Yıllar önce bu sütunlarda "Artık deplasman dezavantaj değil. Ulaşım kolaylaştı, konfor arttı. Kupa maçlarında gol eşitliği halinde deplasmanda atılanlar iki gol yerine geçmesin" diye yazdım. Bir süre sonra FIFA bu kuralı tam da söylediğim şekilde değiştirdi.
Yine bu sütunlarda "Kıl farkıyla verilen ofsaytlar futbolu öldürüyor. Kesitten bakıldığında rakip futbolcuların tamamen birbirinden bağımsız halde olmadıkları, yani vücutları birbirlerinin üzerine binmediği pozisyonlarda devam kararı verilmeli" diye en az üç yazı yazdım. (Halep oradaysa arşiv burada) Muhtemelen FIFA gelecek yıl bu kuralı da söylediğim şekilde uygulatacak.

Bir kural değişikliği önerim daha var: Hani takımlarımızın Avrupa kupaları maçları nedeniyle ligde oynayacakları maçlar erteleniyor ya, peki bu durum adil mi sizce? Rakip takım o hafta üçüncü maçına çıkarken siz bir hafta boyunca dinlenerek geliyorsunuz. Peki nerede kaldı futbolun adaleti? Bence UEFA yeni bir karar alıp, ülke federasyonlarının keyfi maç ertelemesini yasaklamalı. Bakarsınız o da olur.
"Futbolun yeni anayasasını ben yazıyorum" desem, başım ağrımaz vallahi...
Gerçek emekçilere yazık oluyor
Madem sözü futboldan açtık, incilerimi dökmeye devam edeyim.
Her yıl farklı organizasyonlarda futbolcular ve teknik direktörler ödüllendirilir. Peki futbola emek verenler sadece onlar mı? Ya gölgede kalan kahramanlar?
Buradan bir öneride bulunmak istiyorum: Bundan böyle başarılı hakemler, stat zemininden sorumlu kişiler, takımların sağlık ekipleri hatta malzemecileri de sezon içindeki performanslarına göre değerlendirilip, federasyonlar tarafından ödüllendirilsin.
Öyle ya, yoğun maç trafiğine rağmen her iç saha maçında takımının altına halı gibi çim saha seren, 6 ayda iyileşecek futbolcuyu 2 haftada hazır eden, her hafta hava ve saha şartlarına en uygun ekipmanı sağlayan bu görünmez kahramanları niye onore etmiyoruz ki?
Bravo Hülya Avşar!
Günübirlik başarılarla övündüğümüz şu yalan dünyada bir spor organizasyonu 25'inci yılını kutluyor.
Dile kolay, Hülya Avşar Cup tam 25 yaşında... Üstelik sadece tenise sevdalı bir kadın sanatçının kişisel çabası ve özverisiyle...
Tenis Federasyonu'ndan dilenmeden, kapı kapı sponsor aramadan, sadece aurası ve vizyonuyla başardı bu büyük işi Hülya Avşar.

Her yıl başarılı sporcuları ödüllendiren bir sürü organizasyon var. Türkiye'de tenis sporuna yaptığı büyük hizmet ve gençlerin bu spora ilgi göstermelerine sunduğu benzersiz katkıya rağmen Hülya Avşar'ın nasibine bir tek özel ve önemli ödülün düşmemesi de varsın bizim utancımız olsun.
İyi ki tenise sevdalanmışsın sevgili Hülya, iyi ki varsın. Nice 25 yıllara...
Bu neyin mücadelesi?
60 yaşında belediye başkanı, 21 yaşında belediye çalışanı kadınla otel odasında basılmış. Baskın yapan polislere kapıyı havluya sarınarak açmış. Herkesten sakladığı ikinci telefonu, kadının iç çamaşırlarının arasından çıkmış. Ayrıca başkanın yine belediye çalışanı olan ikinci sevgilisi de ifadeye çağırılmış...
Bütün bu olup bitenlerden sonra CHP'li yandaşları, sanal medya üzerinden o başkana moral vermişler, "Yılmak yok, mücadeleye devam" diye...
Hangi mücadele kardeşim? Yataktaki mi?
Zap'tiye
Ebru Gündeş'in uçağına el konulmuş. Allah'ım sen kadına sabır ver. Uçaksız yaşamak çok zor, kendimden biliyorum!

Gaf'let kürsüsü
İzmir'de 82 kez taklit ve tağşiş listesine giren zeytinyağı firmasının tam 46 kez isim değiştirerek ticaretine devam ettiği ortaya çıktı. (Zeytinyağı gibi üste çıkmak bu olsa gerek!)
Ne demiş?
"Uzak ya da yakın fark etmez. Herkes herkesin hayatında hissettirdiği kadar var." (Şiir Sokakta'nın paylaşımı)