AYAK İÇİN TEKNİK TASARIM
Jil Sander ile Puma ortaklığı, son dönemin en sessiz ama en rafine ayakkabı işbirliklerinden biri. Çünkü burada amaç spor ayakkabıyı daha gürültülü, daha parlak ya da daha 'hype' hale getirmek değil; tam tersine onu daha saf, daha inceltilmiş bir forma çekmek. Zaten iki marka da bunu doğrudan böyle anlatıyor.

K-Street modelinin yeniden yorumlanması sırasında Jil Sander'ın kreatif direktörü Simone Berlotti ve ekibi ayakkabıyı neredeyse anatomik bir nesne gibi ele aldı. Jil Sander'ın ürün sayfasında özellikle 'silüetin ayağın doğal hattını izlediği, yumuşaklık ile gerilim arasında denge kurduğu' vurgulanıyor. Bu tarif önemli; çünkü K-Street gerçekten de teknik sneaker'dan çok, ayak için tasarlanmış çağdaş bir obje gibi duruyor. Neredeyse bale ayakkabısı kadar hafif, ama spor ayakkabı kadar kontrollü.

DÖRT ANA RENKTE PİYASAYA ÇIKTI
Jonathan Anderson'ın ayakkabı dünyasıyla kurduğu en son ilişki Diadora markasıyla gelişti. Tasarımcı Diadora'nın 1975'te elit atletler için geliştirdiği koşu ayakkabısı olan Equipe modelini yeniden yorumladı. JW Anderson x Diadora Equipe, İtalya'nın Montebelluna kentindeki orijinal Diadora fabrikasında üretildi. Anderson'ın eklediği şey ise daha çok renk ve yüzey oyunu. Model Empire Red, Green Night, Navy Peony ve Princess Blue olmak üzere dört ana renkte çıktı. Logolar var ama bağırmıyor; asıl vurgu ayakkabının tavrında. Bu da onu yalnızca işbirliği olduğu için değil, gerçekten giyilmek istenen bir ayakkabı haline getiriyor.

İNCİLER, TÜLLER, KURDELELER
Simone Rocha'nın adidas ile kurduğu ilişki, spor ayakkabıyı yalnızca yeniden tasarlamıyor; ona bambaşka bir ruh veriyor. Rocha'nın dünyası zaten başlı başına çok tanınabilir: inciler, tül, kurdeleler, hafif gotik bir romantizm ve neredeyse törensel bir kadınlık fikri. adidas ise bunun tam karşısında duran, çok daha pratik, çok daha gündelik ve spor kökenli bir hafızaya sahip. Bu ortaklığın ilginçliği de tam burada başlıyor. Çünkü iki marka birbirine benzemeye çalışmıyor; tam tersine, aralarındaki mesafeyi koruyarak çalışıyor. Sonuçta ortaya çıkan ayakkabılar da tam bu yüzden güçlü görünüyor: ne tamamen spor ayakkabı, ne de tamamen bir podyum objesi. İkisinin arasında, çok net Simone Rocha'ya ait bir ara form yaratılıyor.

JAPON SPOR MİRASI
Onitsuka Tiger ile Versace ortaklığı, ilk bakışta birbirinden çok uzak görünen iki ayakkabı dünyasını bir araya getiriyor: Bir yanda Japon spor mirası ve teknik hassasiyet, diğer yanda Versace'nin gösterişli, seksi ve lüks İtalyan dili. Ama tam da bu karşıtlık, işbirliğini güçlü kılıyor. Koleksiyon ilk kez Versace'nin ilkbahar-yaz sunumunda görüldü; resmi açıklamalara göre merkezde de Onitsuka Tiger'ın arşiv modeli Tai-chi'nin yeniden yorumu olan Tai-Chi Sakura vardı. Yani burada sıfırdan yeni bir sneaker icat edilmiyor; dövüş sanatları geçmişi olan, daha ince ve daha hızlı bir spor silüeti modaya taşınıyor.

ARŞİVDEN EN ESKİ PARÇALAR
Jacquemus ile Nike ortaklığı, moda eviyle spor markası işbirliklerinin en istikrarlı örneklerinden biri haline geldi. Çünkü bu birliktelik tek bir ayakkabı etrafında parlayıp sönmedi; her yeni turda kendi dilini biraz daha netleştirdi. İlk ortaklıkta Air Humara gelmişti, ardından J Force 1 ve Air Max 1 geldi. Son halkada ise ikili, Nike'ın koşu arşivinin en eski ve en mitik modellerinden birine döndü: Moon Shoe. Nike'ın resmî açıklamasına göre bu yeni yorum, markanın 1972 tarihli koşu ayakkabısından ilham alıyor; ama Jacquemus onu daha ince, daha alçak profilli ve neredeyse bale ayakkabısına yaklaşan bir silüete çekiyor.

İKİ LÜKS MARKA BİR ARAYA GELİRSE
Balenciaga ve Manolo Blahnik arasındaki işbirliği son dönemin en dikkat çekici işbirliklerinden biri. Balenciaga'nın kreatif direktörü Pierpaolo Piccioli bu işbirliğinin kendisi için kişisel bir anlam taşıdığını, Manolo Blahnik'i uzun süredir zarafetin sembolü olarak gördüğünü söylüyor. Bir de iki tarafın paylaştığı İspanyol köken vurgusu var: Manolo Blahnik Kanarya Adaları doğumlu, Cristóbal Balenciaga da İspanyol. Koleksiyonda üç ana model var: alçak topuklu mule, 105 mm slingback ve 50 mm slingback.

PARMAK ARASI TERLİKLERE TASARIM DOPİNGİ
Bu işbirliği ilk bakışta basit görünüyor olabilir: Fransız bir moda evi, Brezilyalı bir parmak arası terlik markasıyla çalışıyor. Havaianas'ın ifadesiyle bu birliktelik "iki dünya, tek tavır" fikrine dayanıyor: Brezilya'nın rahatlığıyla Marant'ın Parisli, kayıtsız ama stil sahibi çizgisi aynı ayakkabıda buluşuyor. Koleksiyonun en dikkat çekici tarafı, tek bir model etrafında kalmaması. Bir yanda Havaianas'ın klasik lastik parmak arası formu var; Isabel Marant burada kendi imza desenini devreye sokuyor ve iki batik versiyon çıkarıyor.

Ganni ile Melissa ortaklığı, son dönemin en eğlenceli ama en bilinçli ayakkabı işbirliklerinden biri. Çünkü burada iki marka da kendi en güçlü tarafını masaya koyuyor: GANNI'nin o hafif yaramaz, renkli, "cool girl" estetiği ile Melissa'nın jölemsi ayakkabı konusundaki neredeyse kültleşmiş uzmanlığı birleşiyor. GANNI'nin kendi sayfasında bu birliktelik çok net bir cümleyle tarif ediliyor: "Hot in Brazil. Cool in Copenhagen." Yani Brezilya sıcaklığı ile Kopenhag serinliği aynı koleksiyonda buluşuyor.