Son çıkan haberlerde Bebek Otel ile ilgili VIP partilerin düzenlendiği çok özel otel gibi bir algı oluştu.
Orayı asıl özel yapan Taksim'de yıkılan meşhur Park Otel'in devamı gibi olması, İstanbul'un sosyal hayatında büyük bir yere sahip olmasıydı!
Bu otelin kafe ve restoranlarına Vehbi Koç, Sakıp Sabancı gibi Türkiye'nin en zenginleri, Mesut Yılmaz gibi siyasetin en tepesindeki insanlar, Hasan Pulur gibi ünlü gazeteciler de orta kesimden insanlar da gidebilirdi.
Otelin kapıları İstanbul kültürü almış, belli bir rafine hayat seviyesine sahip herkese açıktı!
Ta ki oteli Muzaffer Yıldırım alana kadar!
Yıldırım'ın işletme politikasının bu güzelim otele nasıl zarar verdiğini dün Mehmet Yaşin'in nefis yazısında bir kere daha görmüş olduk.
Meğer Yıldırım, eski Dışişleri Bakanı Emre Gönensay'ı, otelin 40 yıllık müdavimi Yaşin'i ve başka birçok değerli insanı otele almıyormuş!
Neden acaba?
Yıldırım kendince daha çok para getirecek yeni bir müşteri profili mi oluşturmaya çalışıyordu?
Yoksa Sabah'ın gündeme bomba gibi düşen haberlerinden öğrendiğimiz kadarıyla Yıldırım'ın, fuhuş odaları oluşturduğu, ünlü ve zenginler için uyuşturucu ve seks partileri düzenlediği bu otelde başka amaçları mı vardı?
Bebek Otel neden gizli kameralarla donatıldı?
Üç yıldızlı sıradan bir otel bile müşterilerin mahremiyetini, özel hayatını koruduğu ve güvence altına aldığı sürece varlığını sürdürür!
Ama yine Sabah'ın haberine göre Yıldırım'ın gözaltına alındığı rezidanstan şantaj arşivi çıktı!
Otelin VIP partilerde çekilen görüntüleri Yıldırım'ın tek tek arşivlediği ve kumarhaneye dönüştürdüğü rezidansının deposunda sakladığı belirtiliyor!
Eğer iddialar doğruysa bir zamanların sevimli, yakışıklı sinema patronu, Yetenekli Bay Muzzaffer çıktı demektir!

AJAN GİBİ ARŞİVLEDİ!
Para basan Bebek Otel gibi birçok yatırıma sahip olan bir insan, müşterilerinin gizli görüntülerini kaydedip, bir Stasi ya da MOSSAD ajanı gibi neden tek tek arşivler?
Daha da ilginci çok zengin bir insan, neden evini kumar fişi kullanılacak şekilde profesyonel bir kumarhaneye dönüştürüp kendini riske atar?
Yerin kulağı var! Kimlere ve neye güveniyordu?
Daha kötüsü Yıldırım'ın kendi evinde bile ünlü dostlarının görüntülerini gizlice kaydetme ihtimalinden bahsediliyor?
Çok zengin bir insan bu video görüntüleriyle ne yapacaktı?
Bu hayatta paradan daha değerli tek şey bilgidir!
En büyük güç bilgidir!
Çok zengin ve güçlü bir insana bazen daha fazla para vererek bir şey yaptıramazsınız!
Ama o insanı yok edecek, kariyerini bitirecek bilgiye sahipseniz istediğinizi yaptırırsınız!
Eğer iddialar doğru çıkarsa Yıldırım, Türkiye'ye yön veren birçok güçlü insanın görüntülerini arşivliyordu!
Bu basit bir şantaj olayı da değil!
Yıldırım'ın rezidansının deposunda 30'dan fazla flaş disk, yüzlerce CD ve kamera sistemlerinin kayıt cihazları bulundu!
Bu kadar çok kaydı hangi ara çekip, depoladı?
Eğer iddialar doğruysa Yıldırım, istihbarat örgütü gibi çalışmış!
Muzaffer Yıldırım'ın Taksim'deki Vakko Gym'de fitness hocalığı, Philip Morris'te sigara satıcılığı yaparken 960 milyon dolara Mars Sinemalarını, 420 milyon dolara MacFit Gym firmalarını satan adama dönüşmesi, bu yükseliş hikâyesi size inandırıcı geliyor mu?
Asıl soru; Yıldırım'ın tek tek itinayla arşivlediği görüntü ve ses kayıtlarında kimler olduğu ve bu gizli kayıtları kimin için çektiği ortaya çıkacak mı?
Bilgi, paradan değerlidir dedik.
Bilgiden daha değerli olan ise; gizli kalan bilgilerdir!

