Bugün Anneler Günü. Yeşilçam'ın usta oyuncusu Hülya Koçyiğit ile bu özel günde bir araya geldik. Kızı Gülşah Alkoçlar'ı 1969 yılında en yoğun çalıştığı dönemde dünyaya getirdi. Eşi Selim Soydan'ın desteğiyle iş hayatından kopmadı, hem çalıştı hem de kızına örnek bir anne olmak için çaba sarf etti. Torunları Neslişah Düzyatan ve Aslışah Demirağ'ın kurdukları güzel yuvalarla aileleri daha da büyüdü. "Ailenin önemi çok büyük. Gelenek göreneklerimize bağlı olarak kızımı yeriştirdim. Kızım Gülşah da torunlarımızı aynı kültürle büyüttü. Şimdi 4 minik torunumuza da bunları aşılıyoruz.
Özellikle bayramlarda ve özel günlerde buluşup tüm aile bir araya geliyoruz" diyen usta oyuncu ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik.
Koçyiğit ile dünden bugüne bir yolculuğa çıktık. Aile hayatlarını, Anneler Günü ritüellerini ve yeni projelerini konuştuk.
Usta sanatçı, son yılların çocuklar üzerindeki büyük tehlikesi sosyal medya hakkında da ebeveynlere uyarılarda bulundu.
- Yeşilçam'da rol aldığınız filmlerde hep meselesi olan, kadınlara dokunacak karakterler canlandırdınız. Bu konuda nelere özen gösterdiniz?
- Özen göstermeye çalıştığım şey kadın, her şeyden önce insan. Kadın ve erkek diye bir ayırımın olması benim gücüme gider. Çünkü insan dediğimiz varlıkta her türlü yetenek zaten mevcut. Kadın o işi yapamaz, erkeğe göre iş bunlar gibi ayırımlara katılmıyorum. Bu nedenle filmlerimde kurbağa avcılığı da yaptım, ebeyi de canlandırdım. Kadının gücünü gösterecek her rolü üstlendim.

- Sizi kızınızın dünyaya geldiği zamanlara götürsek, çok yoğun çalıştığınız bir dönemde anne oldunuz. Neler değişti hayatınızda?
-Evet, işimin çok yoğun olduğu bir dönemde dünyaya geldi Gülşah. O yüzden onunla yeterince ilgilenemedim mi düşüncesi hep beni yiyip bitirdi. Çocuğunu kaç yaşında olursa olsun anne olarak sen hala onun desteği olmak istiyorsun. Onun her ihtiyacında yanında olmak istiyorsun. Ama Gülşah, bana her zaman "Merak etme anne, benim ihtiyacım olan her an seni yanımda buldum. Yoksa 24 saat yanımda olmuşsun, ama aynı ev içinde benden haberin olmamış, bunun bir kıymeti yok" der. Tabii Selim'in bana çok büyük desteği oldu. Ben yoğun bir şekilde çalışırken kızımızla hep o ilgilendi.
- Sizin rol modeliniz anneniz miydi?
- Öyleymiş, bunu her geçen gün daha fazla anlıyorum. Annem, sanata ilgili bir kadındı. Bizi tiyatroya, operaya, konsere götürürdü. Edebiyatla çok ilgiliydi. Onu kitap okurken görmediğim bir gün yoktu. Belki çocukken eleştiriyorsun, kızıyorsun, seni engelliyor gibi geliyor ama anne olunca neden bunları yaptığını anlıyorsun. Ancak şu anda birçok kişi "Ben yapamadım çocuğum yapsın" diye çocukların her istediğini yapıyorlar.
Böyle olunca her şeye kolay ulaşan, sabretmeyi bilmeyen, doyumsuz çocuklar da yetişebiliyor. Bu nedenle ebeveynlere çok görev düşüyor.

- Gülşah Hanım ve torunlarınızı yetiştirirken nelere dikkat ettiniz?
- Sonsuz sevgimizi verdik. Hata olabilir, yanlış yapabilirler önemli değil.
"Önemli olan bizim senin yanında olduğumuzu bilmen" dedim. İyi günde kötü günde hep yanında olacağımızı bilmesini istedik. Şimdi torunları yetiştirirken de aynı şeyi yapıyoruz. Onlara sonsuz bir sevgi veriyoruz. Birlikte keyifli vakit geçirmeye, güzel anılar biriktirmeye gayret ediyoruz.
