Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SOLİ ÖZEL

Süveyş'ten geleceğe

Bundan elli yıl önce Ekim ayının son haftası iki tarihsel olaya tanık olmuştu. 23 Ekim'de başlayan ve Komünist Parti yönetimini hedefleyen Macar ayaklanması, 4 Kasım günü ülkeyi işgal eden Sovyet birliklerince hayli kanlı şekilde bastırılmıştı. Bu isyanı radyo yayınlarıyla yüreklendiren ABD yönetimi Soğuk Savaş dengelerini gözeterek Yalta anlaşmasının ilkelerine sadık kalmış, Macarları satmıştı.
Macar ayaklanmasından altı gün sonra İsrail Mısır'a saldırdı ve Sina yarımadasını ele geçirdi. Süveyş Kanalının 1956 Temmuzu'nda devletleştirilmesini sindiremeyen Britanya ve Cezayir'e verdiği destek nedeniyle Mısır devlet Başkanı Nasır'a ders vermek isteyen Fransa İsrail'i bu hamlesinde destekçisiydiler. Sevr kasabasında yapılan bir gizli anlaşmaya göre İsrail saldırısından sonra iki emperyalist güç tarafları ayırmak bahanesiyle duruma müdahale edeceklerdi. Nitekim ettiler de.
Süveyş son tahlilde büyük bir fiyasko ile sonuçlandı. Tam Başkanlık seçimi öncesinde ikinci bir krizle karşılaşan ABD Başkanı Eisenhower çok sert tepki verdi. Sovyetlerin de bastırmasıyla harekat sona erdirildi. ABD İsrail'i işgal ettiği topraklardan çıkmaya zorladı ancak ticari gemilerin İsrail'e Kızıldeniz üzerinden mal taşımalarının önü de açıldı. Bu macerayla birlikte Britanya ve Fransa'nın Ortadoğu'nun batısında emperyal etkilerini sürdürme hayalleri ABD tarafından tümüyle söndürüldü.

Hayaller
sona erdi
Mısırlılar bu savaşta hiç bir varlık göstermemiş olsalar da savaşı kazanmış sayıldılar. Nasır'ın ve Nasırcılığın tüm Arap dünyasında popülaritesi arttı. Arap milliyetçiliği bir alev gibi tüm Arap halklarını sardı. Arap milliyetçiliğinin bu şaşaalı dönemi 1967 savaşındaki ağır yenilgiyle sona erdi. O tarihten itibaren ve İran devriminin ardından yoğunlaşarak İslamcılık, giderek yeni bir milliyetçilik şeklinde, Arap dünyasındaki en başat ve güçlü siyasi akım olarak ortaya çıktı.
ABD'nin Irak macerası bu ülkenin Süveyş fiyaskosuydu. Foreign Affairs dergisinin Kasım/Aralık sayısında Richard Haass'ın da yazdığı gibi "Ortadoğu'daki Amerikan dönemi sona erdi. Avrupa'yı andıran barışçı, zengin ve demokratik bir bölge vizyonu gerçekleşmeyecek." Haass Ortadoğu'da bir yeni (kendisine göre beşinci) dönemin şekillenmekte olduğunu savunuyor. Çizdiği portrede kısa zamanda suların durulması da mümkün gözükmüyor. Ancak her şeye rağmen ABD'nin bölgenin sorunlarına savaş dışı yollarla ve diplomasiye ağırlık vererek yaklaşması durumunda bir umut beslenebileceğini de savunuyor. Buradaki başarının ön şartları ise İran ile büyük bir mutabakata varılması ve Filistin-İsrail çatışmasında İrlanda örneğini göz önünde tutarak yeni bir açılım yapılması. Yani Hamas ile müzakere ederek bir çözüme ulaşmanın denenmesi.
Bölge uzmanları Ortadoğu'nun geleceğinde İslamcı hareketin giderek daha ağırlıklı bir payı olacağını savunuyorlar. Bu bağlamda İslamcıların yükselişinin yalnızca ideolojik ve siyasi nedenlere bağlanmasının eksikliğine de dikkat çekenler var. Aslında ABD'nin küresel düzeydeki ekonomik politika tercihleri İslamcı hareketleri besliyor. Hamid el Said ve Jane Harrigan'ın Middle East Journal dergisinin Yaz sayısında yazdıkları gibi ABD'nin küreselleşme anlayışı İslamcı hareketleri güçlendiriyor. Amerikan tarzı küreselleşme devletlerin sosyal güvenlik alanından çekilmelerine yol açıyor. Ortaya çıkan sosyal güvenlik açığını kapatmak ve yoksullaşan kitlenin taleplerine cevap vermek İslamcı hareketlere kalıyor.
Tıpkı başka bölgelerde de olduğu gibi Ortadoğu'da başka şeylerin yanısıra değişmesi gereken bu küreselleşme anlayışı ve pratiğidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA