El Cezire'nin haberine göre, Orta Doğu'daki nükleer tartışma yalnızca teknik değil, aynı zamanda açık bir siyasi tercih meselesi.
İSRAİL'İN "AÇIK SIR" NÜKLEER GÜCÜ
Habere göre İsrail'in nükleer silahlara sahip olduğu "açık bir sır" olmasına rağmen, Tel Aviv yönetimi onlarca yıldır bu konuda ne doğrulama ne de yalanlama yoluna gidiyor.
İsrail'in nükleer programının temelleri, 1950'lerde Başbakan David Ben-Gurion döneminde atıldı. Özellikle Fransa'nın desteğiyle geliştirilen programın merkezinde, Negev Çölü'ndeki Dimona tesisi bulunuyor.
İSRAİL O ANLAŞMANIN DIŞINDA KALAN TEK AKTÖR
İsrail'in diğer ülkelerden en kritik farkı, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'na (NPT) taraf olmaması.
Bugün 191 ülkenin imzaladığı bu anlaşmanın dışında kalan İsrail, böylelikle uluslararası denetimlerden de muaf kalıyor.
Analist Shawn Rostker, bu stratejiyi şöyle açıklıyor: İsrail, belirsizlik politikası sayesinde hem caydırıcılığını koruyor hem de uluslararası baskıdan kaçınıyor.
İRAN DENETİM ALTINDA AMA YİNE DE HEDEFTE
İran ise bunun tam tersine, NPT'ye taraf ve programı yıllardır uluslararası denetime açık.
1974'te Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile anlaşma imzalayan Tahran, özellikle 2015'teki nükleer anlaşma (JCPOA) ile ciddi kısıtlamaları kabul etti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, o tarihe kadar İran'ın anlaşmaya uyduğunu belirtmesine rağmen Washington anlaşmayı terk etti.
İran ise bir süre daha kurallara bağlı kaldıktan sonra uranyum zenginleştirme seviyesini artırdı.
ABD VE İSRAİL'İN KANITI YOK
ABD ve İsrail uzun süredir İran'ın nükleer silah geliştirmeye yakın olduğunu öne sürüyor. Ancak bu iddiaları destekleyen somut kanıtlar kamuoyuna sunulmuş değil.
Hatta 2025'te ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Kongre'de yaptığı açıklamada İran'ın aktif bir nükleer silah programı yürütmediğini ifade etti.
ULUSLARARASI HUKUKUN ÇİFTE STANDARDI
Filistinli analist Ahmed Najar, bu tabloyu açık bir şekilde "çifte standart" olarak nitelendiriyor.
Najar'a göre mesele teknik değil, tamamen siyasi: İsrail Batı'nın müttefiki olduğu için korunuyor ve İran "rakip" olarak görüldüğü için baskı altında tutuluyor.
Bu durum, uluslararası hukukun seçici biçimde uygulandığı eleştirilerini güçlendiriyor.
İSRAİL HİÇBİR KURALA UYMADAN HAREKET EDİYOR
Uzmanlara göre İsrail'in nükleer doktrini sadece silah sayısı açısından değil, kullanım eşiği ve stratejisi açısından da tamamen kapalı.
Bu da denetim mekanizmalarının dışında kalan bir nükleer gücün, hiçbir şeffaflık olmadan hareket edebilmesi anlamına geliyor.
KURALLAR HERKESE EŞİT Mİ?
Al Cezire'nin analizine göre ortaya çıkan tablo net. İran denetleniyor, yaptırıma uğruyor ve hedef alınıyor. İsrail ise denetim dışında kalıyor ve siyasi koruma görüyor.
Bu durum, nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik küresel sistemin tarafsızlığına dair ciddi soru işaretleri yaratıyor.