Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Ramazan, cami ve hayat üzerine konuştuk. Prof. Dr. Safi Arpaguş, Ramazan ayında Kur'an'la daha fazla beraber olmamız gerektiğini hatırlatarak, "Kur'an'ı okuyup anlamak suretiyle hayatımızın merkezine almak için daha fazla gayrette bulunmalıyız" dedi. Prof. Dr. Safi Arpaguş'un sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Muhterem hocam, Ramazan ayını nasıl değerlendirmeliyiz?
Aylarca özlemini duyduğumuz, hasretle yolunu gözlediğimiz ramazan ayı bedenlerimizin, ruhlarımızın ve evlerimizin kutlu misafiridir. Zihin ve gönül dünyamızın en nadide konuğudur. Ramazan ayı her geldiğinde hem bireysel hem de toplumsal olarak benzersiz bir rahmet iklimine girmiş oluruz. Dünya hayatının yoğunluğundan yorulan bedenlerimiz, nefsimizin bitmek bilmeyen isteklerinden bunalan kalplerimiz ramazanın rahmet ikliminde aslına rücu eder. Bu ayın manevi atmosferiyle ruhlarımız iyiliğe, güzelliğe, huzur ve esenliğe kavuşur. Ramazan ayı bizim için bir yenilenme fırsatıdır. Zira hayatımızı yeniden değerlendirmek ve yeni baştan inşa etmek için biraz dinlenmeye, huzur dolu vakitlerin etkisiyle soluklanmaya ihtiyaç duyarız. Bu mübarek ay bizlere böyle bir imkân sunar. Maddi ve manevi bakımdan bizleri yenileyen ramazan ayının her anında rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğunu ve devamlı surette Allah'ın huzurunda bulunduğumuzu hissederiz. Orucumuzu da Allah'ın emrine icabet etmek için, yani dinimizdeki diğer tüm emirler gibi kulluğumuzun bir gereği olduğu için büyük bir iştiyak ve huzurla tutarız.
Bilindiği üzere ramazan ayı, yol göstericimiz, biricik rehberimiz Kur'an'ın indirildiği aydır. Ramazanı diğer tüm zamanlardan ayıran temel unsur, onun Kur'an ayı olması ve Kur'an'ın inmeye başladığı Kadir Gecesi'ni içinde barındırmasıdır. Bu sebeple ramazan ayında, diğer ibadetlerimizin yanı sıra kalplerimizin başköşesine daimi olarak yerleştirdiğimiz yüce kitabımız Kur'an'la daha fazla beraber olmalı, onu okuyup anlamak suretiyle hayatımızın merkezine almak için daha fazla gayrette bulunmalıyız. Kur'an-ı Kerim'i okurken gözetilmesi gereken asıl amacın da onun manasını öğrenip yapın dediklerini yapmak, yapmayın dediklerinden sakınmak olduğunu idrak etmeliyiz. Ramazan ayını, kâmil manada insan olmak için, yaşantımızın her anına sirayet etmesi gereken bu anlayışla, bu şuur ve bilinçle değerlendirmeliyiz.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Ramazan ayının bu yılki temasını, mabet ile hayat arasındaki kopmaz bağı güçlü bir şekilde tahkim etmek amacıyla "Ramazan, Cami ve Hayat" olarak belirlendiğini açıkladı. Bu tema neden seçildi?
