Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İLKER GEZİCİ

Suçluların peşinde bir reyting savaşı

Sosyal medya ve teknolojinin hayatımızın her alanını kuşattığı bir çağda çocukları korumak hiç olmadığı kadar zor. Bir zamanlar sokakta, okul yolujnda ya da oyun parkında karşımıza çıkmasından endişe ettiğimiz tehlikeler, bugün çocuklarımızın odalarına, ellerindeki telefonlara, en masum görünen dijital sohbetlere kadar girebiliyor. Çocukların güvenliğini tehdit eden, onların merakını ve güvenini istismar etmeye çalışan karanlık niyetli insanlar için internet, sınırları belirsiz bir av sahasına dönüşebiliyor. Üstelik çoğu zaman tehlikenin farkına varmak için çok geç kalıyoruz.

Peki çocukları bu görünmez tehditlerden nasıl koruyacağız? Teknolojinin hızına yetişmekte zorlanan ebeveynler, eğitimciler ve kurumlar, çocukların dijital dünyada karşılaşabilecekleri tehlikeler karşısında ne kadar hazırlıklı? Tüm bu sorular bir yana, hemen her gün sosyal medyada kötü emellere alet edilen çocuklarla ilgili haberlere denk geliyoruz. Epstein skandalına, o iğrençliğe zaten değinmek bile istemiyorum. İşte vizyondaki Robert Pattinson'ın başrolünde yer aldığı Primetime isimli film, tam da bu hassasiyet üzerinden günümüzün önemli tartışmalarından birine kapı aralıyor.
Lance Oppenheim'ın yönettiği film, 2000'li yılların başında ABD'de büyük ses getiren Dateline NBC programının To Catch a Predator adlı bölümünden ilham alıyor. 2006 yılında gazeteci Chris Hansen'in sunuculuğunu yaptığı, internet üzerinden çocuklarla buluşmaya çalışan yetişkinlerin gizli kameralar aracılığıyla kayda alındığı ve polis operasyonlarıyla yüzleştirildiği program, kısa sürede ABD televizyonlarının en çok konuşulan yapımları arasında yerini almıştı. Ancak programın gördüğü yoğun ilgi, uygulanan yöntemlerin etik boyutuna ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmişti. Primetime da bu konu üzerine gidiyor.

BÜYÜK BALIĞIN PEŞİNDE
İnternet üzerinden reşit olmayan çocuklarla iletişim kurmaya çalışan yetişkinleri tuzağa çekerek kamera karşısında ifşa eden gazeteci Chris Hansen'i Pattinson canlandırıyor. Hansen, çocukları istismar etmeye çalışan kişileri ortaya çıkarmakla kalmıyor; televizyon dünyasında daha fazla izlenmek, rakiplerini geride bırakmak ve reytinglerin zirvesine yerleşmek için de amansız bir mücadele veriyor. Kanal yönetimi başarısından dolayı programı en çok izlenen saat dilimi olan primetime kuşağına alınca, Hansen ve ekibinin hem özgüveni artıyor hem de sorumluluğu. Artık daha büyük bir skandal patlatmak üzere büyük balığı kovalıyorlar. O da üst düzey bir devlet görevlisi...

Bu noktada film iki perspektiften ilerliyor. Ana damar, Hansen ve ekibinin beraber yaptıkları bu operasyonla, gizli kamera kayıtlarıyla tuzağa düşürülen sapıklar... Diğer tarafta ise oyunculuk hayali kuran genç bir çocuk. Animasyonlarda reklamlarda rol alan Dan Palm (Skyler Gisondo) adındaki bu çocuk oyunculukta ileri gitmek, bir nevi yırtmak istiyor. Minyon yapısı ve yaşından küçük çıkarabildiği ses tonuyla kendisini Hansen'in ekibinde buluyor ve tuzakçı rolüyle sapıkların buluşmak istediği çocuk rolüne giriyor. İlk başta yadırgasa da işin ehemmiyetini kavrıyor ve çocukları korumak için yapılan bu projede kendince öne çıkmak için hamleler yapıyor. Burada genç oyuncunun performansını başarılı bulduğumu da söyleyebilirim. Diğer yandan programın yapımcısı rolündeki Merritt Wever de her zaman bir sonraki adımı görebilmesi ve serinkanlı duruşuyla da öne çıkan Andie'de iyi bir oyunculuk sunuyor. Başroldeki Pattinson'ın huzursuz edici performansı ise filmin tekinsiz atmosferiyle iyice örtüşüyor.
Primetime'ın asıl meselesi, çocukları hedef alan suçluların peşine düşmekten ibaret değil. Film, haklı bir öfkenin ve adalet arayışının nasıl bir televizyon gösterisine dönüşebildiğini de sorguluyor. Aynı zamanda televizyon haberciliğinin sınırlarını, izleyici ilgisinin yarattığı baskıyı ve kamuoyunun suç algısının şekillenmesinde medyanın rolünü mercek altına alıyor. Gerilim, dram, suç, biyografi ve aksiyon türlerini bir araya getiren film, gerçek suç hikâyelerine farklı bir perspektiften yaklaşarak izleyicilere çarpıcı bir sinema deneyimi sunuyor.


VİZYONDA ÖNE ÇIKANLAR
Gotham City'nin en ikonik kötü karakterlerinden Clayface'in hikayesini aynı isimle beyazperdeye taşıyan film, DC Studios'un korku-gerilim türündeki ilk sinema filmi olma özelliğini taşıyor. James Watkins'in yönettiği film, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikâyesini anlatıyor.

Hollywood'da genç ve hırslı bir oyuncu olan Matt Hagen (Tom Rhys Harries), kariyerinin zirvesine doğru ilerlerken art arda yaşanan trajik olayların ardından kendini geri dönüşü olmayan bir fiziksel ve ruhsal değişimin ortasında bulur. Kimliğini ve insanlığını adım adım yitiren Hagen'ın yolculuğu, bilimsel hırsın karanlık yüzüyle birleşerek amansız bir intikam hikayesine dönüşür.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'nın güneyinde hüküm süren faşist Vichy rejimine hür iradesiyle hizmet veren Henri Marre'ın yaşam öyküsü haftanın öne çıkanlarından... Eylül 1940'ta meteliksiz bir halde Vichy'e gelip faşist rejime kapılan Henri Marre (Swann Arlaud), mühendislik metodolojisini ve mutlak itaati her şeyin üstünde tutarak vatanı kurtarma maskesi altında kendi yıkımından kaçmaya çalışır. Yönetmen Emmanuel Marre'ın kendi büyük büyükbabasının arşivinden yola çıkarak kaleme aldığı ve Cannes'da En İyi Senaryo Ödülü kazanan Devrinin Adamı, hür iradesiyle faşizme hizmet eden vasat bir adamın, kötülüğün sıradanlığıyla tarihin utanç verici bir figürüne dönüşümünü anlatıyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA