Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MAHMUT ÖVÜR

‘Atmosferin pasaportu yok, sel ülke seçip ayırmıyor’

Dünya bir yanda bölgesel savaşlar, ekonomik krizler, aşırı silahlanma ve çılgın tüketimle boğuşurken bir yandan da tahrip ettiği doğanın öfkesiyle karşı karşıya.
Neredeyse coğrafyaları değiştirecek sel ve deprem felaketleri yaşanıyor. Artık en gelişmiş ülkeler bile bu felaketlerle baş edemiyor. Çünkü yanlış sanayileşme ve şehirleşmeyle dünya çok kirletildi ve dengesi bozuldu. Küresel iklim değişikliği denen şey tam da bu...
Önceki gün birkaç saat içinde İstanbul'un nasıl yaşanmaz hâle geldiğini gördük. İstanbul zaten plansız büyüyen, depreme uygun olmayan yapılara sahip bir şehir. Şehrin altyapısı bırakın aşırı yağmuru, normalini bile taşımayı yetmiyor. Bu gerçeğe rağmen dere yataklarında fabrikalar, heyelan ve deprem riski yüksek bölgelerde ise hâlâ rezidanslar yükseliyor.
Oysa bırakın tek tek şehirleri artık dünya SOS veriyor.
Bir süredir COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, BM'ye kadar gitti ve ısrarla şu çağrıyı yineledi: "Dünya iklime dirençli şehirler kurmalı..."
Hatta önümüzdeki aylarda Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi'nin temasını da dünyanın bu acil ihtiyacı üzerine kurdu: "Artık söylem değil eylem zamanı..."
Aslında Türkiye erken harekete geçmemenin bedelini en son 6 Şubat depremiyle ağır ödedi. Oysa daha 2012 yılında Başkan Erdoğan, depreme karşı "kentsel dönüşüm" projesini başlatmış, meydan meydan anlatmış ama muhalefetin "rantsal dönüşüm" çığırtkanlığıyla önü kesilmişti. Bunun da bedeli ağır odu.
Bu bedelleri ödememek için, şehirleri iklime dirençli hâle getirmekten başka çare yok. Depremin sarstığı 11 şehirde bu yapıldı da. Birkaç ay önce Bakan Kurum, Ankara'da düzenlenen COP31 Yolunda İklim Dirençli Şehirler Zirvesi'nde ne yapıldığını şöyle anlattı:
"Yaptığımız 500 bine yakın evin tamamı iklim dirençlidir, sıfır atık uyumludur, enerji verimlidir. İnanın kolay değildi. Bunu yalnızca bir inşa başarısı olarak da görmüyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yaraları sarma, güveni yeniden kurma ve umudu ayağa kaldırma iradesi olarak değerlendiriyoruz."
Bakan Kurum, Türkiye'nin Asrın İnşa Seferberliği ve sosyal konut başarısını COP31'de örnek olarak sunacaklarının da altını çizdi:
"Tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini, yeni bir yol haritasına dönüştürdük ve deprem sonrası tasarladığımız sıfır enerjili bina konseptiyle enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu yüzde 38 azalttık."
Deprem bölgesinde hayata geçirilen bu yaklaşımın başta İstanbul ve İzmir olmak üzere özellikle deprem riski yüksek bütün şehirleri kuşatması gerekiyor. Şehir sakinleri ve sivil toplum örgütleri de şehrin milletvekillerini ve belediye başkanlarını bunu yapmaya zorlamalılar.
"Atmosferin pasaportu yok. Kuraklık sınır kapısında durmuyor. Sel, ülke seçip ayırmıyor" diyerek sanki bugün İstanbul'un, Sakarya'nın, hatta dünyanın yaşadıklarını özetleyen Bakan Kurum, şöyle devam ediyor:
"Hedefimiz çok açık ve net: Her şart, her zorluk altında çalışan çözümleri büyüteceğiz, taahhüdü projeye, projeyi yatırıma, yatırımı insana ulaştıracağız."
Bu anlayışı dünyaya duyurmakta kararlı olduklarını söyleyen Bakan Kurum, Antalya'da yapılacak COP31 için de şu mesajı veriyor:
"Antalya'da, dünyanın birbirine ne anlatacağını konuşmakla yetinmeyeceğiz; dünyanın birlikte ne yapacağını da bir insanlık borcu olarak ortaya koyacağız."
Türkiye'den dünyaya ulaşan bu yaklaşıma öncelikle kendi şehirlerimizden destek gelmeli...

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA