Dijital mecralara telif vermeyen, içeriklerden aslan payını cebe indiren ve dijital zorbalıktan geri adım atmayan Google, yine bir skandal hamleyle gündeme geldi. İngiltere'de televizyon izlenme oranlarını ölçen BARB'ın YouTube kanallarının televizyon ekranlarındaki izlenmelerini takip etmeye yönelik hamlesi Google'ı oldukça rahatsız etti.
BARB'ın Kantar Media iş birliğiyle yürüttüğü girişim kapsamında, en çok izlenen 200 YouTube kanalının izlenme verilerinin bağımsız biçimde ölçülmesini istedi. Yapılacak bu çalışmayla YouTube kanallarının televizyon ekranlarındaki izlenme sürelerinin ve izleyici sayılarının belirlenmesi, böylece dijital içerik üreticilerinin geleneksel televizyon yayıncılarıyla karşılaştırılabilmesi hedeflendi.

GOOGLE'DAN BARB VE KANTAR MEDYA'YA ENGEL
Yani YouTube kanalları da tıpkı televizyon kanalları gibi ölçülerek reklam verenlere bağımsız izlenme sunulabilecekti. Ancak bu girişim Google tarafından engellendi. Google, BARB ve Kantar Media'ya ölçüm yönteminin hizmet koşullarını ihlal ettiği gerekçesiyle ihtar gönderdi. Bunun üzerine YouTube kanallarının televizyon ekranlarındaki izlenmesini ölçen çalışmanın durdurulmasına karar verildi.
YOUTUBE'U NEDEN BAĞIMSIZ ŞİRKETLER ARAŞTIRAMIYOR?
Bağımsız şirketler tarafından bir ölçüm datası açıklanmasını istemeyen Google, üçüncü taraf araştırmalarına karşı olmadığını ancak YouTube'un API kurallarına ve hizmet koşullarına uyulması gerektiğini belirtti. Reklam verenlerin YouTube'un tek taraflı dataları yerine bağımsız şirket tarafından ölçülen verileri görmek istemesi de yine Google tarafından engellendi.
VERİLER BİLİNÇLİ OLARAK MI YÜKSEK GÖSTERİLİYOR?
Google'ın bu tavrı, tartışmaları da beraberinde getirdi. Televizyonla aynı reklam pazarında rekabet eden YouTube'a ait verilen geleneksel televizyon kanallarıyla aynı ölçütlerle ve bağımsız biçimde ölçülmemesi nedeniyle "Google'ın paylaştığı veriler ne kadar güvenilir?" sorusunu gündeme getirdi. Google'ın tek taraflı açıkladığı verilen bilinçli olarak 'yüksek' gösterildiği iddiaları da gündeme geldi.
Peki reklam pastasında TV'ler ile yarışan YouTube neden kendi ölçümlemesini yapıyor? Neden dışarıdan bağımsız bir denetçi tarafından araştırılmasına izin vermiyor?

Prof. Dr. Ali Murat KIRIK
YERLİ MEDYAYI ALGORİTMALARA BAĞIMLI HALE GETİRDİLER!
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, konuyu sabah.com.tr için yorumladı. Dijital tekelleşmenin ekonomik sorunların yanı sıra bir fırsat eşitsizliği yarattığını da belirten Prof. Dr. Kırık, "Google, YouTube ve Meta gibi küresel şirketler reklam gelirlerini, kullanıcı verilerini ve içeriklerin görünürlüğünü büyük ölçüde kontrol ederken yerli medya kuruluşları bu platformların algoritmalarına bağımlı hale geliyor. Büyük şirketler daha fazla veriye ve teknolojiye sahip oldukları için rekabette avantaj kazanıyor; küçük yayıncılar ve bağımsız içerik üreticileri ise görünürlük ve gelir elde etmekte zorlanıyor. Sonuçta dijital dünyada herkes aynı internete erişiyor gibi görünse de herkesin sesini duyurma, büyüme ve ekonomik kazanç elde etme fırsatı eşit değil. Bu nedenle dijital tekellere karşı rekabeti koruyan, yerli içerik üreticilerini destekleyen ve fırsat eşitliğini güçlendiren politikalar geliştirilmesi gerekiyor.
