Kerameti kendinden menkul "sözde komiğin" tutuklandığını duyar duymaz adliyeye koştu Kemal Kılıçdaroğlu. Zira günlerdir "Ne yapsam da kaybettiğim itibarımı geri kazanıp, bana hain diyenlere yeniden sempatik görünsem?" derdindeydi. Etrafında ileriyi görecek, onu olası hatalarından döndürecek tek bir kurmayı da olmadığı için mayının üzerine üzerine gitti. Peki sonra ne oldu? Fiyasko...
Hiçbir kutsala ve makama saygısı olmayan sözde komik, seni mi takacaktı Kemal Bey? Görüşmek istemedi tabii. Sonradan "Kemal Bey bana emrivaki yaptı. Ben de ona 'Sal şu CHP'yi artık' dedim" şeklinde üzerine çıkıp bir güzel tepiniverdi. Yani Kılıçdaroğlu'nun beklediğinin tam tersi oldu. Komikçi arkadaş, Kemal Bey'den rant sağladı...

Biraz da şu "diktatörlük" meselesi üzerine bir kaç lakırdı edeceğim izninizle:
Bu sözde mizahçının, 5 bin kişinin önünde Cumhurbaşkanı'na alenen "Diktatör" demesi bana göre yaptığı en "komik" şey. Affedersiniz, düzeltiyorum, en "gülünç" şey. Çünkü kendisi bunun ayırdına varmamış olsa da ben "komik olmak" ile "gülünç olmak" arasında fark olduğuna inanıyorum.
Hitler, Mussolini, Franko, Videla ya da Pinoche zamanında bir vatandaşları sahneye çıkıp da onlara "Diktatör" diyecek ha? Adamın aklını alırlar, bir daha onu kimse sağ salim göremezdi...
Hatırlatmakta fayda var: Özgürlük; her isteyenin, yasa, hukuk, gelenek, görenek ve inançları hiçe sayarak, aklına geleni, aklına estiği yerde dillendirmesi değildir.
Mevzuyu, Sabah'ın değerli genel yayın müdürü Metin Yüksel'den ödünç aldığım bir cümleyle noktalamak yerinde olur kanaatindeyim:
"Maalesef muhalefet (CHP) her türlü rezilliğe özgürlük maskesiyle sahip çıkarak, milleti özgürlük obezi yaptı..."
Ne yazık ki "Özgür" olmak her zaman "demokratik olmak" anlamına gelmiyor.
Bu ne ikiyüzlülüktür?
Kimse hatırlamaz. Çünkü üzerinde siyasi olarak tepinen çıkmadı. Komedyen Emre Günsal, 4 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk hakkında yaptığı alkolik şakası yüzünden 5816 Kanun'u ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklandı ve 3 yıl 5 ay hapis cezası aldı. Ne hikmetse (!) bugün hadsiz bir sözde komedyen tutuklanınca yeri göğü inletenlerin o gün hiç sesi soluğu çıkmadı.

Atatürk de, Kuran-ı Kerim de aynı derecede "kırmızı çizgimiz" sayılmadıkça ve kutsallar eşit şekilde korunmadıkça kimse haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden söz etmesin!
Kupa'da "hiç" olduk
24 yıl sonra katıldığımız Dünya Kupası'nda tek kelime ile kaybolduk...
Milli Takımımız ilk iki maçını gol atamadan mağlup bitirdi. Formalite maçında ABD'yi yendikten sonra sahadaki abartılı sevinç ve kutlama ise alay konusu oldu.
Ne seyircimiz konuşuldu, ne omuzlarındaki apoletlere yıldız doldurduğumuz futbolcularımızın ismi anıldı. Kupa'da tek bir hakemimizin bulunmaması ise Türk hakemliği adına yüz kızartıcıydı. Liglerimizde mücadele eden, o ayaklarının altına milyon dolarlar serdiğimiz yabancı futbolcular ise bırakın patlamayı, doğru dürüst forma şansı bile bulamadılar.
Oysa Yeşilburun Adaları, Paraguay ve Fas müthiş futbolları ve mücadele azimleriyle, Norveç taraftarı tribündeki kürek çekme koreografisiyle, Japon seyirciler ise gıpta edilecek çevre duyarlılıkları ve temizlikleriyle gönülleri fethetti.
"Turnuvanın En Gri Takımı" ödülü ise bize kaldı...
Şeref kürsüsü
İstanbul'da bir vatandaş, dut ağacının altına file gerip, üzerine şu notu yazdı: "Bu file yoldan geçenlerin dut yiyebilmesi için gerilmiştir. Afiyet olsun."

Zap'tiye
Memleket Nuri Alço'dan güç bela kurtulmuştu, şimdi bir de Nuriye Alço türedi.

Ne demiş?
"Mey biter sâki kalır. Her renk solar hâki kalır. İlim insanın cahilliğini alsa da, hamurunda varsa eşeklik, bâki kalır." (Fuzuli)