"Goethe'nin en bilinen eseri Faust'un sahneye bu derece mükemmel bir şekilde yorumlanabileceğini tahmin edemezdim. Sadece bu sezonun değil, Türk tiyatrosunun tüm zamanlardaki en iyi oyunlarından birini izledik", "Süresinin çok uzun olması sebebiyle zorlayıcı olacağını tahmin ederek izlemeye gittim. Ancak beklediğimden çok daha iyi olmuş", "Kostümden teknik ve aksesuvara kadar Devlet Tiyatrosu'nun tüm imkânları seferber edilmiş; bunu görmek mümkün", "Mephisto karakterini canlandıran Sükun Işıtan'ın şeytana pabucunu ters giydiren, Heath Ledger'ın Joker'iyle kıyaslanacak performansı büyüleyici"... Ve daha nicesi. Uzun süredir bu kadar övülen bir oyuna gitmemiştim.

Geçen hafta izleyip yazacağımı söylemiştim; sözümü tutuyorum. Bahsettiğim oyun, Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Faust. Malum, Goethe'nin yıllar boyunca üzerinde çalıştığı bu eser, evrenin bütün bilgisine ulaşmaya çalışan bir entelektüelin bu uğurda Şeytan'la yaptığı karanlık anlaşmayı anlatır. 1770'lerde başlayıp 1830'larda tamamlanan eser, Goethe'nin hayatındaki dönüşümlere, sorgulamalara ve kırılma anlarına da ayna tutar. Ancak Faust yalnızca yazıldığı çağın değil, sonraki yüzyılların da metnidir. Çağını aşan sorularıyla bugün de aynı keskinlik ve tazelikle karşımızda duruyor. Oyunun her sahnesi hem geçmişin büyük kırılmalarını hem de günümüz insanının içsel çatışmalarını yeniden görünür kılıyor.

Ödüllü rejisör Ayşe Emel Mesci'nin 'total tiyatro' anlayışıyla sahneye taşıdığı yapımda başrolde Faust karakterini Emre Başer canlandırıyor. Başer ve Mephisto rolündeki Sükun Işıtan'ın performansı öne çıkıyor. Özellikle Mephisto karakterinin sahnedeki varlığı oyunun ritmini belirleyen en önemli unsurlardan biri. Işıtan'ın yorumunda Mephisto yalnızca kötülüğün sembolü değil; aynı zamanda insanın içindeki kuşkuların, arzuların ve karanlık tarafın somutlaşmış hali gibi duruyor. Ali Berktay ve Zehra Aksu Yılmazer'in titiz çevirisiyle yeniden hayat bulan oyunun en etkileyici yanlarından biri de sahne dilinin bütünlüğü. Dekor, ışık, müzik ve oyunculuk tek tek değil, adeta tek bir organizma gibi çalışıyor. Bu da izleyiciyi yalnızca bir hikâyeyi takip eden seyirci olmaktan çıkarıp, Faust'un zihninin ve ruhunun içine davet ediyor. Tek eleştirim duman. Salona yayılan sis, öksürük krizlerine sebep oluyor. Biraz daha az basılabilirse daha iyi olur.
Uzun süresine rağmen ritmini kaybetmeyen, görsel dili güçlü ve oyunculuklarıyla akılda kalan bu yapımın tiyatro sezonunda mutlaka izlenmesi gereken oyunlardan biri olduğunu söylemek abartı olmaz. Merak edenler için oyun bir hafta daha İstanbul'da. Kaçırmayın.

ABACI ANISINA ÖZEL KONSER
Geçtiğimiz yıl 12 Kasım'da kaybetmiştik usta sanatçı Muazzez Abacı'yı. Türk müziği hafızasında yalnızca güçlü bir ses olarak değil; aynı zamanda zarafeti, yorum gücü ve sahne duruşuyla iz bırakan merhum sanatçı anısına İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu, 11 Mart akşamı AKM Tiyatro Salonu'nda bir konser düzenlenecek. Sanat yönetmenliğini Bora Kayalar'ın üstleneceği gecede solistler Eda Karaytuğ ve Uğur Çınar, Abacı'nın repertuvarında iz bırakan eserleri seslendirecek.

DENİZ ATIKLARINDAN SANAT ESERİ ÜRETTİ
Marmara Denizi'nin derinliklerinde görünmeden varlığını sürdüren hayalet ağlar, çağdaş bir sanat pratiğinin malzemesine dönüştü. DenizTemiz Derneği/TURMEPA ve Su Altı Fotoğrafçıları ve Filmcileri Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen 'Mavi İz' projesi kapsamında dalgıçlar tarafından çıkarılan balıkçı ağları heykeltraş Büşra Kölmük'e ilham verdi. Kölmük, bu ağları kullanarak anne ve yavru balık figürlerinden oluşan özgün bir sanat eseri üretti ve çevresel krizi estetik bir anlatıya dönüştürdü. Eser Büyükada Taş Mektep'te görülebilir.