DENETİM VE ŞEFFAFLIK TARTIŞMALARI YENİDEN GÜNDEMDE
Mesela YouTube'a baktığımızda, karşımızda yalnızca video paylaşımı yapılan bir platform değil, aynı zamanda izleyici davranışlarını ölçen, içeriklerin görünürlüğünü belirleyen ve dijital reklam pazarından büyük gelir elde eden küresel bir şirket görüyoruz. YouTube'un kendi izlenme verilerini üretmesi ve bu veriler üzerinden reklam pazarında güçlü bir konum elde etmesi, bağımsız denetim ve şeffaflık tartışmalarını beraberinde getiriyor. Çünkü bir platform hem pazarın önemli aktörlerinden biri olup hem de kendi performansına ilişkin verilerin temel kaynağı olduğunda, bu ölçümlerin bağımsız biçimde doğrulanması önem kazanıyor. Burada mesele YouTube'un verilerinin yanlış olduğunu peşinen iddia etmek değil, açıklanan verilerin ne ölçüde bağımsız olarak denetlenebildiğini sorgulamaktır" ifadelerini kullandı.

"ADİL REKABET AÇISINDAN KABUL EDİLEMEZ"
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, televizyonlar ile aynı reklam pastasından pay alan YouTube'un izlenme performansını kendi ölçüm sistemi üzerinden ortaya koymasının 'adil' olmadığına vurgu yaptı. YouTube'un gerçek izleyici gücünün televizyonla aynı standartlarda ölçülmesi gerektiğini belirten Kırık, sözlerine şöyle devam etti:
Bu eleştiriyi somutlaştıran önemli bir örnek de İngiltere'de yaşandı. YouTube, 2025'te televizyon izlenmelerini ölçen BARB sistemiyle karşılaştırılabilir veriler sunulmasına katılmış, ancak 2026'nın başında Google'ın itirazları ve hukuki adımları sonrasında bu çalışma durdurulmuştu. Google, kullanılan yöntemin ve içerik verilerine erişimin koşullara uygunluğu konusunda itirazlarda bulunurken yayıncılar ve sektör temsilcileri, YouTube'un televizyon kanallarıyla karşılaştırılabilir ölçümden uzaklaşmasını eleştirdi. Bu örnek, bağımsız ölçümün neden önemli olduğunu gösteriyor. YouTube, televizyon kanallarıyla aynı bağımsız ölçüm sisteminde karşılaştırılmak istemediğinde, kendi açıkladığı izlenme verilerinin ne kadar şeffaf ve doğrulanabilir olduğu tartışması ortaya çıkıyor. Hem reklam pastasından pay alıp hem de izlenme performansını büyük ölçüde kendi ölçüm sistemi üzerinden ortaya koymak, adil rekabet açısından kabul edilmesi zor bir durumdur; çünkü YouTube'un gerçek izleyici gücü bağımsız denetimle televizyonla aynı standartlarda ölçülebilmelidir.
DİJİTAL PLATFORMLARA ESNEK REKLAM MODELİ!
YouTube gibi dijital platformlarla televizyon kuruluşlarını kıyas ettiğimizde birinci olarak, dijital platformlarla televizyonlar arasında istihdam ve yayıncılık yükümlülükleri açısından ciddi bir fark var. Televizyon sektörü muhabirinden kameramanına, editöründen teknik personeline kadar binlerce kişiye istihdam sağlıyor ve ciddi işletme maliyetleri üstleniyor. YouTube gibi dijital platformlar ise Türkiye'deki reklam pazarından büyük pay alırken aynı ölçüde istihdam ve yayıncılık yükümlülüğü taşımayabiliyor. Üstelik televizyonlarda reklam süreleri saat başına 12 dakika ile sınırlandırılmışken dijital platformlar çok daha esnek reklam modelleri kullanabiliyor. Bu durum rekabet koşullarının eşit olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

DİJİTALİN REKLAM PASTASI BÜYÜRKEN TV'LERİN 'SINIRLI'
Vergilendirme ve mali yükümlülükler açısından adil bir rekabet sağlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Kırık, "İkinci olarak, reklam pastasının dağılımına baktığımızda dijital mecraların payının büyüdüğünü, televizyonların ise daha sınırlı bir payla faaliyetlerini sürdürdüğünü görüyoruz. Televizyonun reklam gelirleri üzerinden yürüyen tartışmalarda, dijital platformların açıkladığı izlenme ve erişim verilerinin ne kadar şeffaf ve bağımsız biçimde denetlendiği de önemli. Bir platform hem reklam alanında rakip hem de kendi izlenme verilerini ölçen ve açıklayan taraf olduğunda, bu verilerin bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanabilmesi gerekir. Aksi hâlde reklamverenlerin bütçelerini hangi ölçütlere göre dağıttığı konusunda soru işaretleri oluşabilir.
