Hayır, bu kez CHP'li belediyelerin duyarsız çevre politikaları yüzünden kirlenen, kokuşan körfezden söz etmeyeceğim. Tehlike daha da büyük. İzmir Körfezi 150 yıl içinde toprak ve alüvyonlarla dolarak İzmir Limanı'nı kara alanı içinde bırakıp işlevsiz kılacak.
Bu kötü haberi İz TV'de izlediğim Gerçek Tarihin Peşinde belgeselinden aldım. Aslında İngiliz ve Fransızlar bundan 150 yıl önce Gediz nehrinin yavaş yavaş İzmir Körfezi'ni doldurduğunu fark edip insan eliyle bir kanal kazdırarak nehrin yönünü değiştirmişler ve denize döküldüğü noktayı körfezin dışına, daha kuzeydeki bir bölgeye taşımışlar. Aksi halde bugün Kordon diye bir yer olmayacakmış. Süreç devam ediyor. Eğer hemen önlem alınmazsa bu felaketten kaçış yok.

Ege'nin kayıp limanlarının peşine düşen belgesel önemli bir hatırlatmada da bulunarak Efes Antik Kenti'ni örnek veriyordu. Bir zamanlar dünyanın en önemli limanlarından biri olan Efes, Menderes ve Gediz nehirlerinin taşıdığı alüvyonlar yüzünden şimdi kilometrelerce içeride bulunuyor.
İleride İzmir'den de "Antik bir liman kenti" olarak söz etmememiz için bir şeyler yapılmalı. Hemen, şimdi...
Yılın şarkısı: "Hanimiş Benim Tontişim?"
Bu şarkı listelerde yok ama sanal medyada fena halde var.
Depremzede Fatma Arat'ın sokaktan sahiplendiği Boncuk adlı köpeğine uydurma bir lisanda söylediği, "Hanimiş benim tontişim, tontişim de vottişim" şarkısı 30 milyon kez izlendi. Benim diyen popçuların şarkıları birkaç bin izlenmede kalırken Fatma'nın şarkısı hit oldu. Peki neden? Cevap: İçinde saf sevgi barındırıyordu da ondan. Hele ki sevimli köpeğin şarkıyı duyunca belden aşağısının fizik kurallarıyla alay edercesine oynak ritme uyması ve sahibinin duygularına misliyle karşılık vermesi hepimizi mest etti.

Malatya'daki depremin ardından Fatma ve ailesi bir konteynıra, Boncuk da onlara sığınmıştı. Birbirlerinin yaralarını sevginin diliyle yalayıp iyileştirmek için. Ve saf sevgi, kendi lisanını yaratmıştı işte...
Öyleyse hep beraber: "Hanimiş benim tontişim, tontişim de vottişim..."
Komik kar haberciliği
Yerdeki üç santimlik karın üzerinde "haber oluşturabilmek için debelenen" muhabir kardeşlerimin haline acı acı gülüyorum.
O cefakar kardeşlerim, merkezden canlı bağlantı yapılacak diye saatlerce ayazda bekledikten sonra "müdürlerinin istediği" felaket haberciliği görevini yerine getirebilmek için nasıl da kendilerini parçalıyorlar. Ayakkabısının tabanını anca geçen kar için "5-10 santimi buldu" diyenler mi ararsınız, karı sadece yoldan geçen araçların üzerinde iki parmak görünce yaratıcılığını kullanıp, "Yola çıkmadan önce araçlarınızın üzerindeki karı temizleyin. Rüzgardan savrulunca yolda büyük tehlike yaratıyor" diye akıl verenler mi?

Peki ya Kars'ta, Ağrı'da, Hakkari'de, Van'da yaşayanlar ne yapsın? Kapanan köy yolunda hastasını sırtında taşıyanlar, yol kenarına park ettiği aracının yerini kar örttüğü için bulamayanlar, dışarı çıkamadığından evinin içindeki ahşap kapıları söküp sobada yakanlar kim bilir İstanbul'un bu kar çilesine (!) nereleriyle gülüyorlardır...
Gaf kürsüsü
Milyoner'de "29 harfli Türk alfabesinde 21 tane 'ünsüz harf' varken kaç tane 'sessiz harf' vardır?" sorusu çıktı. Yarışmacı, seyirciye aldanıp "8" cevabını vererek elendi. (Doğru cevap: 21)

Zap'tiye
Ve estetikçi, kadını yarattı!..

Ne demiş?
"Trafiğe, hayat pahalılığına rağmen geldiniz. Tarkan'ı değil, beni seçtiniz." (Berkay sahneden seyircilerine teşekkür ederken)