Camiler, yüce yaratıcımıza karşı sorumluluklarımızdan, ailemizle ve çevremizle ilişkilerimize ve gerek bireysel gerekse toplumsal mesuliyetlerimize kadar değerlerimizin öğrenildiği ve nesillere aktarıldığı yerlerdir. Beş vakit namazla bireysel açıdan huzur bulduğumuz, cemaat olmakla sosyal bakımdan kendimizi geliştirdiğimiz, kardeşlik duygularımızı canlı tuttuğumuz, yardımlaşma ve dayanışma anlayışımızı pekiştirdiğimiz kutlu mekânlardır. Bilindiği üzere medeniyetimizde camiler, şehirlerin, yerleşim yerlerinin kalpleri olarak büyük değer görmüştür. Yaş, cinsiyet ve meslek farkı gözetmeksizin insanları bir araya getirme, bireysel ilişkileri geliştirme, ortak değerler etrafında toplumsal kaynaşmayı temin etme gibi fonksiyonlarından ötürü camiler, medeniyet tarihimiz boyunca hayatın merkezinde yer almıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamberin Medine'ye hicreti esnasında Kuba Mescidi'ni ve hicretten hemen sonra Mescid-i Nebevî'yi inşa etmesi, camilerin yaşantımızdaki yerini ve değerini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Mescid-i Nebevî, namazın eda edildiği bir yer olmasıyla birlikte; dinî bilginin, dinî değerlerin ve Kur'an ahlakının öğrenildiği, toplumsal dayanışmanın sergilendiği müstesna bir mekân olmuştur.
Bu yılki temayı "Ramazan, Cami ve Hayat" olarak belirlememizin gerekçelerinden biri de Mescid-i Nebevî örneğinden hareketle, mabet ile hayat arasındaki bu kopmaz bağı güçlendirme düşüncesiyle camilerin kuşatıcı, kapsayıcı ve birleştirici yönüne vurgu yapmaktır.

Bu temanın topluma yansıması nasıl olacak?
Günümüz dünyasında yaşanan hızlı kentleşme ve bunu doğal bir sonucu olarak görebileceğimiz bireyselleşme, birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmektedir. Bu durum, maalesef cami ile hayat arasındaki ilişkide de kendini gösterdiğinden camiler, yalnızca belirli vakitlerde uğranan ve sadece namaz kılmak için kullanılan mekânlar haline dönüşebilmekte, temsil ettiği değerler de zamanla hayatın dışında kalabilmektedir.
Bununla birlikte geçmişte olduğu gibi günümüzde de camilerin, medeniyet tarihimiz boyunca gerçekleştiği üzere toplumsal dayanışma ve yardımlaşma anlayışının canlı tutulmasında aynı öneme sahip olduğunu görmemiz gerekir. Onun için camilerin yeniden asli fonksiyonlarıyla ihya edilmesine, yeniden bireysel ve toplumsal hayatın merkezine yerleştirilmesine ve mabet ile hayat arasındaki bağın güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Camilerimizde ve mescitlerimizde, özellikle ramazan ayının manevi ağırlığına uygun olarak daha bir anlam kazanan vaazlar, sohbetler, okunan hatmi şerifler, Kur'an ve hadis dersleri bu bağın yeniden tesis edilmesi, güçlendirilmesi ve geliştirilmesi bakımından önemli bir fırsat olarak görülmeli, öyle değerlendirilmelidir. Ümit ediyorum ki bu yıl ki temanın toplumumuza yansıması da bu doğrultuda olacaktır.

İftarda sofralarımız nasıl olmalı?
Yaşadığımız çağın belki de en büyük trajedisi, kalabalıklar içinde git gide büyüyen o devasa kimsesizlik, yalnızlık hissidir. İnsanları kişisel ve toplumsal mesuliyetlerinden koparıp bencil bir yalnızlığa hapseden bireyselliğe sürüklemesidir. Bu sebeple ramazan ayını, dünyevî meşgalelerden dolayı ihmal ettiğimiz hatta unuttuğumuz değerlerimizi yeniden hatırlamak için de önemli bir fırsat olarak görmeliyiz. Bu rahmet ikliminde aynı manevi coşkuyla hayatımızı devam ettirmenin, müminler olarak birbirimizi daha iyi anlamanın, birbirimize daha fazla yaklaşmanın fırsatı olarak değerlendirmeliyiz. İftar vakitlerinde ailemiz, akrabalarımız, dostlarımız ve komşularımızla bir araya gelmeye gayret etmeliyiz. Allah'ın rızasını kazanmak için iftar sofralarımızda muhtaçlara, yetimlere, yoksullara, kimsesizlere yer vermeliyiz. Bunun derdinde olmalı, bu erdemli davranışı alışkanlık haline getirmeliyiz. Lüksten ve israftan her zaman kaçınan Peygamber Efendimizin, bilhassa iftar sofrasında özel yiyecekler aramadığını, herhangi bir yemek ayırımı yapmadığını, sofrada ne bulursa onunla iftar ettiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. İsraftan kaçınmalı, bizlere bahşedilen nimetlerden ihtiyacımız kadar faydalanmalıyız. Çünkü israf gereksiz yere harcamak, saçıp savurmaktır. Kur'an-ı Kerim'de "Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez" buyurulduğu üzere israfın Cenabı Hak tarafından yasaklandığını unutmamalıyız.
KUL OLMAYI İDRAK EDECEĞİZ
Ramazan ayı biz neyi öğretecek?
Ramazan ayı, kendine mahsus ibadetleriyle bizlere hayatın akışını biraz yavaşlatmayı, sakinleşmeyi öğretir. Gerek kul olarak rabbimizle, gerekse insanlarla ve çevreyle ilişkilerimizde kendimizi gözden geçirmemize imkân sağlar. Aç ve susuz kalarak, aç ve susuz kalanların halinden anlamayı, empati kurmayı, kötü alışkanlıklarımızdan bilinçli bir şekilde kurtulmayı, sabretmeyi ve şükretmeyi öğretir. Sosyal ilişkileri geliştirmeyi; kibir, bencillik, tamahkârlık, ihtiras gibi olumsuz davranışlardan kaçınmayı öğretir. Yapacağımız ikramlarla, yardımlarla nefis terbiyesini, paylaşmayı ve dayanışmayı öğretir. Ramazan bizlere incitmemeyi, gönül kırmamayı, merhameti öğretir. Özet olarak söyleyecek olursak ramazan bizlere iyi bir insan, iyi bir kul olmayı öğretir. Nitekim müminler olarak yapmak zorunda olduğumuz tüm ibadetler, bizler için bir anlamda iyi insan olmanın, hayırda yarışmanın, verilen nimetler karşısında şükürde bulunmanın birer anahtarıdır.
BİLİNÇLENME FIRSATI
İftardan sonra ne yapılmalı?
Ramazan ayının bereketli vakitlerini, iftarı, sahuru, iftar sonrasını, namaz vakitlerinin öncesini, sonrasını ve teravih namazını gençlerimiz için birer eğitim fırsatına dönüştürebiliriz. Hanelerimizi huzur iklimiyle buluşturmanın, birlik ve beraberliğin, caminin, cemaat olmanın ne demek olduğunu gençlerimize uygulamalı olarak anlatmalı, bu birlikteliklerin lezzetini çocuklarımıza tattırmalıyız.
Çocuklarımıza ramazan kültürünü kazandırmada, onun manevi havasını tattırmada teravih namazlarının ayrı bir yeri vardır. Vakit namazlarının coşkulu bir şekilde cemaatle eda edilmesi, onun yanı sıra, sahur, oruç, iftar ve sonrasında kılınan teravih namazı, çocuklarımızın bir aidiyet duygusuyla ramazanın ruhunu iyice kavramalarına yardımcı olacaktır. Böylece ramazanın gündüzü gibi gecesinin de diğer vakitlerden farklı olduğunu anlayacaklardır. Müminlerin genelde en güzel ve akılda kalan en neşeli çocukluk hatıraları ramazanla, oruçla, teravihle ilgilidir. Bu hatıralar sonraki zamanlarda ramazan ayına, oruca ve namaza karşı güçlü bir sevgi ve özlem meydana getirmektedir. İftar sonrasında yaşananlar, teravih namazına ailece ve arkadaşlarla gidilmesi, çocukların ibadet alışkanlığı edinmelerinin yanı sıra birlikte ibadet ederek ramazan ayının kendine mahsus ruhunu, bu ayın manevi havasını hissetmelerini de sağlayacaktır.