Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YÜKSEL AYTUĞ

Biz çocukken...

Akran zorbalığı diye bir şey bilmezdik. Dövüşür, dövüşür, sonra kızaran yanaklarımızdan öperdik birbirimizi.
Varsa, ağabeyimize havale ederdik, bizi perte çıkartan o iri kıyım olanını. Ağabeyimiz kulaklarına yapışırken kıs kıs gülerdik, hepsi o.
"Pompalı" dediklerinde aklımıza ucuna tahta sap takılmış, lavabo açmaya yarayan, huni şeklindeki siyah lastik gelirdi.
Bıçağı elimize aldığımızda sadece komşunun bahçesinden arakladığımız elmayı keserdik, birbirimizi değil. O da hakça bölüşmek için...
"Madde"nin sadece üç halini bilirdik. Katı, sıvı, gaz... Gaza getirenini değil.
Okul mabet idi, öğretmen kutsal. Okula silahla girmek şöyle dursun, üç santimden uzun saçla bile giremezdik. Alay etmek, dokunmak bir yana, öğretmenin gözünün içine bakamazdık. Çünkü korkuyu da bilirdik, saygıyı da...

Ödev yapmadığımız için yediğimiz şaplağı evde anlatırken, bir şaplak da anamızdan, babamızdan yerdik, "Bizi koca öğretmene rezil ettin" diye... Kadın öğretmeni yumrukla bayıltana veli değil, deli derlerdi bizim oralarda.
Bizim zamanımızda da şiddet dolu filmler vardı. Bruce Lee'yi 11 matinesinde izledikten sonra çıkışta en fazla telefon direğine uçan tekme atardık. John Wayne bir kasaba dolusu adamı öldürdü diye, elimize Smith Wesson alıp, sınıfa dalmazdık...
Marka ile nispet yapmak bize Fransızca kadar yabancıydı. Babamın Almanya'dan getirdiği Lambertus bisiklet sadece benim değil, bütün mahallenindi. Çünkü babam altıma verirken, "Arkadaşlarını sırayla bindirmezsen, sen de binemezsin" diye sıkı sıkı tembihlemişti.
Ne oyun konsolu, ne son model cep telefonu, ne de tablet... Hiçbirimiz, hiçbiri için tutturup, odalara kapanarak ağlamazdık. Çünkü ne o aletler vardı, ne de kapanacağımız kendimize ait bir odamız...
Anne terliği en etkin rehabilitasyon seansıydı. Her ergen şımarıklığında "Aman çocuğum pedagogluk olmasın" diye her türlü tavizi veren ama nihayetinde kendisi psikiyatrlık olan ebeveynlerimiz yoktu.
Bilinenin tam tersini söyleyeceğim:
Şimdiki çocuklar çok şanssız!..


Peki ne yapılmalı?

15 yaşın altına sanal medya tamamen yasaklanmalı.
Ebeveynlerin çocuklarını kontrol edebilmeleri ve dijital alanda bilgi sahibi olmaları için her mahallede "Sosyal medya okur yazarlığı kursları" açılmalı.
Aile Hekimliği sisteminin içinde mutlaka Aile Psikoloğu da bulunmalı.

Okullardaki "Rehberlik" sistemi çok daha etkin hale getirilerek, sorunlu öğrencilerin durumunu tespit edecek "erken uyarı sistemleri" geliştirilmeli.
Tıpkı Beyoğlu'ndaki huzur timleri gibi, sanal ağların ana arterlerine konuşlanacak dijital huzur timleri görev yapmalı.
Okullara girişte üst araması yapılmalı. Mümkünse okullara dedektör kapılar yerleştirilmeli.
Mafyayı özendiren dizi filmler acilen televizyon kanallarından ve dijital platformlardan kaldırılmalı. Şiddeti ve suçu alenileştiren hatta normalleştiren gündüz kuşağı programlarına çeki düzen verilmeli.


Ne demiş?
"Koyun deyince kızan, koçum deyince sevinen tuhaf bir milletiz. Sanki koç, koyunun erkeği değil de bilim insanı." (Sanal medyadan)

Zap'tiye
Nisan bile soğuk duruyor. Mevsimleri ne kadar üzdüysek artık?..

Gaf'let kürsüsü
Bu olayın sorumluluğunu da PUGB oyununa yükleyip, yorganı üzerimize çekerek uyumaya devam etmeyiz inşallah!

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA