Sanki aralarında sözleşmiş gibi yerel yönetiminden, esnafına kadar cümlesi Türk ekonomisinin bel bağladığı turizm sektörünü baltalamak için fazla mesaide...
CHP'li Marmaris Belediyesi, geç saatlerdeki Dünya Kupası maçlarının topluca izlettirilmemesi için turistik tesislere uyarı yazısı göndermiş. Yahu Marmaris denilen yeri yaşatan İngiliz turistler değil mi? Maçlar Amerika'da. Arada büyük saat farkı var. İngiliz turist tabii ki ülkesinin 24.00'de başlayacak maçını izlemek isteyecek. Sen adamı daha gece yarısı olmadan restorandan, bardan, kafeteryadan kışkışla... Olacak şey mi?

Bir başka utandıran haber Antalya Havalimanı'ndan: Tatillerini tamamlayan Alman çift, ünlü bir fastfood zincirinden aldıkları siparişin ardından gelen hesap karşısında büyük şaşkınlık yaşadı. Çift, 4 cheeseburger ve 2 kola için toplam 51 Euro (yaklaşık 2 bin 725 TL) ödedi.
Yüksek fiyatlara tepki gösteren Alman turistler, yaşadıkları şaşkınlığı sosyal medyada şu ifadelerle paylaştılar: "Havalimanı fiyatlarına alışığız ama bu kez gerçekten abartı, resmen şok olduk."
Paylaşım kısa sürede sosyal medyada gündem olurken, havalimanlarındaki yiyecek-içecek fiyatları bir kez daha tartışma konusu oldu.
Belediyesiyle, taksicisiyle, işletmecisiyle şu sanal medya çağında turizmdeki rakiplerimize öyle kozlar veriyoruz ki adamların kendi reklamlarını yapmalarına bile gerek kalmıyor.
Bravo bize...
Kazık turizmi patladı (!)
4 kişilik bir ailenin uçak ve konaklama dahil 4 günlük tatil için harcayacakları para hesaplanmış. Oksijen'in belirlediği tablo şöyle:
Mısır: 83 bin TL.
Barcelona: 132 bin TL.
Bodrum: 386 bin TL.
Rodos: 165 bin TL.

Bu arada internette bir ilan gördüm: "Çeşme Marina'daki kafemize dublör (fake müşteri) ihtiyacımız vardır. 200 TL + 1 içki verilecektir. İlgilenenlerin postu beğenmesi rica olunur" yazıyordu. Şu "kazıklamanın" yarattığı çaresizliğe bakar mısınız?
Hep söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim:
Bu ülkede turizm sektörü "kazıklama" yüzünden çökmemişse bu sadece Allah bize acıdığı içindir.
Futbolun üniforması
Dünya Kupası'nı ilk kez "sıkılarak" izliyorum. Sebebi ilk turda elenmemiz değil. Futbol diye önümüze konulan renksiz, coşkusuz, kişiliksiz didişme...
Herkes "tek tip" futbol oynuyor. Maçtan önce forma değiştirseler, kimin hangi takım olduğunu anlamazsınız.
Oysa eskiden öyle miydi? Brezilya bol paslı, dikine oynar, kadife kramponlar izleyenleri mest ederdi. Almanlar makine düzeninde adeta gözü kapalı hücum ederdi. İtalyanlar ve İspanyollar sert ve göz açtırmayan savunmalarıyla ders verirlerdi. İngiltere fizik güce dayalı, uzun paslı, bol yan ortalı oynardı. Arjantin yetenekli ayaklarını sahada serbest bırakır, futbol resitali yapardı...
Peki ya şimdi? Yeşil Burun Adaları ile Fransa aynı futbolu oynuyor. Bize sürpriz gibi gelen sonuçlar (Türkiye, Almanya ve Hollanda'nın çabucak elenmesi) futbola giydirilen bu "üniformanın" sonucudur.
Tekdüzelik sadece futbolla mı sınırlı? Ne yazık ki hayır. Müzikten mizaha, sinemadan siyasete hemen her konuda insanlık belli kalıpların içine sıkıştırıldı. Aynı tür müzikleri dinliyor, aynı şeylere gülüyoruz. Neden? Çünkü tek tip üniforma giydirdiğinizi daha kolay yönetir, daha zahmetsiz itaat ettirirsiniz de ondan.
Şimdi anladınız mı "büyük planın" ne olduğunu?
Zap'tiye
BYD'nin yeni akıllı otomobili, aracın altındaki hayvanları görüp sürücüyü uyarıyor. Sırf bunun için bile alınır.

Gaf'let kürsüsü
Adana'da halı yıkamacı Mehmet Emin Hemşin, battaniye içinde bulduğu paraları kadın müşterisine iade etti. Kadın ise "Nerede bunun poşeti?" diye sordu.
Ne demiş?
"Eğer maaşınız sadece yemek yemeye ve uyumaya yetiyorsa, bu iş değildir, buna eskiden kölelik denirdi." (George Orwell)