Emir'le futbol oynuyor Selim. Selim, 87 yaşında. Ama onunla büyük bir hevesle oynuyor. Onların da hobileriyle biz keyif alıyoruz aslında.
- Emir dedesinin eskiden bu kadar ünlü bir futbolcu olduğunun farkında mı?
Anne babası anlatıyor sanırım. Futbolla ilgili bir şey olunca "Selim Dede'ne sorarsın" diyorlar. O da merak ettiği şeyleri Selim ile konuşuyor. Çocuklarla paylaşımda bulunmak çok önemli. Çocuk telefonda, anne baba ayrı odalarda, onların da elinde telefon... Aynı evin içinde farklı hayatlar yaşıyor gibi. Bu doğru değil.
- Sosyal medya çocukları çok etkisi altına aldı. Bunun tehlikeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Çocukların küçük yaşta sosyal medya gibi bir ortamın içinde olmasını çok yanlış buluyorum. Bu platformlarda çocuklar için çok büyük tuzaklar var. Çocuğunun neyle meşgul olduğunu bilmiyorsan, o çocuk başka bir dünyanın içine girebiliyor. Sanal dünyanın içinde gerçek bir dünyada gibi yaşıyorlar. Orada istedikleri işi yapıyorlar, istedikleri arabaya biniyorlar. İstedikleri her şeye sahip oluyorlar. Ve bir süre sonra o yaşamdan çıkamıyorlar. Bu şekilde bir sürü çocuk yitip gidiyor. Anne babalar uyanık olmalı, çocuğum ne yapıyor diye sürekli kontrol etmeli.

BU RESMEN SOYKIRIM
- Maalesef ki Filistin'de binlerce çocuk, kadın, masum sivil hayatını kaybetti. Hala da büyük bir yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
- Olanlara o kadar kızıyorum ki. Yapılanlara inanamıyorum. Bu canavarlık, bu resmen soykırım. 21. yüzyılda bize bunları yaşatıyorlar. Elimizden gelen tek şey yardım etmek, bunu yapmaya çalışıyoruz. Ama başka bir çaremiz olmadığı için sadece üzülüyoruz. Orada bir nesil yok oldu. Filistin halkı, ne kadar gururlu, asil, vatanını, toprağını sahipleniyor. Canları pahasına topraklarına sahip çıkıyorlar. Ama onlara yaşatılanlar akıl alacak gibi değil.
Özel günleri beraber geçiriyoruz
- Anneler Günü'ne dair bir ritüeliniz var mı ailede?
- Özel günleri bir arada geçirmeye özen gösteririz. Bayramlar gibi toplanırız. Anneler Günü de çok özel. Ben de anneme çok fazla saygı duyarım. Önce mezarlığa gidip ziyaret eder ve anneme teşekkür ederim. Çocuklar da yurtdışına taşınmadan önce mutlaka gelirlerdi. Evde yemek yapılır. Yani o günün anlamı onlara da hatırlatılır. Küçük torunlarımıza da yaşayarak öğretip göstermeye çalışırız. Bunu özellikle bayramlarda yaparız. Bayramın güzelliğini, değerini bizler gibi onlar da yaşasınlar ve ileride kendi çocuklarına yaşatsınlar diye.
- Neslişah ile Aslışah nasıl anne oldular?
- Aslışah bizi çok şaşırttı. Evlenir evlenmez zaten peş peşe iki tane çocuk yaptı. Biz "Nasıl olacak?" diye düşünürken umduğumuzdan çok çok daha iyi ve ilgili bir anne oldu. Hem sevecen, hem ilgili. Çocuklarıyla çok zaman geçiriyor. Bizi hem şaşırttı hem de çok mutlu etti tabii. Neslişah'ın zaten yaradılışı itibariyle anaç bir ruhu var. Çocukları, doğayı hep çok severdi. Herkese, her şeye sevgisi bol olan bir çocuktu. Şimdi kendi çocuklarına da çok iyi bir anne oldu.
- Torunlarınız Dubai'ye yerleşti. Miniklere çok düşkün olduğunuzu biliyorum. Nasıl bir özlem var şimdi?
- Çok büyük bir özlem var, sürekli görüntülü konuşuyoruz. Ama biz mümkün olduğunca birbirimize gidip geliyoruz. Yaz aylarını birlikte geçiriyoruz. Özel günlerde beraberiz, onun dışında da fırsat buldukça bir aradayız. Eskiden her hafta görüşürken şimdi ayda bir buluşuyoruz. Okul zamanı daha çok biz gitmeye çalışıyoruz.
