Z kuşağı, modern çağın en çarpıcı bilimsel tartışmasının merkezinde. Son haftalarda uluslararası kamuoyuna yansıyan kapsamlı analizler, dijital neslin klasik zekâ ve bilişsel performans ölçümlerinde ebeveynleri olarak kabul edilen X ve Y kuşaklarının gerisinde kaldığını ortaya koydu. Nörobilimci Dr. Jared Cooney Horvath ve çalışma ekibinin farklı ülkelerde uygulanan standartlaştırılmış bilişsel test verilerini karşılaştırarak hazırladığı değerlendirme, yaklaşık bir asırdır her nesilde artış gösterdiği kabul edilen ortalama IQ eğrisinin ilk kez aşağı yönlü sinyal verdiğini ortaya koyuyor. Dikkat süresi, okuma-anlama, matematiksel akıl yürütme, soyut düşünme ve problem çözme alanlarında gözlenen düşüş, farklı bir tartışmanın fitilini ateşledi. Uzmanlara göre mesele yalnızca bir puan gerilemesi değil; öğrenme biçiminin, zihinsel derinliğin ve odaklanma refleksinin dönüşümü söz konusu. Yani mesele biyolojik değil, çevresel etkenler ve zihinsel değişim... Bu tablo, eğitim politikalarından aile içi disipline, ekran süresinden öğretim yöntemlerine kadar geniş bir alanı ilgilendiren yeni bir sorgulamanın kapısını aralıyor.
VERİLER TERSİNE DÖNDÜ
Bilim dünyasını sarsan araştırmalar, Z kuşağının bir önceki nesil olan anne babalarından daha düşük zekaya sahip bir kuşak olduğuna işaret ediyor. İnternet çağ kuşağı, kendinden bir önceki neslin zeka seviyesinin altına kalan tek nesil olarak öne çıkıyor. Dünya bilim çevrelerinde uzun süredir konuşulan ancak son verilerle birlikte somut bir tartışmaya dönüşen mesele şu: Z kuşağı gerçekten ebeveynlerinden daha mı az zeki? Nörobilim alanında çalışan Dr. Jared Cooney Horvath'ın öncülüğünde yapılan ve farklı ülkelerdeki standart IQ ve bilişsel performans testlerinin nesiller arası karşılaştırmasına dayanan analiz, bu soruyu ilk kez bu kadar net biçimde gündeme taşıdı. Yirminci yüzyıl boyunca "Flynn etkisi" olarak adlandırılan ve her yeni kuşağın bir öncekine göre ortalama olarak daha yüksek zekâ puanı aldığı kabul edilen eğilim, son veriler ışığında duraksamış hatta tersine dönmüş görünüyor. Analizde özellikle dikkat çeken başlıklar; gençlerin dikkat süresindeki kısalma, uzun metinleri anlama ve yorumlama becerisindeki zayıflama, temel matematiksel muhakeme alanındaki gerileme ve soyut problem çözme refleksindeki düşüş oldu.
ALARM ZİLLERİNİ ÇALDIRAN BİR GERİLEME
Uzmanlar, Z kuşağının dünyaya gözünü ekranla açan ilk nesil olduğuna dikkat çekiyor. Tabletle büyüyen, sosyal medya algoritmalarıyla şekillenen, kısa video kültürüyle bilgi tüketen bir nesilden söz ediyoruz. Bilgiye ulaşmak için ezber yapmak zorunda kalmayan, arama motorlarına güvenen, saniyeler içinde cevap bulan bir kuşak. Ancak mesele tam da burada düğümleniyor: Hızlı erişim, derin kavrayışı gölgede mi bıraktı? Sürekli uyarana maruz kalmak, odaklanma kasını zayıflattı mı? Çoklu ekran kullanımı, zihinsel dayanıklılığı aşındırdı mı? Bir başka çarpıcı nokta ise şu: Z kuşağı bilgi çağının en donanımlı nesli olarak görülüyordu. Sınırsız veri, küresel bağlantı, teknolojik beceri... Ancak klasik zekâ testleri, bu avantajların analitik düşünme ve soyut muhakeme alanında aynı oranda karşılık bulmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tabloyu tek cümleyle özetlemek mümkün: İnsanlık tarihinde ilk kez bir kuşağın ortalama bilişsel performansı, ebeveynlerinin gerisinde kalmış olabilir. Bu, alarm zilleri çalan bir gerileme mi, yoksa zihinsel gelişimin farklı bir yönü mü? Şimdi gelin hep birlikte uzmanlara kulak verelim. Ve bu girift meseleyi nasıl değerlendirdiklerini okuyalım...
