Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç, 98 yaşındaki ablası Semahat Arsel'in doğum günü dolayısıyla kalkan balığı gönderen Balıkçı Kahraman'a bir mektup yazarak teşekkür etti:
"Eksik olma bizim için zar zor bulup gönderdiğin kalkanı dün akşam, ablam Semahat Hanımın doğum günü vesilesiyle afiyetle yedik.
Fevkalade lezzetliydi.
Tüm misafirler de çok memnun kaldılar. Artanından ve kafasından da güzel bir çorba yapacağız.
Sana candan teşekkür eder, sıhhat ve afiyet diler, gözlerinden öperim." Balıkçı Kahraman da bu mektupta bir PR fırsatı görüp sosyal medyada paylaştı!

Ee, sonuçta mektubu yazan Türkiye'nin en önemli insanlarından biri.
Mektupta dikkatimi çeken, 2.5 milyar serveti olan Rahmi Koç'un balığın kalanından çorba yaptırması oldu.
"İşte böyle zengin olunuyor" dediğinizi duyar gibiyim.
Meselenin pintilikle bir alakası yok.
Bence Koç, çok zengin olsa bile israftan kaçınıyor.
Tabakta yemek bırakmamak, evde boşa yanan lambaları kapatmak, bir kıyafeti eskiyene kadar giymek gibi kişisel özellikleri artık yeni nesilde pek göremiyoruz.

Zengin veya fakir hiç fark etmez, eski insanlar elindekinin kıymetini bilir ve bir şeyi israf etmekten korkarlardı.
Koç'un davranışını en iyi özetleyen de şu söz bence:
"Tasarruf, zenginliğin değil, ahlakın ve geleceğe duyulan saygının göstergesidir." Ne yazık ki, tüketim toplumu insanlara tasarruf etmeyi unutturdu.
Türkiye'nin en zengin insanı balığın artanını bile atmaya kıyamaz.
Balığın kafasına bakıp "Bundan çok güzel çorba olur" diye düşünür.
Bazıları da ekonomik durumu iyi olmamasına rağmen kredi çekip en pahalı telefonu alır, markalı kıyafetler giymeye çalışır, dışarıdan yemek söyler vs.
Hayat işte böyle, tezatlarla dolu!
Tasarruflu olmayı, israf etmemeyi yeni nesillere öğretmeliyiz.
Türkiye'de her yıl çöpe atılan yaklaşık 23 ila 26 milyon ton gıdanın yıllık ekonomik maliyeti 43.3 milyar dolar!
İslam dini de "İsraf etmeyin" der.
Araf Suresi, 31. Ayet: "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."
***
GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA
Kastamonu'da işten çıkarılan bir şahıs, kılıç ve silah kuşanarak belediyeyi bastı.
Birkaç kez havaya ateş açan şahıs gözaltına alındı.
Ünlü çizgi kahraman He- Man'in kılıcı değil mi o?

Gölgelerin gücü adına mı belediyeyi bastı acaba?
Belki de sözleşmeli, gariban bir çalışandı.
Haksızlığa uğrayıp işten çıkarılınca cinnet geçirdi.
Hayat zor!
***
TEMPOLU YÜRÜMENİN FAYDASI
Yeni bir araştırmaya göre, erken ölüm riskini azaltmak için yalnızca günlük adım sayısı değil, yürüyüş temposu da belirleyici.
İngiltere'de araştırmacılar, 2013–2015 yılları arasında yedi gün boyunca bileğine bir cihaz takan UK Biobank veri tabanındaki orta yaşlı katılımcıların aktivite takip verilerini analiz etti.

40–69 yaş arasındaki, günde 5 bin adımın altında ile 10 bin adımın üzerinde, farklı tempolarda yürüyen 64.743 katılımcının giyilebilir cihaz verilerine bakan araştırmacılar, günde 7 bin 500–10 bin adım atmanın, tempo fark etmeksizin erken ölüm riskinde en büyük azalmayla ilişkili olduğunu buldu.
Öte yandan, her gün en az 30 dakika boyunca dakikada 90 adım atmaya karşılık gelen daha tempolu bir yürüyüşün toplam adım sayısından bağımsız olarak, tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğu görüldü.
Özetle günde ortalama 7 bin 500 adım atmak faydalı ama bu adımları tempolu atmak daha faydalı!
Yavaş adımlarla salına salına yürümek yerine hızlı ve tempolu yürümekte fayda var.
Tabii tempoyu arttırmadan öncü doktorunuzla konuşmalısınız!
***
BİRİNİN ÖLMESİ Mİ GEREKİYOR?
Bir dönemin başarılı TV habercisi Haşmet Topaloğlu bu fotoğrafı çekip şu paylaşımda bulundu:
"Cihangir'de yangın çıkıyor ve bir kez daha itfaiye sokağa giremiyor, geçemiyor! Yıllardır aynı rezillik!
Bu köşelere önlem alınması gerekir!" Beyoğlu ve Beşiktaş'ta arabalar yanlış park edildikleri için böyle girilemeyen birçok dar sokak var.

Hatta Beşiktaş Çarşı'da mekân sahipleri tahta platform uzatıp masa atarak yolu daraltıyorlar!
Yangın faciaya dönüşmediği için bu fotoğraf haber olmadı.
Geceleri bazı sokaklar park edilen otomobillerle kapatılıyor.
Önlem almak için illa itfaiyenin giremediği bir sokakta insanların ölmesi mi gerekiyor?
***
YABANCI ÖĞRENCİLERDEKİ ARTIŞ
Oksijen'in haberine göre Türkiye'de uluslararası öğrenci sayısı son 10 yılda yüzde 251'lik bir artışla 380 bine ulaştı.
Yabancı uyruklu öğrenciler yükseköğretim kayıtlarının yüzde 5.5'ini oluştururken, bu oran 2013 yılında yüzde 0.9'du.
Yabancı öğrenciler için Türkiye'de yükseköğrenim ücretli ama Türk öğrencilere göre daha az ödeme yapıyorlar.
Bazı vakıf üniversitelerinde Türk öğrencilerin burssuz ücretleriyle yabancı öğrenci ücretleri arasındaki fark 1 milyon lirayı geçiyor.

Bu durumun arkasında döviz geliri elde etme isteği olduğu belirtiliyor.
Her ülkede yabancı öğrenciler olur.
Döviz gelirini artırılmak istenebilir ama Türk öğrenci ile yabancı öğrenciye farklı fiyat politikasının uygulanması haksızlığa neden olur!
Bazı bölümlerde kontenjan boşluğu yaşansa bile bu bölümlerde de aynı ücret talep edilmeli.
Türkiye'de çalışan, vergi ödeyen bir ailenin çocuğu, yurt dışından gelen bir öğrenciden neden daha çok para ödemek zorunda kalsın?
***
"insan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur." (Simyacı)
