Hürmüz'deki kriz giderek jeo-politik kördüğüm halini almaya başladı. Burada sadece İran'ı suçlamak meselenin küresel veçhesini göz ardı etmek olur. ABD'nin kendisi de Hürmüz'deki girdabı şiddetlendirmekten yana. Zira bu yolla paradoksal biçimde iki önemli stratejik kazanç elde edeceğini öngörüyor. Ve elde ediyor da.
Kendisi zarar görse de Hürmüz kriziyle ABD, ana hedef olarak belirlediği Asya'daki rakiplerini kuşatma hamlelerini yeni bir aşamaya taşıma imkânına kavuşacak. İkinci olarak da Avrupa, NATO ve Körfez ülkeleri yanında BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'i de yanına alarak İran'a karşı yeni bir küresel koalisyon oluşturmanın fırsatını yakalamış oldu.
Bu bağlamda birinci İran savaşı bitti. Artık Hürmüz savaşı var. İlk savaşı İran kazandı. Ancak ikinci savaşı kazanma şansı çok az. Zira bu yeni savaşta Donald Trump üzerindeki Amerikan kamuoyu baskısı sürse de Kongre'deki siyasi basınç hayli azalacak.
***
Çünkü ABD Başkanı Trump, Kongre onayını gerektiren yeni bir savaş ilanı kararı almadan anlık veya aralıklı saldırılarla süreci istediği gibi yönetme imkânına kavuştu. Üstelik NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde de yer aldığı üzere Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine açılması konusunda ittifakın 32 üyesinin açık desteğini de arkasına almayı başardı.***
Daha şimdiden bütün bölge İran'a karşı konumlandı. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi aktörler Hürmüz stratejisinde ABD'ye açık destek veren bir pozisyon sergiliyor. Boğazın kapalı olmasından dolayı enerji arzındaki düşüşten dolayı büyük ekonomik sıkıntılarla boğuşan Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore gibi Asya ülkeleri de Tahran'ın hamlesini anlamsız ve yersiz diye niteliyor.