Üçüncü olarak, vergilendirme ve mali yükümlülükler açısından da adil rekabetin sağlanması gerekiyor. Dijital hizmet vergisinin oranı ile televizyon yayıncılarının ödediği vergi ve diğer mali yükümlülükleri doğrudan aynı temelde karşılaştırmak doğru olmaz; çünkü vergi matrahları ve yükümlülüklerin kapsamı farklı olabilir. Ancak temel mesele açık: Aynı reklam pazarında rekabet eden kuruluşlar arasında düzenleme, denetim ve maliyet farklılıkları rekabeti bozacak boyuta ulaşmamalı. Benim burada vurguladığım nokta, dijital platformların engellenmesi değil; televizyonların kurallara ve sınırlamalara tabi olduğu bir ortamda, dijital platformlar için de şeffaf, hesap verebilir ve adil bir rekabet düzeninin oluşturulmasıdır" açıklamasını yaptı.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ YÜZDE 2,5'E DÜŞÜRÜLDÜ
Dijital hizmet vergisinin yüzde 5'ten yüzde 2,5'e düşürüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Ali Murat Kırık, sözlerine şöyle devam etti:
Bununla birlikte 2027'de dijital hizmet vergisinin yüzde 5'ten yüzde 2,5'e düşürülmesi, dijital platformların Türkiye'deki reklam gelirleri üzerinden ödediği verginin azalması anlamına geliyor. Burada yerli medya açısından kritik bir soru ortaya çıkıyor: Televizyon kuruluşları istihdam, haber üretimi, teknik altyapı ve yayıncılık yükümlülükleri gibi ciddi maliyetler üstlenirken küresel dijital platformların vergi yükünün azaltılması rekabet dengesini nasıl etkileyecek? Vergi indirimi dijital şirketlerin maliyetlerini düşürebilir; ancak bunun reklamverenlere, yerli medyaya veya içerik üreticilerine nasıl yansıyacağı kendiliğinden belli değil. Benim üzerinde durduğum mesele, dijital platformlara vergi indirimi yapılırken yerli medyanın üzerindeki mali ve düzenleyici yüklerin de adil rekabet açısından değerlendirilmesi gerektiğidir. Aksi hâlde reklam gelirlerinin dijital platformlara kaydığı bir ortamda, yerli medya kuruluşlarının gelirleri ve istihdamı üzerindeki baskı daha da artabilir.
Burada önemli bir ayrım var: Televizyon şirketleri için uygulanan yüzde 25 kurumlar vergisi, kâr üzerinden alınırken, dijital hizmet vergisi YouTube ve Google gibi platformların kapsama giren Türkiye kaynaklı gelirleri üzerinden hesaplanıyor. Dijital hizmet vergisi 2026'da yüzde 5, 1 Ocak 2027'den itibaren yüzde 2,5 olacak. Yani bu iki oranı doğrudan karşılaştırmak doğru değil; çünkü biri kurum kazancını, diğeri belirli dijital hizmetlerden elde edilen hasılatı esas alıyor. Ancak asıl tartışma, aynı reklam pazarında faaliyet gösteren şirketlerin toplam vergi yükünün ve diğer yükümlülüklerinin ne olduğudur. Televizyon kuruluşları kârları üzerinden kurumlar vergisi öderken yayıncılık, istihdam ve lisans gibi maliyetler de üstleniyor. Dijital hizmet vergisinin düşürülmesi ise diğer koşullar aynı kalırsa dijital platformların bu vergi kapsamındaki yükünü azaltacak. Bunun reklam fiyatlarına veya yerli medyanın gelirlerine nasıl yansıyacağı kesin değil. Bana göre devlet, yalnızca vergi oranlarını değil, yerli medya ile küresel dijital platformların toplam yükümlülüklerini ve rekabet koşullarını birlikte değerlendirerek adil bir denge kurmalı.