DİKKAT EKSİKLİĞİ ÖNEMLİ
Prof. Dr. Psikiyatrist Kemal Sayar, "Bence bugün çocukların testlerden aldığı puan değil, çocukların dünya ile kurdukları ilişki de yavaş yavaş değişiyor. İnsanın iç gürültüsü hiç bitmiyor. Kapılarımız sürekli açık. İnsanlar sürekli uyarılıyor. Aceleye alıştırılmış zihinlerimizin bir hikmete, bir bilgeliğe ulaşması giderek zorlaşıyor. Belki de zeka düşüyor dediğimiz şey, iç dünyamızın daralmasından ibaret. Modern çağda dikkat giderek parçalanıyor. Dikkatini toplayamadığı için insan yeterince iyi düşünemiyor. Hız yüceltiliyor, yavaşlık değersizleştiriliyor, sessizlik neredeyse unutuluyor. Okul çocuğa dikkati öğretmeye çalışıyor. Hayat ise dikkati dağıtıyor. Kitap sabra çağırır insanı, dünya ise aceleyi ödüllendiriyor" dedi.
DERİN OKUMA VE ÖĞRENME AZALDI
Zekaya olan ihtiyacın gün geçtikçe azaldığını kaydeden Prof. Sayar, "Zeka düşmüyor belki de zekaya olan ihtiyaç azalıyor. Bizim yerimize algoritmalar düşünüyor, navigasyon yön buluyor, yapay zeka bizim yerimize sosyal medya postlarımızı yazıyor. Ve bizim adımıza sistem bir şeylere karar veriyor. İnsan seçen, irade gösteren değil, izleyen bir varlığa dönüşüyor. Sorun belki de okulda değil ama hayatın mimarisinde. Dikkatimizi dağıtan şeyler çoğaldı. Düşüncenin yerini malumata bıraktığı, hafızanın dışarda protez hafızalarla sağlandığı, yani google basmakla bir şeyleri hızlıca buluyoruz mesela. Derinliğin yerini görünürlüğün aldığı bir dünyada yaşıyoruz. İç dünyalar sığlaşıyor. Dikkat, tefekkür, hikmet azalıyor. Çağımızın en önemli problemi dikkatin parçalanmasıdır. İnsanlık tarihinin bu döneminde daha büyük ölçekte parçalanıyor" ifadelerini kullandı.
BİLGİ HER YERDE AMA BİLGELİK YOK
Dijital kültürün mahiyetine atıfta bulunan Sayar, "Dijital kültürde, hız var yüzeysellik var. Anlık hazlar var. Zihinsel derinliğe bir türlü ulaşamıyoruz. Bence insan zihnini dünya ile kurduğu ilişki de değişiyor. İnsanlar daha önceden daha az uyaranlarla yaşıyordu. Kendi başına kalabiliyordu. Daha fazla okuyabiliyordu. Düşünceyi bir iç mekan olarak tecrübe edebiliyordu. Bugünün insanı ise yalnız kalamıyor. Derinleşemiyor. Düşünmek yerine ani tepkiler veriyor. Okuma ve derin öğrenme azalıyor. Uyku azalıyor. Uyku azaldıkça öğrenme azalıyor. Bilgi artık her yerde ama bilgelik yok. Bilgiler arasında bir rabıta kurduğumuz ilişkilenme tarzından mahrum kalıyoruz. Ben Z kuşağının daha az zeki değil de, farklı türde zekalar gösterdiğini düşünüyorum. Yeni nesillerde belirsizlik karşısında kaygı artıyor. Problem çözme becerileri azalıyor. Uzun metinle uğraşma azalıyor. Sözel muhakeme, kavramsal derinlik bunlarda azalma oluyor. İnsanlar 15-20 saniyelik kısa videolarda avutulduğu bir çağda başka neyi bekliyorduk. Bunu kendimize sorabiliriz. Dijital dikkat, dikkati parçalıyor.
