Ne yapacağız?
Kendimize yalan mı söyleyeceğiz?
Modern insanın kazanma tutkusunu görmezden mi geleceğiz?
Sistem içinde kazananlar ile kaybedenler arasındaki uçurumun rahatsız edici biçimde büyüdüğünü görmezden gelebilir miyiz?
Ne kadar parıltılı laflar edersek edelim, işin esası tokat gibi çarpıyor yüzümüze...
Nedir o?
Yoluna köle olduğumuz kapitalizm kanaatkârlıktan nefret eder, tamahkârlığı kışkırtır ve "inanç"la (en güçlü ve geniş anlamıyla gelenekle) kavgası da budur.
Yaşadığımız şokun en derin yeri burasıdır...
***
Niye yazıya böyle girdim?***
Fakat...***
Ben ekonomi veya finans uzmanı bir yazar değilim...
Bu alanda uzman arkadaşlardan kıvırmadan, lafı dolandırmadan haftalar boyu sürecek yorumlar, tahliller bekliyorum.
Bana gelince...
Ben insana ve topluma bakarım...
Kapitalizmin yıkıcı yanlarıyla kavga etmenin kolay olmadığını biliyorum...
Hele günümüzün tüketim toplumunda sade insanın acıklı durumunu inkâr edebilir miyiz?
Ama durum böyle diye...
Sistemin "namussuz" ve yıkıcı yönleriyle hem siyaseten hem de kültürel açıdan kavgayı bırakmak doğru olur mu?
Zengin bir ulus olalım, tamam ama aynı zamanda adil bir toplum da olalım...
Şimdi baştan başlamanın zamanı...
Sistemin dayatmalarını değil, ihtiyaçlarımızı savunmak için...
Açgözlüleri değil, kendi hâlindeki halkı koruyup kollayan bir düzen için yapılacaklar var...
***
NOT DEFTERİ
Dünyanın sonbaharı, insana mevsimlerin kısalan günlerini değil, hakikatin kısalan ömrünü haber verir. (ADEM İNCE / Dünyanın Sonbaharı)