RTÜK'TEKİ DÜZENLEMELER YETERLİ DEĞİL
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, RTÜK düzenlemelerinin yeterli düzeyde olmadığına da dikkat çekti. "RTÜK Kanunu güncellenmeli, dijital yayıncılığın bugünkü koşullarına uygun hale getirilmeli ve küresel platformların hukuki sorumlulukları ile algoritmik şeffaflık yükümlülükleri güçlendirilmelidir" diyen Prof. Dr. Kırık, "2018 yılında internet yayınlarının RTÜK denetimine alınması önemli bir adımdı ancak bugün gelinen noktada bu düzenlemeler yeterli değil. YouTube, Instagram ve X gibi küresel platformlar artık yalnızca içerik paylaşım mecraları değil, reklam gelirlerini yönlendiren ve kamuoyunu etkileyen dev medya kuruluşları haline geldi. Üstelik bu platformların Türkiye'de elde ettikleri reklam gelirleri ve pazar payları konusunda bağımsız denetim ve şeffaflık tartışmaları sürüyor. Dijital Hizmet Vergisi gibi uygulamalarda beyan esasına dayalı sistemin bulunması da gelirlerin doğrulanması ve etkin denetimi konusunu önemli hale getiriyor.
TÜRKİYE'DE ELDE ETTİKLERİ GELİRLERİN ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE RAPORLANMASI ŞART
Burada temel mesele, yerli medyanın küresel platformlar karşısında korunması ve adil rekabet koşullarının oluşturulmasıdır. Türkiye'deki televizyon kuruluşları vergi, lisans, reklam düzenlemeleri ve denetim yükümlülükleri altında faaliyet gösterirken küresel platformların farklı koşullarda rekabet etmesi ciddi bir eşitsizlik yaratıyor. Türkiye'de elde edilen gelirlerin daha şeffaf biçimde raporlanması, bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve yerli-yabancı tüm medya aktörlerine adil yükümlülükler getirilmesi gerekiyor. Amaç yabancı platformları yasaklamak değil; Türkiye'nin hukukuna uyan, vergi sorumluluklarını yerine getiren ve hesap verebilir bir dijital yayıncılık düzeni kurmaktır. RTÜK mevzuatı çağa uygun biçimde yenilenmeli ve yerli medyanın ekonomik varlığını sürdürebileceği adil bir rekabet ortamı oluşturulmalıdır" dedi.
YOUTUBE'UN TEKEL KONUMA GELMESİ VE REKABETİN KORUNMASI VURGUSU!
YouTube'un pazarda geldiği tekel konumun ciddi riskleri de beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Kırık, şunları söyledi: Bir diğer risk de YouTube'un zamanla pazarda tekel konumuna yaklaşmasıdır. Bugün içerik üreticileri izleyiciye ulaşmak, reklam geliri elde etmek ve görünür olmak için büyük ölçüde bu platformun algoritmalarına bağımlı. Yarın YouTube, içerik üreticilerinden farklı lisanslar, ek ücretler ya da yeni kullanım koşulları talep ederse ne olacak? Böyle bir talebin bugün kesinlikle gündemde olduğunu söylemiyorum; ancak pazar gücü aşırı yoğunlaşırsa platformun kuralları tek taraflı belirleyebilmesi önemli bir risk hâline gelir. Bu nedenle rekabetin korunması ve içerik üreticilerinin haklarının güvence altına alınması gerekiyor.