BÜYÜKLER TORUN BAKMAK ZORUNDA MI?
Eskiden bu soruyu sormak bile anlamsızdı!
Dedeler, nineler torun bakar, gençler daha çok çalışır çekirdek aile ekonomik ve sosyal anlamda daha güçlü olurdu.
Neden bakıcı fiyatları tartışılıyor sanıyorsunuz? Dedeler, nineler de artık "Hayatımı yaşayayım", "Bu zamana kadar çocuklara baktım, şimdi bir de torunlara mı bakayım" diyor!
Büyükler torun bakmak istemeyince ya da gelinler kaynana ile geçinemeyince bakıcıların fiyatları da sürekli artıyor!
Elbette canı gönülden torun bakanlar da var! Maddi durumu iyi olmayan, annenin de çalışmak zorunda olduğu çiftlere yardımcı olmak için torunlarının her şeyi ile ilgilenen aile büyükleri de var.
Bazen anne ve babalar, çocuklarına ayırmadığı zamanı sosyal medyaya, tatile ve arkadaş buluşmasına vs. ayırırken, büyükbabalar, büyükanneler sanki kreş çalışanı gibi torun bakmak zorunda kalıyor.
Bazı yeni nesil çiftler, sanki çocuklarını yaşlılara evlatlık bırakmış gibi yaşıyorlar.
Bazı dedeler ve nineler de iyice elden ayaktan düştüğünde ya bana bakmazlarsa diye düşünüp, ömür boyu çocuk bakıcılığı yapmak zorunda kalıyor!
Bir de "Yaşlılığımı rahat geçireyim, torun bakamam diyen" dede ve nineler de oluyor!
Torun bakmak istemeyen büyükler bu durumda bencil mi oluyor?

TORUN BAKMA DEPRESYONU
Peki, torun bakan büyüklerin depresyona girdiğini biliyor muydunuz?
EuroNews'ün haberine göre İran'daki Şehid Beheşti Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden psikologlar tarafından yürütülen ve hakemli bilimsel dergi BMC Psychology'de yayımlanan çalışmada, 400'den fazla yaşlı çift, torun bakım sıklıkları ve ruh halleri açısından değerlendirildi.
Bulgular, 50'li yaşlardaki büyükanne ve büyükbabalarda depresyonla anlamlı bir ilişki olmadığını gösterirken, 60'lı yaşlardakilerde riskin belirgin şekilde yükseldiğini, özellikle de bakımı üstlenilen torunlar altı yaşın altındaysa bu etkinin daha güçlü olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu artışın nedenleri arasında küçük çocuklara bakmanın getirdiği fiziksel ve duygusal yorgunluk, zaman baskısı ve emeklilik sonrası azalan gelirle birleşen maddi yük olduğunu belirtiyor.
Çalışmada, uzun süreli ve yoğun torun bakımının, zaten sınırlı kaynaklara sahip olan yaşlı bireylerde depresif belirtileri tetikleyebileceği vurgulanıyor.
Daha önceki çalışmalarda da; Örneğin, 2020'de Massachusetts Üniversitesi Boston'da yapılan bir çalışmada da torun bakımının büyükanne ve büyükbabalar arasında evlilik içi gerilimi artırabildiği ortaya çıkmıştı!
Özetle torun bakmak sanıldığı kadar kolay değil? Büyükler torun bakarken aslında büyük özveride bulunuyorlar!
Depresyona varacak derecede zarar görebiliyorlar!
Torun bakan dede ve ninelerin kıymetini bilelim!

Altyazı
"Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar, ölümleri olur zaferleri, öpüşürken yok olan ateşle barut gibi." (Romeo ve Juliet)