Geçtiğimiz hafta Amerika-Colorado'da çift motorlu Beechcraft Super King Air tipi uçakta, Garmin tarafından geliştirilen 'autoland' (otomatik iniş sistemi) devreye girerek, tamamen otonom şekilde uçağı güvenli bir biçimde yere indirdi.
Bu olay, 'autoland' sisteminin gerçek bir acil durumda, baştan sona ilk kez kullanıldığı vaka olarak kayda geçti.
Bu olayı otomatik pilot sistemiyle karıştırmamak lazım. Evet, pilotlar isterlerse 'otomatik pilot'a geçebiliyorlar.
Pilotlar 'autoland' sistemini ise genelde kötü hava koşullarında uzun yıllardır kullanıyorlar ama her zaman pilot kumandanın başında oluyor.

Colorado'da yaşanan olayda ise tarihte ilk kez 'autoland' sistemi pilotları işin içine sokmadan tamamen otonom şekilde uçağı güvenli bir biçimde yere indirdi.
Sistem yalnızca uçağın kontrolünü ele almakla kalmadı; iniş için en uygun havalimanını da kendisi seçti.
İniş için en uygun havalimanını; mesafe, pist uzunluğu ve çevresel koşullar gibi kriterlere göre kendi başına belirleyen sistem, ardından kuleyle iletişime geçerek durumu bildirdi.
Peki, bu olayda pilotlar neden devreye girmedi?
Sistemin devreye girme nedeni kabin irtifasının güvenli sınırların üzerine çıkmasıydı.

Pilotların oksijen maskelerini taktıktan sonra sistemi devrede tutma kararı aldılar ve böylece pilot müdahalesi olmadan denenmiş oldu. Bu olay havacılık tarihinde bir dönem noktası olabilir. Pilotluk mesleğinin en zor kısmı; uçağı pisten kaldırmak ve yere indirmektir.
'Autoland' sistemi uçağı tek başına indiriyorsa gelecekte bir gün uçaklarda pilotlara bile gerek kalmayabilir.
Elbette güvenlik amaçlı yolcu uçaklarında her zaman bir pilot olur ama zamanla öncelikle küçük uçaklarda sonra da bir gün büyük yolcu uçaklarında pilotsuz uçuşlar yapmak mümkün olabilir. SİHA, İHA, drone vs. gibi insansız hava araçlarındaki teknolojiler de otonom sürüş teknolojisini daha ileri taşıyacak. Önce karada, sonra denizde, en sonunda da havada tamamen otonom sürüş teknolojisi hayatımıza adım adım girecek gibi gözüküyor. Pilotsuz uçağa biner misiniz? Elbette alışkanlıkları değiştirmek için daha da çok zamana ihtiyaç olacak.

YAŞLI KURTTAN DERSLER
The Guardian gazetesi, emekliye ayrılmaya hazırlanan efsane yatırımcı Warren Buffett'ın yatırım dünyasına bıraktığı çarpıcı dersleri derledi.
İşte onlardan bazıları:
Buffett ve ekibinin, sermaye dağıtırken aslında hiçbir kurumsal kısıtla karşı karşıya olmadığını fark etmeleri zaman aldı. Önlerindeki tek engel, olası bir satın almanın geleceğini doğru okuyabilme becerisiydi.
Buffett, CEO'ların eldeki sermayeyi kullanırken yeterince disiplinli davranmadığını, bunun da "hayvani içgüdüler ve ego" kaynaklı biyolojik bir önyargıdan beslendiğini ise şu ilginç örnekle açıklıyor:
"Danışmanları tarafından anlaşma yapmaya teşvik edilen bir CEO, babası tarafından 'normal bir cinsel hayatı olması' yönünde cesaretlendirilen bir ergen gibi tepki verir. Buna ihtiyacı yoktur."
Buffett, finansal kararların en tepede merkezileştiği, ancak operasyonel yönetimin büyük ölçüde şirket yöneticilerine bırakıldığı bir yapı benimsedi. Yaşlı yöneticileri tercih ettiğini ise şu espriyle anlattı: "Yeni numaralar eski köpeklere öğretilmez."
Buffet'ın şu sözleri de ilgi çekici:
"Ekonomik gökyüzü karardığında ve kısa süreliğine altın yağmurları başladığında, dışarıya çay kaşığıyla değil, leğenlerle koşmamız gerekir."
"Başkaları açgözlü olduğunda kork, başkaları korktuğunda açgözlü ol."
Aslına bakarsanız Buffett'ın metotları genelde bilinmiyor ve özlü sözleri ön plana çıkarılıyor. Özlü sözlerle yatırım yapılmaz. Yaşlı kurt metotlarını açıklamayacak kadar zeki! Bence önce Buffett'ın akıl hocası, 'value investing'in babası Benjamin Graham'ı iyi incelemek ve onun yazdığı yatırımcıların kutsal kitabı kabul edilen 'Security Analysis'ı okumakta fayda var.

'GİŞE YILDIZI' DEVRİ KAPANDI
Oscar'lı aktör George Clooney, "Birinin adını filmin başlığına koyup sadece o oynuyor diye sinemaya gitme" alışkanlığının sona erdiğini" açıkladı.
Clooney'e göre izleyici bugün yıldız isminden çok hikâyeye, konsepte ve genel heyecana bakıyor.
Ünlü aktör genç kuşaktan etkilendiği isimlerin olduğunu ama bu onların bile eski anlamda 'gişe yıldızı' kavramını geri getirmediğini belirtiyor.
Clooney'e göre Hollywood'un yıldız sisteminden marka filmlere ve evrenlere kaydı.
Bu yeni bir tespit değil ama Clooney gibi değerli bir oyuncunun bunu söylemesi dikkat çekici.
Peki, yıldız oyunculara neden hala çok büyük paralar ödeniyor?
Çünkü popüler, yıldız oyuncular hala izlenirliği artırıyorlar. Sadece sıralama değişti.
Bugün bir filmi asıl izlenir kılanlar; yapıtın genel konsepti ve hikâyenin ilgi çekiciliği.
İkinci sırada ise bir filmin, popüler bir serinin devamı olup olmadığı ya da öykünün Marvel gibi popüler evrenlerde geçip geçmediği faktörleri yer alıyor.
Üçüncü sırada ise başrolde kimlerin oynadığı önem arz ediyor.
Bu genellemeyi bozanlar ise bir türle ya da konseptle özdeşleşen Jason Statham, Denzel Washington, Liam Neeson vs. gibi istisnai oyuncular.

SAVAŞ BUDUR
Fotoğrafta Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken cepheden dönen bir askerin yaşadığı değişimi görüyorsunuz. Oldukça dinç bir halde askere giden adam, döndüğünde savaştan dolayı zayıflamış, bitkin ve neredeyse tanınmayacak hale gelmiş. Bu değişim savaşın gerçek yüzünü görmemiz açısından önemli. Savaş hakkında klavye başında atıp tutanlara ayrıca 'Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok' filmini izlemelerini tavsiye ederim.