Burada asıl çifte standart tartışması ortaya çıkıyor. Televizyon kanalları lisans ücretleri, yayıncılık mevzuatı ve çeşitli mali yükümlülüklerle faaliyet gösterirken YouTube gibi küresel platformların aynı pazardaki etkisi ve sorumlulukları da şeffaf biçimde değerlendirilmelidir. Türkiye'de internet üzerinden düzenli yayın yapan kuruluşlar için zaten RTÜK lisans düzenlemeleri bulunuyor; dolayısıyla YouTube'un gelecekte lisans bedeli talep etmesiyle devletin yayıncılardan lisans ücreti alması birbirinden farklı konular. Benim vurguladığım nokta şu: Reklam pazarında bu kadar güçlü hâle gelen bir platformun hem oyunun kurallarını belirlemesi hem de içerik üreticilerinin ekonomik geleceği üzerinde belirleyici olması, rekabet ve denetim açısından ciddi biçimde ele alınmalıdır.
İngiltere, 14 Mayıs 2026'da Ofcom aracılığıyla dijital yayın platformlarına yönelik yeni denetim kurallarını kamuoyuna duyurdu. 500 binin üzerinde aylık kullanıcısı bulunan Netflix, Amazon Prime Video ve Disney+ gibi platformların televizyon yayınlarına benzer içerik standartlarına tabi tutulması öngörülüyor. Düzenleme; zararlı içeriklerin sınırlandırılması, haberlerde doğruluk ve tarafsızlık, kişisel mahremiyetin korunması ve erişilebilirlik yükümlülüklerini kapsıyor. Kurallara aykırılık halinde para cezaları da uygulanabilecek. İngiltere'nin yaklaşımı, Türkiye'de de RTÜK mevzuatının güncellenmesi, küresel platformların daha etkin denetlenmesi ve yerli medya kuruluşlarıyla daha adil rekabet koşullarının oluşturulması gerektiğini gösteriyor.
TEK ÇÖZÜM KAPSAMLI BİR MEDYA POLİTİKASI
Dijital telif haklarını ve rekabet koşullarıyla ilgili kapsamlı bir medya politikasının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kırık, sözlerini şöyle sonlandırdı:
Bugün yerli medya kuruluşları haber üretmek için gazeteci istihdam ediyor, saha çalışması yapıyor ve ciddi maliyetlere katlanıyor; ancak bu içerikler Google aramalarında veya yapay zekâ özetlerinde kullanıldığında ziyaretçi doğrudan haber sitesine gitmeyebiliyor. Böylece içeriği üreten kuruluşun reklam geliri ve ekonomik sürdürülebilirliği zarar görebiliyor. Avrupa Birliği, profesyonel gazetecilik içeriklerinin büyük platformlarda korunmasına yönelik güvenceler getirirken Avustralya da dijital platformlarla haber kuruluşları arasındaki gelir paylaşımı ve pazarlık dengesizliğini gidermeye yönelik modeller geliştirdi. İkinci adım, dijital telif yasasını hayata geçirmek ve yerli medya kuruluşlarına içerikleri üzerinden adil gelir elde etme hakkı tanımaktır.
GOOGLE VE META'NIN REKLAM GELİRLERİ DENETİME AÇIK OLMALI
Bunun yanında Google ve Meta gibi şirketlerin Türkiye'deki reklam gelirleri bağımsız denetime açık olmalı; reklam pazarındaki payları, içerik üreticilerine yaptıkları ödemeler ve algoritmalarının haber sitelerine yönlendirdiği trafik şeffaf biçimde raporlanmalı. RTÜK mevzuatı yayıncılık açısından güncellenirken Rekabet Kurumu ve ilgili diğer kurumlar da sürece dahil edilmeli. Yerli medyayı korumak için dijital telif gelirleriyle desteklenen, bağımsız ve şeffaf bir medya fonu oluşturulması da değerlendirilmeli. Amacımız küresel platformları yasaklamak elbette olmamalıdır. Fakat; Türkiye'de kazanç sağlayan, içeriklerden yararlanan ve kamuoyunu etkileyen bu dijital platformların, şirketlerin adil vergi, telif ve hesap verebilirlik kurallarına uymasını sağlamak Türkiye'nin geleceği adına milli bir güvenlik meselesidir"