- Aile buluşmalarınızda genellikte sohbet konunuz ne oluyor?
- Bizim mevzuumuz sadece çocuklar... Ortama da, masaya da çocuklar hakim oluyor. Onu istediler, bunu yaptılar, şu yetenekleri var falan. Çocukların merak ettiği şeyleri konuşup oyunlar oynuyoruz.
- Türkiye'de şu anda sizce kadına yönelik nasıl çalışmalar yapılıyor?
- Eğer haberlere bakarsak hep kadınların mağdur edildiğini görüyoruz. Şiddete uğradığı, taciz edildiği, mobbinge uğradığı haberleri... Bunlar tabii insanın içini acıtıyor. Özellikle Ahmet Minguzzi'nin annesinin isyanı beni çok sarsıyor. Cinayetlerde erkeklerin hak ettiği cezayı almasını istiyoruz. Ama 87 milyonun içinde Türkiye'de yaşayan her kadın böyle değil. Aynı zamanda kadına, çocuklara ve doğaya yönelik çok güzel çalışmalar yapılıyor. Bu konuda Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan'a çok büyük saygı duyuyorum. Gösterişten uzak, mütevazı, sade ama çok güçlü bir duruşu var. Sözleriyle, davranışlarıyla gücünü hissettiriyor bize. O kişiliğin yanında toplum için adeta bir ilham kaynağı olmayı başarmış. Çünkü toplumsal projelerde sosyal hayatımızı ilgilendiren birçok sorunumuzda hep yanımızda görüyoruz. Ve her soruna el atıyor. Özellikle de kadınlara çok büyük bir destek veriyor. Çocuklara, engelli vatandaşlarımıza ulaşıyor. Dünyanın geleceği için çevre konusunda çok büyük çalışmalar yapıyor. Merhamet ve vicdan abidesi. Gastronomi alanında çalışmaları var. Bir anne olarak aslında toplumdaki tüm çocukların annesi görevini üstlenmiş durumda. Hem Türkiye'deki hem de dünyadaki herkese yardımcı olmak için çaba sarf ediyor. Afrika'daki kadınlara destek vermek için çalışıyor. Türk kadını için çok önemli bir rol model.
PAYLAŞIM MUTLULUK GETİRİR
- Anneanne olarak torunlarınıza verdiğiniz aileye dair en önemli öğreti, nasihat nedir?
- Hayatta kimseyi değiştiremezsiniz. Değiştirmek için vereceğin o enerjiye değmez. Çünkü kimse değişmiyor. Ancak uyum sağlanabilir. O uyum bir denge getiriyorsa o zaman o evlilik de yürür, arkadaşlık da. Karşı taraftan anlayış görmüyorsan o zaman mutsuz olursun. Ama onun da beklentileri var, onun da özel zevkleri var, beğenileri var, yaşam alışkanlıkları var. Sen de onlara uyabiliyorsan ne ala, uyumaya çalış ki müşterek paylaştıklarınız çoğalsın. Ne kadar çok şey paylaşabiliyorsanız hayat size daha huzurlu ve mutlu olarak dönecek.
FİLMDE OYNAMAM İÇİN İKNA ETMEYE ÇALIŞIYORLAR
- Sizi yeniden bir filmde ya da dizide görecek miyiz?
- Ben artık oyunculuk yapmam diye düşünüyorum. Artık yaptığım kadarıyla yeter.
- Peki gönlünüzü, aklınızı çelen bir rol olur mu?
- Belki de olur. İkna etmek için uğraşıyorlar, sağ olsunlar. Öyle bir rol olmalı ki beni yeniden sete götürebilsin. Şu andaki ortamda pek yok.
- Damadınız Engin Altan Düzyatan çok iyi belgeseller çekiyor, sizin belgeselinizi yapmak istese ne dersiniz?
- Çok başarılı belgeseller çekiyor doğayla ilgili. Tabii ki ona hayır diyemem, kabul ederim.
- Son dönemde Necip Fazıl Kısakürek'in kült eseri Bir Adam Yaratmak'taki Hüsrev karakterini beyazperdeye taşıdı. Bu rolle ilgili konuşma fırsatınız oldu mu?
- Bu rolle ilgili senaryo üzerine konuştuk. Çünkü gerçekten çok zor bir roldü ama Altan çok iyi bir oyuncu. Üstesinden geleceğini biliyordum.