"FİLİSTİN DEVLETİ'NİN VÜCUT BULACAĞI GÜNLERİ GÖRECEĞİZ"
Başkan Erdoğan, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarını belirterek, şunları kaydetti:
"Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz."
"KARDEŞ SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
Suriye'nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir yola girdiğini dile getiren Erdoğan, "Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz." dedi.
Irak'la ilişkilere de değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bir diğer komşumuz Irak'ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak'la işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ise Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum."
"KIBRIS TÜRK HALKININ MARUZ KALDIĞI İZOLASYON SON BULMALI"
Başkan Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inandıklarını dile getirerek, "Ege ve Doğu Akdeniz'de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrar adası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Erdoğan, "Ülkemiz, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir." dedi.
Başkan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye'nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB'den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformu'nda işbirliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın (İlham) Aliyev ile Sayın (Nikol) Paşinyan'ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz."
"LİBYA'DA İSTİKRAR VE SÜKUNETİN KORUNMASI ÖNCELİĞİMİZ"
Türk Devletleri Teşkilatının yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel işbirliği modeli haline geldiğine dikkati çeken Erdoğan, 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13'üncü Liderler Zirvesi'nin Teşkilatın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi.
Erdoğan, aralık ayında Libya'da düzenleyecekleri 4'üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin 20 yılı aşkın süredir geliştirdikleri kurumsal ortaklıklarının sembolü olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Güney Asya'da Keşmir meselesi dahil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan'da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi'mizle, Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz."
Başkan Erdoğan, herkesin rızkını, yaşam kaynağını tabiattan aldığını ancak dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğunu belirtti.
Hava, su ve toprağın yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini ifade eden Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken, ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına dikkati çekti.
Bu yıl kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacaklarını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir 'Uygulama COP'u, özellikle COP31'i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik haline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.
Eşim Emine Erdoğan'ın 2017'de 'Dünya ortak evimizdir' diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum."
"İSRAFIN ÖNLENMESİNE KATKI YAPMAYA HAZIRIZ"
Başkan Erdoğan, iklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlikenin de tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.
Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğine, 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker'i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum."
Başkan Erdoğan, dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını belirterek, Batı'da veba gibi yayılan İslam düşmanlığının bunların en başında geldiğini söyledi.
Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığına işaret eden Erdoğan, "Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz." diye konuştu.
"GERÇEKLER ELBETTE BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDECEK"
Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:
"Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekada da karşılaşıyoruz. Yapay zeka için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir."
Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zeka Sözleşmesi'nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesinin önemine vurgu yapan Erdoğan, "Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum." dedi.
"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAYIZ"
Şair merhum Sezai Karakoç'un "Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar." şiirini seslendiren Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabb'im yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum."
Haber Girişi
Muhammed Emin Akyıldırım - Editör