yatırımlarının OSB ölçeğinde teşvik edilmesi, çatı GES, depolama ve verimlilik projelerinin desteklenmesi sanayiye hem maliyet hem de karbon avantajı kazandırır. Hammadde ve ara malında yerlileştirme, sanayi dayanıklılığının en kritik başlıklarından biridir. Petrokimya, elektronik bileşenler, makine parçaları ve ilaç etken maddelerinde yerli üretimin artırılması; hem cari açığı düşürür hem de küresel tedarik şoklarına karşı koruma sağlar.
Üçüncü ayak, işgücü ve beceri dönüşümüdür. Dijitalleşmiş sanayi, klasik mavi yakadan çok mekatronik, yazılım, veri analizi ve bakım mühendisliği gibi yeni profillere ihtiyaç duymaktadır. Meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve OSB'ler arasında kurulan eşleşmelerle, sanayiye özel beceri programları oluşturulmalı; yaşam boyu öğrenme sistemi sanayiyle bütünleştirilmelidir.
Dördüncü ayak, finansmana erişimin niteliğidir. Sanayi için mesele sadece kredi bulmak değil; uzun vadeli, uygun maliyetli ve dönüşüm odaklı finansmana erişebilmektir. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve teknoloji yatırımları için proje bazlı finansman modelleri, kalkınma bankacılığı ve bilhassa sermaye piyasamız daha etkin kullanılmalıdır.
Son bir nokta, dijital altyapı ve veri egemenliği sanayi dayanıklılığının ayrılmaz parçası haline geldiğinin farkındayız. OSB'lerde ortak veri merkezleri, siber güvenlik altyapısı ve üretim izleme sistemleri kurulması da; sanayimizi hem daha verimli hem de daha güvenli kılacaktır.
Türkiye için sanayi politikası artık sadece üretimi artırmak değil; üretimi güvenli, sürdürülebilir ve stratejik kılmaya odaklanmalı. İhtisaslaşmış OSB'ler, düşük maliyetli ve öngörülebilir enerji, yerlileşmiş tedarik zincirleri, nitelikli işgücü ve uzun vadeli finansman bu yeni mimarinin temel taşlarını oluşturacak.
Güvenlik çağında güçlü ülke olmak, güçlü sanayiye sahip olmaktan geçiyor. ABD ve AB'nin yeniden sanayilerini güçlendirecek yasal düzenlemelere hız vermelerinin ardındaki temel gerçek te budur. Çünkü, güçlü sanayi, artık sadece daha çok üreten değil; daha akıllı, daha dayanıklı ve daha bağımsız üreten sanayidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.