Tarih TV'de Yusuf Eraslan'ın hem metnini yazıp hem de bir meddah lezzetinde tatlı tatlı sunduğu İster İnan İster İnanma'nın yeni tiryakiliğim olduğunu söylemiştim. Programı bu hafta da acı tebessümler eşliğinde izledim. Konu, 50'li yıllarda başlayıp, kısa zamanda gazetelerin en fazla okunan bölümleri haline gelen pehlivan tefrikalarıydı.
Eski nesil iyi bilir, yağlı güreşteki bir kündenin, bir paça kasnağın anlatılması bir hafta sürerdi. Hatta günlük hayatta gereğinden fazla uzayan işler için "Pehlivan tefrikasına döndü" denilirdi.
Bu işin piri, üstadı ise merhum gazeteci Murat Sertoğlu idi. Sunucu Yusuf Eroğlu da Sertoğlu'nun başından geçen inanılmaz olayı onun ağzından aktardı:

"Yıl: 1961... Başbakanın, bakanların idam edildiği o dehşetengiz ihtilal günleri...
Bir gece gazetemizin santral memuru nefes nefese odama girdi. 'Murat Bey' dedi, 'Devlet Başkanı Cemal Gürsel telefonda, sizi istiyor, sesi de pek heyecanlı...' Korkudan kanım çekilmiş gibiydi. Bayılacak gibi oldum. Koskoca Devlet Başkanı, ihtilalin lideri, beni, üstelik geceyarısı niye arasın? Ressam Şahap Ayhan ile santral memurunun kollarında santrale doğru sürüklenirken, idam sehpasına zorla götürülen mahkum gibiydim. Titreyen ellerimle ahizeyi kulağıma götürmeye çalışarak 'Buyurunuz Paşa Hazretleri, bendeniz Murat Sertoğlu' diye inledim. Cemal Gürsel, 'Murat Bey bugünkü pehlivan tefrikanızı yine en heyecanlı yerinde kesmişsiniz. Okuyunca gözüme bir türlü uyku girmedi. Lütfen beni daha fazla merakta bırakmayınız. Koca Yusuf mu galip geldi yoksa Adalı Halil mi?'
Hâlâ kendimde değildim. 'Hangisinin galip gelmesini istersiniz Paşa Hazretleri?' deyiverdim..."
Bu şahane anıyı nakleden Yusuf Eraslan'ın final cümlesi de çok espriliydi:
"Bu arada cennet mekan üstadımız Murat Sertoğlu'na bu sevimli programın video kaydını sunmayı ne kadar isterdim. Neyse, yaşım epey ilerledi. Kaçınılmaz gün geldiğinde elden teslim ederim artık..."
Söyler misiniz? Eski insanların muhabbetlerindeki dem, şimdikilerin hangisinde var?
Şaban Oğlu Şaban Oğlu Şaban
Ali Sunal'ın işi zor... Başlıkta ismi yazılı filmde babası Kemal Sunal'ın yıllarca başarıyla canlandırdığı Şaban'ın oğlunu oynayacak. Film, Şaban Oğlu Şaban'ın devamı niteliğinde olacak. Öncelikle Ali Sunal'ı cesaretinden dolayı kutluyorum. Zira Şaban artık bir film karakteri değil. Kemal Sunal'ın vefatından sonra bile adeta hâlâ yaşayan, soluk alıp veren bir fenomen. İnsan bunun üzerine daha ne koyabilir ki?
İzleyiciler ister istemez her sahnede Ali Sunal'ı, Kemal Sunal ile kıyaslayacak. Tek handikap bu da değil. Kemal Sunal'ın aptallık sınırlarını sık sık ihlal eden o saf, masum hatta çirkin görüntüsünün zerresi Ali Sunal'da yok. Adam ciddi ciddi yakışıklı. E, dünyanın yakışıklı adama güldüğü vaki mi?
Yine de... Eğer ben de Kemal Sunal'ın oğlu olsaydım ve beyazperdeden babama bir selam çakmadan bu dünyayı terk etseydim, gözüm açık giderdim...
Bu nasıl kafa travması?
Galatasaray, Konyaspor maçında 6 oyuncu değişikliği hakkı kullandı. Bunun sebebi, Konyaspor kalecisi Bahadır'ın kafa travması nedeniyle oyundan çıkmasıydı. Geçen yıldan bu yana uygulanan yeni kural, bu durumda 6'ıncı oyuncu değişikliğine imkan tanıyordu.

İyi hoş da, Bahadır oyundan çıkarken sol kalçasını tutup, sekiyordu. Sağlık ekibi de kafasıyla değil, kalçasıyla ilgileniyordu.
Spor medyasında hiç gündeme gelmedi. Bari ben sorayım dedim: Bu nasıl kafa travması?
Zap'tiye
Alanya'da bir sokak köpeği, turistlerden yemek alabilmek için İngilizce öğrendi. 5 İngilizce komut alan köpek, turistlerin sevgilisi haline geldi. (Sonunda hanutçu köpeğimiz de oldu)

Gaf kürsüsü
"Bize ERİŞİM HESAPLARI geliyor." (Özgür Özel "ERİŞİM ENGELİ" demek istiyor)
Ne demiş?
"İkinci golde güldün ya Iraola, son gülen iyi güler!.." (TRT spikeri Hünkar Mutlu'dan Liverpool teknik direktörüne gönderme)