SABIRSIZ VE KAYGI YÜKLÜ BİR KUŞAK
Klinik Psikolog Fatmanur Pekacar, "Dr. Jared Cooney Horvath paylaştığı bilgilere göre günümüz kuşağının ilk defa ebeveynlerinden daha az zeki olduğunu söylüyor. Uzun yıllardır en başından itibaren her kuşak bir önceki kuşaktan bilişsel beceri ve zeka seviyesi olarak daha yüksek bulunurdu. Z kuşağı ile beraber bu düzen son bulmuş olarak görünüyor. Flynn etkisi, sonraki nesillerin uygulanan zekâ testlerinde önceki nesillere kıyasla daha yüksek performans sergilemesi durumunu ifade eder. Sorun biyolojik bir gerilikten çok zihinsel ortamın değişimi olabilir. Z kuşağı uyarılma ortamında gelişim gösteriyor. Bu kuşağın ekransız bir yaşam deneyimlemediği unutulmamalıdır. Z kuşağının devamlı olarak uyarana maruz kalması dikkat ve odak problemi gerilemesine sebep olabilir. Bu kuşağın bilişsel sistemi sürekli yüksek uyaran yüküne maruz kaldığını gözardı etmemek lazım. İnternetin yaygınlığı ile beraber bilgiye hızlı bir şekilde ulaşmak kolaylaştı. Sayfalarca yazı okumaya sabır azaldı. Z kuşağı sosyal medya sayesinde sürekli olarak kıyasın içinde. Günümüzde Z kuşağı sosyal kıyas ve gelecek kaygısı altında. Bu kuşak, ebeveynlerine göre daha çok uyarana maruz ve daha kaygı yüklü. Z kuşağı ebeveynlerine göre farklı bir zihinle hayata uyumlanıyor.
FARKLI BİR DÜŞÜNCE TARZI GELİŞTİRMİŞ OLABİLİRLER
Prof. Dr. Ali Murat Yel yeni neslin farlı bir düşünce tarzı geliştirmiş olabileceğine işaret ederek "Flynn etkisi olarak bilinen nesiller arasında zeka seviyesinin her 10 yılda bir yaklaşık 3 puan arttığına işaret eden James Flynn bunun sadece zekaya yönelik bir konu olmadığını, düşünce tarzında bir değişiklik olduğunu iddia etmişti. Belki bugün bizim de rahatlıkla gözlemleyebileceğimiz gibi genç nesiller belki somutta soyuta giden bir düşünce tarzı geliştirebildiler. Maruz kaldıkları sosyal medya ve internet ortamı onları uzun yıllar alacak eğitimle elde edilebilecek bilgilere kısa sürede ulaşmalarını sağladı ve belki bu sebeple zeka ölçen testlerde daha kolay başarılı olmuşlardı. Eğitim, teknoloji ve modern hayatın karmaşası da bunda etkili olmuş olabilir. Yani, gerçek zeka artmamış ama testlere yönelik hazır olma halleri ve becerileri artmıştır" dedi.
AKILLI OLAN İLE ZEKİ OLMA ARASINDAKİ FARK
Prof. Yel de 'uyarıcı' etkenlerin fazlalığına dikkat çekerek, "Çevresel faktörler baskın rol oynuyor. Medya tüketiminin artışı, daha az okuma, daha fazla ekran, yetersiz beslenme veya sağlık sorunları. Tavan etkisi (beslenme ve eğitim iyileşmelerinin doygunluğa ulaşması) ile göç veya eğitim sistemindeki değişiklikler de etkili. Kısaca medya etkisi ve sosyal faktörler bu durumu biraz açıklayabilir. Ya da 'akıllı olma' ile 'zeki olma' arasındaki fark giderek daha fazla görünür hale gelmiştir. Yani, yeni nesil belki ebeveynlerinden daha zeki olabilir ama bunu soyuttan pratiğe geçirmede daha az beceri sahibi olmalarıyla açıklanabilir." değerlendirmesinde bulundu.
ARAŞTIRMA SONUÇLARI EKRANA İŞARET EDİYOR
Dr. Horvath'ın araştırmasının sonuçları ekrana işaret ediyor. Ünlü doktor tarafından ABD senatosuna sunulan çarpıcı raporda, düşüşün biyolojik bir gerilemeden ziyade tamamen çevresel koşullardan kaynaklandığı sıralanıyor. Ve şu ana başlıklara işaret ediliyor.
EĞİTİMDEN TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI: Sınıflarda tablet kullanımının artması, derinleşmeyi engelliyor.
EKRAN SÜRESİNİN ARTIŞI: Gençlerin günün yarısını ekran karşısında geçirmesi beynin kapasitesini azaltıyor. Yüzeysel bilgiye kapı aralıyor.
İNSAN ETKİLEŞİMİNİN KAYBOLMASI: Ekran üzerinden iletişim sosyal öğrenmeyi zedeliyor.
ODAKLANMA VE HAFIZA SORUNLARI: Sürekli bölünen dikkat süreleri hafızayı zayıflatıyor.