İstanbul geceleri şu sıralar farklı bir telaşa girdi. Bir masaya oturuyorsun daha menü gelmeden konu belli. Malum uyuşturucu soruşturmaları. Kiminle konuşsam 'Gece hayatı nasıl?' diye soruyorum. Aldığım cevap hep aynı. 'Gece hayatı mı, yok, kalmadı' diyorlar. Mekanlar boş. Dayanamadım bir akşam çıktım baktım. Sokağın kendisi bile temkinli...

Operasyonlar sonrası mekanları bir telaş almış durumda. Çünkü hiçbir mekan isminin soruşturma dosyalarında geçmesini istemiyor, bu nedenle çok sıkı önlemler alıyorlar. Eskiden müşterilerinin nasıl eğlendiğine, neler yaptığına bakmayan mekanlar, çok daha kontrollü davranmaya başladı. Artık tuvaletlerin önünde bile görevli bekliyor. İçeri giren çıkar çıkmaz çöpler toplanıyor. Peçetelere, bardak altlıklarına iki kere bakılıyor. Güvenlik kameraları her gün inceleniyor.

Garsonlar pür dikkat etrafı inceliyor, mekan sahipleri fısıltıyla konuşuyor. "Bizim haberimiz olmadan bir şey olmasın" diyorlar. Herkes sanki aynı anda hukuk fakültesinden mezun olmuş gibi davranıyor. Sürekli soruşturma üzerinden yorumlar yapılıyor.
Daha da tuhafıma giden şey; mekanlarda duvarlara 'uyuşturucu madde kullanmak yasaktır' diye yazılmaya başlanması. Zaten yasak. Zaten zararlı. Zaten aklı başında herkes bunun ne olduğunu biliyor ama mekanlar isimleri karışmasın soruşturmaya diye duvarlara yazmaya başlamış. Bir barın duvarında 'Başkasının bardağından içmeyiniz' yazısını bile gördüm. Normalde yazılmaz böyle bir şey, öyle değil mi, insan bilir bunun yapılmayacağını, arkadaşınız dahi olsa içilmemesi gerektiğini. Sağduyu tabelaya dönüşmüş durumda. Hayatın temel refleksleri büyük harflerle hatırlatılıyor. Sanki toplum ilkokul üçüncü sınıfa geri döndü. Mekanların panik hali ne olacak ilerleyen günlerde göreceğiz.
'KAYNAK' POZİTİF ÇIKARSA
Masalarda konuşulan bir başka konu var ki orada kahkaha kopuyor. Takma saç, kaynak postiş meselesi. 'Ya bu saçta bir şey çıkarsa' diyorlar. Test edenler var takma saçını, şimdiye kadar adli tıptan böyle bir vaka çıkmadı ama postişçilerin işi zor bundan sonra. Kimse başkasının saçını kafasında taşımak istemez. O saç çok gerçek duruyor ama bu saç kimin, aman dikkat! Gülüyoruz evet. Gülmeye de ihtiyacımız var. Ama işin özü şu: Bu soruşturmanın destekçisiyiz. Gece hayatı temizleniyor. Temizlenmeli de. Sadece mekanlar değil, alışkanlıklar da. İstanbul geceleri şu sıralar eğlenceli değil belki. Ama dürüst. Panik ama umutlu. Temiz gelecek için çalışılıyor. Masalarda kahkaha var ama farkındalık da. Hale bak diyoruz ama belki de tam da bu hale bakarak düzeleceğiz.
2016'YA GERİ DÖNÜŞ AKIMININ NEDENİ
2016 ne güzel yılmış ya. Bunu son zamanlarda o kadar çok duyuyorum ki insan ister istemez durup düşünüyor. Sanki hep birlikte on yıl öncesine gizli bir kapı açtık ve içeri süzülüp baktık. Orada daha hafif bir dünya varmış gibi geliyor. Daha az filtre daha az gerginlik daha çok kahkaha. Herkes 2016 fotoğraflarını çıkarıp paylaşıyor peki ya neden? İnsan bugünden yorulunca dünlere daha nazik bakıyor da ondan. Ben mesela 2016'da gerçekten iyiymişim, gözlerim bile bir başka bakıyormuş. Sosyal medyada 2016 akımı kimse planlamadan başladı gibi duruyor ama aslında çok insani bir yerden geliyor. '2026 Is The New 2016' deniyor ya. Herkes on yıl önceki halini koyuyor ortaya. Eski filtreler, eski şarkılar, eski saçlar.

O yıllar sanki daha gerçekti. Daha az parlatılmış, daha az yapay. Burnumuzu yok eden filtreler vardı ama ruhumuzu bu kadar törpüleyen algoritmalar yoktu. 2016 estetiği diye paylaşılan şey aslında sadece kıyafet makyaj müzik değil. O bir ruh hali. Tasma kolyeler, skinny jeanler, kablolu kulaklıklar hepsi sadece sembol. Asıl özlenen şey daha az acele, daha çok heves. Mannequin challenge'a bile bakıyorsun, insanlar birlikte eğlenmeye zaman ayırmış. Donup kalıyorlar ama hayata karşı donuk değiller.

Müzikte de aynı şey. Lush Life çalınca insanın omuzları kendiliğinden hareket ediyor. Drake Beyoncé, Rihanna yılları. Her şey daha yüksekti ama daha yumuşaktı da. Şimdi her şey yüksek ama sert. 2016 güzeldi, ondan sonra dünya hızlandı ağırlaştı, karmaşıklaştı. Siyaset, ekonomi, teknoloji hepsi üst üste geldi. Z kuşağı diyor ki 'Yapay zeka içerikleriyle dolu bu dijital ortamdan sıkıldık.' Ben de diyorum ki sadece Z kuşağı değil herkes sıkıldı. O yüzden eski geri geliyor, eski şarkılar geri geliyor, eski biz geri gelmek istiyoruz.
The Guardian yazarı Eleanor Burnard da bu akım için şöyle diyor:
"2016 trendi bana kelimenin tam anlamıyla ürperti veriyor ama acaba bu yeni yıl sıkışmışlığın ilacı olabilir mi? Son zamanlarda sepya tonlu eski bir döneme ışınlanmışız gibi."
Sahi sizin 2016'nız nasıldı? Fotoğraflardan pek anlayamadık. Mail atın, anlatın, oy birliğiyle karar verelim. Hangimizinki gerçekten efsaneymiş.